 |
Doğal Bilinç Nasıl Bilir?
Doğal bilinç duyusalın varlık olduğunu düşünür. Ama Varlığın duyusal olarak algılanamayacak olması ölçüsünde, bu duyusal bilinç gerçekte hiç kuşkusuz düşünsel bilinçtir, ve önesürümünün kendisi düşünsel olandan, bir çıkarsamadan başka birşey değildir. Bu bilinç bu bilgelliği ile görgücülük dediğimiz şeyi üretir.
Felsefe Doğal
Bilinç ile
karşıtlık içinde durur, çünkü bu ‘tasarımsal’ bilincimiz, bu gündelik
bilgimiz Gerçeği bilmez, Yanlışı bilir, baştan sona tam olarak ve saltık
olarak sanılarla doludur, tüm içeriğine Bilgi Kavramına uygun hiçbirşey bulunmaz. İki kere ikinin
dört ettiğini bilir ama Sayı kavramını bilmez. dx/dy oranından haberi
vardır, bunu kullanır, ama sonsuz küçüklüğü ve bunun ilişkilerini bilmez.
Noktanın ‘parçası olmayan’ olduğunu, atomun ‘bölünemez olan’ olduğunu
da bilir, ama bu tasarımların ötesine geçerek Kavramın ne olduğunu, nasıl
çıkarsandığını, nasıl tanıtlandığını bilmez. Devletten haberi vardır,
ama ona ilişkin ‘bilgisinin’ boş ve değersiz olduğunu dolaysızca gösteren
bir kuramlar bolluğu ile donatılıtır, ve Devlet kavramının nasıl çıkarsandığını,
aile, toplum, yasa, dünya-tarihi gibi başka kavramlarla ilişkilerini hiçbir
biçimde bilmez. Doğal Bilincimiz, edimsel olarak bütün bir insanlığın
bugün de kendi özüne, kendi gizilliğine uygün düşmeyen bu bilinç biçimi bilginin oluş sürecinde geçici biçimlerden başka birşey taşımaz. Bu sonlu, tasarımsal, eksik içeriğin herhangi
bir biçiminde diretmek insanın ve insanlığın, genel olarak Tinin tüm gizilliğinin
tam açınımının önünde duran başlıca ve biricik engeldir. Tin özgürlüğe
yürüyüşünde değişimi kendi kendisinden söküp almalıdır.
Bu bilinç bu tutucu, zayıf, yetersiz biçimi ile Felsefe yapma girişiminde de bulunur. Bu genel olarak Görgücülük dediğimiz bakış açılarına kitlenir, çünkü bilginin, kendi içeriğinin duyusal-deneyimsel kökenli olduğu yanılgısından kurtulamaz. Ona göre bilginin kökeni en sonunda düşünsel-kavramsal değil ama duyusal-algısaldır. |
 |