Kavramlar (Tüzel; Törel; Ahlaksal)
Aziz Yardımlı
2008 — İdea Yayınevi
 
 
 

_Gelişme

 
 
 

Gelişme ve Etik

Birşey salt kendisi ise değişemez. Değişim birşeyin kendisi ve kendisinden başka birşey olmasını gerektirir. Salt kendisi olanın (A = A) sonsuza dek kendisi kalması gerekir, ki olanaksızdır, çünkü kendisi olmak başkası olmamak, böylelikle onunla olumsuz ilişki içinde olmak, onunla ayrılmaz birlik içine olmaktır. Birşey saltık olarak Başkasıdır. Gelişme salt Değişmeden daha çoğudur. Birşey bir gizillik kapsadığı zaman, kendinde Şey olduğu Şeyden daha başkası olduğu zaman Gelişmeden söz edebiliriz. Gelişme birşeyin gizil olarak ya da kendinde ne ise o olması demektir. Bir olumsuz Varlığın, henüz olmayanın olgusallık kazanması, olumlu Varlık olması demektir. Gelişmenin raslantısal bir değişim değil ama ereksel olduğunu, bir Erek varsaydığını çıkarsamak güç olsa da, çıkarsamayı kavramak güç olmamalıdır. İnsan durumunda Gelişme onun gizilliğinin, yetilerinin açınmasından başka birşey değildir. Tin insanda düşünme yetisi, moral yeti ve estetik yeti olarak bulunur. Yeti açınmamış, gelişmemiş, salt kendinde olabilir. İnsan büyür. İnsanlık da büyür. Büyümesi dışsal bir güdü gerektirmez, çünkü gizillik İlke ve Erektir. Gereken tek şey engellenmemesidir.

Türbin Rotor, ABB. Bu uygulayımsal bilginin, yüksek nitelikli emeğin bir başyapıtıdır. Doğa + Anlaktır; duyusal Özdek + kültürel Biçimdir; ya da, doğa + doğa-üstü ya da doğa-ötesi dediğimiz şeydir. İnsan düşüncesinin özdeksel Doğa üzerine yansımasıdır. Ama eşit ölçüde de bir TÖRELLİK başyapıtı, insan Erdeminin bir cisimselleşmesidir. Bunda da doğa-üstü ve doğa-ötesidir, meta-fizikseldir. Sayısız sözleşme, yükümlülük ve kuralın uygulaması olmaksızın üretilemez. Ve gene de politik süreçte bir yoketme aygıtının parçası olabilir. Modern Törellik belirli modern törelliktir. Henüz Kavramına bütünüyle karşılık düşmez.

Doğal bilinç Gelişmenin birincil olarak materyal bir sorun, bir teknoloji sorunu olduğu düşünür — ve haklıdır, ama ancak ahlaksal ve törel olarak gelişmemiş bir kültürün de örneğin nükleer bomba yaparak gelişmişliğini tanıtladığını sanması kadar. Gelişmenin üstyapı denilen şey ile ilgisi en çoğundan ikincil bir konuymuş gibi düşünülür — eğer herşeye karşın düşünülecek olursa. Oysa Tarihsel Materyalist ideolojide bile, ironik olarak, Devrim denilen şeyin kendisi bir Erk değişimi olduğu düzeye dek politik, böylece özsel olarak etik bir sorundur, özdeksel değil. Gelişmenin koşulu sayılan devrimin kendisi bile baştan sona tinsel bir olgudur. Terörü ve şiddeti uygulayanlar silahlar değil ama despotik ve düşüncesiz de olsa bir istenç biçimidir.

Gelişme hiç kuşkusuz bilim ve uygulayımbilim kavramlarının da özünde yatar. Ama önemli olan şey altyapının, salt teknolojinin kendiliğinden gelişmesi gibi bir materyalist buluşun geçersiz olduğunu görmektir. Teknoloji özerktir demek onu insan istencinin dışında ve üzerinde bir fetişe çevirmektir. Böyle soyutlamalar ancak analitik düşünce tarafından başarılabilir.

 

 
  _Özgürlük  
 
 
 
"Tüm insanlar özgür doğar. Ama ..." özgür olduklarının bilincine varmalıdırlar. Ancak Özgürlüğünü bilmeyen insan özgür olamaz.
Özgürlük Kavramının ne olduğunun bilinmediği söylenir. Ama benzer olarak Özdek, Uzay, Sayı, İyi vb. gibi kavramları bildiğimizi de söyleyemeyiz. Giderek bir düşünür Varlığın, bu en yalın, en soyut, en arı, en boş kavramın bile ne olduğunu bilmediğimizi düşünür. Bir Kavramı bilmek için kendisinin yeterli olmadığını düşünürüz ve onu kendisinden başka terimlerle bilmeyi isteriz. Ama bu doğru değildir. Örneğin "Özgürlük" x'tir dediğimiz zaman onu x yaparız, ama x bu Özgürlükten başka birşeydir. Bir Kavramı bilmek, gerçekte, onu başka Kavramlar ile bağıntısı, logosu içinde, dizgesel bütündeki yeri içinde bilmek demektir. Bu kurgul düşüncenin, kavramsal düşüncenin işidir.

Bir kavramı bilme isteği, sıradan bilinçten geldiği düzeye dek, onu tasarımsallaştırmak, görgülleştirmek, giderek duyusallaştırmak, kendisinden başka birşey yapma isteği demektir. Kendinde Kavram ise bu bozulmadan başka birşeydir. Onda ilkin kendisinden başka düşünülecek hiçbirşey yoktur. Ve gerekli olan tek şey onun başka Kavramlar ile ilişkisini doğru olarak kurmaktır.

Özgürlük İstençtir, Duyunçtur. İstenç kavramını İstenci özgür görmeksizin düşünemeyiz. Bu yüzden ancak kendi İstençlerini bilen insanların özgür olduklarını, ancak özgür insanların kendi istençlerini politik Güç yapabileceklerini söyleriz. Politik Güç ise Yasadır, bireysel bir özenç, keyfi istenç diyebileceğimiz şey değil. Bu nedenledir ki Devlet ussal genel İstençtir, istençsiz kitlenin özencinin üzerindedir. Özgürlüğün Kavramında başkasında kendini bulma gibi bir bağıntı çıkarsarız. Bunu Yasa durumunda uygularsak, yasa ilkin benim için başkasıdır, yabancı bir güçtür ve durum gerçekten böyle ise özgür değilimdir ve yasa bana dışsal bir baskı aracı olarak görünür. Ama Yasa benim kendi İstencim ise, benim için sözcüğün en gerçek anlamında Özgürlük dediğim şey olur.

Özgürlük Duyunçtur, çünkü Duyunç dokunulamaz öznellik, içselliktir. Duyuncumu herşeyin üzerine, Yasanın, Devletin, tüm yargıların vb. üzerine, tutkuların, eğilimlerin, dürtülerin vb. yükseltebilirim, çünkü saltık olarak hiçbirşey ona ulaşamaz. Duyuncum neyin İyi ve Doğru olduğunu yargılayacak olan saltık yetidir. Önemli olan şey Duyuncumun benim kendimin olmasıdır. Ama Duyuncum bilgimle, bilgeliğimle orantılı olarak iyidir, doğrudur. Ve gelişmesi için Özgürlüğün kendisinden başka hiçbirşeye gereksinmez.

Halk genel olarak eğitimsizdir, bilgisizdir. Ama aynı törel eğitimsizliği entellektüel de eşit ölçüde paylaşır. Entellektüel bilgisizlikte halkın gerisinde kalmaz, çoğunlukla bütünüyle boş şeyler düşünür, çünkü bildiği kavram değil ama tasarımdır. Yurttaş bilgedir, çünkü Yasayı kendi İstenci olarak bilir ve yalnızca kendi İstencini Yasa yapar. Özgürlük, İstenç ve Yasa arasındaki birliği ya da bağı göremeyen aydın bilinç Devleti görgül devlet olarak, salt pozitif birşey olarak, giderek kişilerin, kümelerin keyfi istençleri olarak, özençleri olarak görür. Devletin despotizmden daha iyi birşey olabileceğini düşünemez.

İnsan kendi kendisinden başka bir sorumlu aramada direttiği düzeye dek Suçları da sürecektir, çünkü suçlu şu ya da bu birey, kabile, sınıf, ulus vb. değil, ama evrensel Tinin, Dünya-Tininin, İnsanlığın kendisidir, çünkü Tin özgürdür, İstenci kendisine aittir, ondan sorumlu olan yalnızca onun kendisidir. İnsanlığı sorumluluğu her zaman dışsal olan bir etmene, bir egemen sınıfa, hükümetler, despotlara vb. yüklenecek bir moron olarak gören bakış açısı ancak özgürlük bilincinden yoksun bu halk bilincinin kendisi olabilir. Bu bilinç insanlığın — sömüren, ezen, yokeden insanlığın — şimdiki bilincidir. Sömürülmesi, ezilmesi, yokedilmesi ancak özgür olduğu düzeye dek kendi sorumluluğu olabilir. Ve Tin kendinde özgürdür. Bu onun özgürleşmesinin olanağı ve zorunluğudur. Özgürlük dışsal bir güçten kazanılabilecek birşey değildir.

 

 
  _Etik (Törellik; Törebilim)  
 
 
Etik insan ilişkilerinin belirleniminin bilimidir. Biraz açındırırsak, bir bütün olarak bireysel İstençlerin birbirlerine karşı alması olanaklı biçimlerin bilgisidir. Homo sapiens (hem insan türü olarak varoluşunun başlangıcında, hem de bireysel insan olarak yaşamının başında) dünyaya törel olarak belirlenimsiz, ama törel olarak belirlenme yetisi ile donatılı gelir. Bu gizil belirlenimin tam derinliği içinde gelişmesi, asıl eğitim dediğimiz süreç yoluyla ereksel-ideal biçimine ulaşması Tarih olan sürecin tamamlanmasını gerektirir. Bu nedenledir ki gelişmeyi yarı yolda durduran kültürlerin (Çin, Hindistan vb.) dünya-tarihsel önemleri ve değerleri yoktur. Platon ve Aristoteles Törebilimi bireyin içinde olduğu toplumsal aşamada Erdeme, törel karakter idealine ulaşmanın aracı olarak gördüler. Platon ve Aristoteles her ikisi de insanların evrensel olarak özgür doğdukları, özsel olarak özgür oldukları kavramından yoksundular. İkisi de köleliği doğruladı. Ve evrensel bir insan doğası kavramları ve dolayısıyla bir Tarih kavramları olmadığı için, törel karakter idealini insanlığın evrensel belirlenimi olarak göremediler, Erdemi yalnızca kendi çağlarının eşitliksiz, parçalı toplumsal yapısı zemininde bireysel karakter ideali olarak anladılar.

Törel töz olarak İstenç tümünü de Karakter başlığı altına aldığımız belirsiz bir çoklukta ilineksel biçime dağılır. İstencin gerçek biçimine karşılık düşmeyen bu yetersiz biçimler anlamlarını, değerlerini (ya da bunların olumsuz-Varlıklarını) gerçek biçime göre belirlerler. İdeal Erdemdir: Platon'un ayrıştırdığı gibi, Türe, Bilgelik, Yüreklilik, Ilımlılıktır. Homo sapiens, ya da her bir insan, bu belirlenimlere yeteneklidir. Erdem Mutluluktur.

 

 
 

_Yurttaş Toplumu ...

 
 
 

... ve Aydın

 
Modern kültürde 'Halk' ile bir tiyatroda vb. karşılaşılır. Bireyler Devlet ile ilişkilerinde 'Halk' değil, ama 'Toplum,' daha doğru olarak 'Yurttaş Toplumu'durlar.
Yurttaş Toplumu halk ya da kitle ya da sınıf değildir. Modern Toplumun bireysel özgürlük üzerine kurulu olduğu düzeye dek, orada bireyler her biri kendi Duyunç ve İstenç özgürlüğü ile eşit kişilerdir. Devletin onların genel-ussal İstençleri olduğu düzeye dek, birbirlerinden daha güçlü ya da daha güçsüz değildirler; birbirlerinin astı ya da üstü değildirler; ayrıcalık, öncelik, kayırma gibi belirlenimlerden bağışıktırlar. Orada Egemen olan Yasadır, ve Yasa Yurttaş Toplumunun istenci olarak tüm bireyleri kişiler olarak eşitleyen saltık Güçtür.

Bu eşitlik ve özgürlük zemininde, Yurttaş Toplumunun Aydına gereksinimi yoktur. Törel Gelişmenin bir göstergesi Aydının ortadan kalkmasıdır. Aydın kendini halkın geriliği zemininde vareder. Halkın istençsizliği, özgürlük bilincinden yoksunluğu Aydının Gücüdür. Bu düzeye dek, Aydın ön-modern gelenek kültüründen Yurttaş Toplumuna sarkan bir kalıntı, kendisi modern özgürlük bilincinden yoksun ve kentlilik ile bağdaşmayan despotik karakterdir. Aydınlık Karanlık ile karşıtlık içinde belirlenir. Aydın gereksindiği Karanlığı halka özgü gelenek ve boşinanç kültüründe bulur. Buna karşı Yurttaş Toplumunda her bir birey kendi ışığını kendi duyuncundan ve usundan türetir ve dışsal Aydınlanmaya gereksinmez. Bunun dışında, Aydın kendini bilgi ile — örneğin matematik, kimya, fizik, giderek felsefe üzerine bilgi ile değil — ama yalnızca boşinancın üzerinde olma karakteri ile belirler. Bu üstünlüğün ona kendi tekil duyuncunu başkalarına dayatma yetkisini verdiğini düşünür. Kendinde gerekirse Zora ve Şiddete başvurma hakkını taşıdığını düşünür. Sorun Aydının halkın duyuncunu gasbetmesi değildir. Sorun Aydının bildiği biricik törelliğin yararcılık töresi olması, böylece gerçekte töresizlik olmasıdır. Bu 'etik' temelinde ırkçılık bile moral bir sorun değil ama bir yararlık sorunudur. Avrupa'da John Locke, David Hume, Jeremy Bentham, Voltaire ve Aydınlanmanın asıl tinine ait daha başka sayısız düşünür — tümü de Usu, Duyuncu, Evrensel İnsan Haklarını tanımayan görgücülerdi. Giderek kuşkucu Kant da haklı olarak Aydınlanma düşünürleri arasında sayılır, çünkü tüm öznel ahlak felsefeciliğine karşın kuşkucu felsefesi ussal bir törellik çıkarsamaya saltık olarak uygun değildi.

Aydın boşinançlı Halkın zorunlu karşısavıdır. Ama boşinancın ortadan kaldırılması değil, tersine onun doğrulanmasıdır. Bu düzeye dek Aydın kendi kavramı, e.d. varlık nedeni gereği, çelişkinin ortadan kalkmasını değil, ama sürdürülmesini temsil eder. Aydın Avrupa'da ortadan kalkmış, aslında dönüşmüştür. Pozitivizm Aydınlanma ile aynı görgücü temeller üzerinde durur. Nihilizm Aydınlanmanın Deizminin Ateizme dönüşmesinin sonucudur.

 

 
 

_Mülkiyet

 
 
 

Mülkiyet bir Şey üzerindeki tanınmış İstençtir.
Mülkiyet Hırsızlık değildir, çünkü Hırsızlık daha şimdiden Mülkiyeti varsayar.

Mülkiyet tinselliktir. İstençte varolur. Belirli bir İstençtir.

Mülkiyet Şeyin İstencimin altında olmasını, 'benim' olma belirlenimini, bu tinselliği taşıdığını anlatır. Benim olan Şey ile dilediğimi yaparım — onu kullanırım, tüketirim, onunla yokederim ya da varederim, onunla sömürürüm ya da iyilikte bulunurum, onu yokedebilirim, satabilirim, armağan edebilirim, vb. O benimle hiçbirşey yapamaz.

Mülkiyet insan kötülüğünün sorumlusu değildir. Mülkiyet davranmaz, kendi başına insan üzerinde etkili değildir, çünkü Mülkiyet kendi için varolan, kendi istenci olan özerk bir cisim, bir tür fetiş değil, kendisi insan İstencinin anlatımı ve tanınmasıdır. Mülkiyetin insana egemen olması, altyapının insan bilincini belirlemesi denilen şey Duyuncun hırsa yenik düşmesi, duyunçsuzluk dediğimiz şeydir. Bu düşünce köle bilincine özgüdür, çünkü insanı kendi duyuncu ve istenci ile varolan moral bir varlık olarak tanıyamaz.

İstencimi herşey üzerine, tüm Şeyler üzerine yatırabilirim, herşey Mülkiyetim olabilir ve böyle olarak tanınabilir: Şeyler, düşünsel ürünler, yetenekler, yetiler, bedenim.
Mülkiyet Tindir; metafizikseldir, fiziksel değil. Çünkü bir İstenç belirlenimidir. Şey mülkiyet olmadan da Şey olabilir. O zaman, insan İstenci ile ilgisiz olduğu zaman, salt Doğanın bir Şeyidir. Yalnızca özdekseldir.
 

 
 

_Kapital ve ...

 
 
 

Kapital Kapitalizm Değildir.

Anamalın temel belirlenimi Gereksinimi birikmiş Emek olarak dolaylı bir yolda karşılamasında yatar. Bu ilişki Anamalın artı değer üreten Mülkiyet olarak tanımlanmasının zeminidir.

Anamal Emektir ve Emeğin toplumsal doğası Anamalı da toplumsal kılar. Emeğin kendisi yalnızca bireysel değil, ama aynı zamanda toplumsaldır, çünkü birey toplumsal kültürü tarafından belirlenir ve onda bireysel olan aynı zamanda toplumsal kültürden aldığıdır. Bilgisi, alışkanlıkları, töreleri, beğenileri, eğilimleri, yetenekleri vb., tümü de Egosunun belirli-Egoya somutlaşması olarak bireyin içine doğduğu çevre tarafından belirlenirler. Bireysel Emek bu toplumsal Tözün bir ilineğidir. Buna göre toplumsal Emeğin kendisinin cisimselleşmesi olan Anamal da toplumsaldır. Anamalın hangi İstenç biçiminin altına alınacağı olumsaldır: Bireylerin, şirketlerin, devletin vb. iyeliği olabilir ve olur. Mülkiyet Emek tarafından değil, bireysel İstencin Şeyler üzerindeki Hakkının tanınması tarafından belirlenir. Bu tanınma koşulsuz değildir. Yurttaş Toplumu genel-ussal İstenç olarak, saltık İstenç olarak Mülkiyetin kime ait olacağını belirleyen biricik Güçtür. Sorun edimsel Yurttaş Toplumunun ussal Yurttaş Toplumuna, kendi gerçek Kavramına karşılık düşmesi, Duyuncunda saltık gelişmişlik düzeyine ulaşmasıdır.

Kapital tüm toplumlarda vardır, çünkü insan Gereksinimdir ve bunun üretiminin olanağı Kapitaldir. Kapital ona iye olanı Kapitalist yapmaz. Kapital toplumsal istencin bir anlatım kipidir. İstenç dışsal olarak belirlendiği değil, içsel olarak belirlendiği, Duyunç tarafından belirlendiği düzeye dek İstençtir ve özgürdür. Nesnel Tin alanında İstenç saltık olarak belirleyici Güçtür, Devlettir. Sömürü dediğimiz olgu İstencin kendisinin olumsuz bir belirlenimi, özbilinçsiz İstençtir. İstenç kendini saltık gelişmişliği içinde belirleme, Türeyi varoluşunun edimsel belirlenimi yapma yeteneğindedir.

 

 
 

_... Kapitalizm

 
 
 

Kapitalizm Artı-Değer ve Hırs Kıpılarının Sentezidir.
Yalnızca Kapital Kapitalizm değildir.
Kapitalin Hırs ile birleşmesi Duyunç hamlığı zemininde olanaklıdır.
Kapitalist bilinç moral olarak olgunlaşmamış, geri, yetersiz bir bilinçtir.
Kapitalistin yamukluğu yalnızca Kapital alanına sınırlı değildir. Kapitalizm yalnızca insan Duyunçsuzluğun ekonomik ilişkiler alanındaki anlatımıdır.

Kapitalizm kavramı Kapitalin bütün bir İstencin ve Anlağın saltık değeri yapılmasını anlatır. Kapitalin artı değer büyümesi olan mantığı insanda hırs ile, kazanç tutkusu ile, açgözlülük vb. ile örtüşür. Kapitalizmin erdem ile bir ilgisi yoktur. Kapitalizm Kapitalin arke olarak alınması, Aile, Toplum ve Devlet alanlarının Kapital mantığı tarafından belirlenmesi istencidir. Duyuncun bütünüyle silinmesini gerektirir. Bu olanaksızdır. Gene de, ilkenin gücü oranında, kültürün kendini o ilkeye uyarlaması ölçüsünde, sonuç insanın ve yaşamının değersizleşmesidir.

Kapital tüm toplumlarda vardır, çünkü insan özdeksel ve tinsel Gereksinimdir ve bunun doyurulmasının olanağı Kapitaldir. Kapital klasik ekonomide ondan ayrıldığı düşünülen Emek ve Toprak kategorilerini de kapsar.

İnsanın ahlaksız olamayacağı düzeye dek Kapitalizm olanaksızdır. Ya da, ancak insanın ahlaksız olabileceği düzeye dek olanaklıdır. Buna göre Kapitalizm insanın moral olarak gelişmemişliğinin düzeyini anlatır.

Kapitalin kavramsal mantığı gereği artma eğilimine insanda Hırs karşılık düşer. İnsan Hırsı başkaları pahasına yaşanan bir duygudur. Duyuncu bastırır, insanı moral bir varlık olmaktan çıkarır. Duyunçsuz doyuma götürür. Gülümsemenin kendisini başkalarının somurtmasına indirger.
 

 
  _Yararcılık
 
 
 

Yararcılık zararlıdır. Kötü olan şey Yarar değil, ama Yararcılıktır. Yararlık beden için, sağlık için, ruh için, düşünce vb. için olabilir. Yararda hiçbir kötülük aramak gerekmez. Ama Yararcılık törellik için bir ilke yapıldığı zaman, sözde duyunç tarafından İyinin, Doğrunun ölçütü, giderek kuramsal alanda Gerçeğin kendisinin ölçütü yapıldığı zaman ("Yararlı olan Gerçek olandır" dendiği zaman), o zaman ilkesi olduğu tüm bu değerlerin kendileri tersine döner, Kötü, Eğri ve Yanlış olurlar. Yararlı olan doğru olabilir, moral bir çatışmaya konu olmayabilir; ama eğer yararlı olanı yapmanın kendisi eğri olduğu zaman Duyunç bunu göremiyorsa, giderek bencilik gene de yararlı olanı ölçüt olarak almada diretiyorsa, bu ahlak değil ama ahlaksızlıktır. Nedendir bilinmez, İngiliz görgücülüğü sözde Yararcı Etiğin başlıca formüle edicisidir.

Yararcı etik olanaklıdır, çünkü Etik Ahlak değildir, ama Ahlakı yalnızca temel alır. Ahlak İyinin ve Kötünün, Doğrunun ve Eğrinin yargılayıcısı olan Duyuncun işlevidir. İyinin ve Kötünün ölçütünü Yarar olarak, giderek David Hume durumunda görüldüğü gibi Haz ve Acı olarak almak İyiyi ve Kötüyü a priori somut olarak belirlemek demektir ve gerçekte İyiyi ve Kötüyü kavram olmaktan çıkarmak, birer tasarıma bozmaktır. Yararın, giderek Hazzın ve benzerlerinin "genel olarak İyi" olması gerçekte Ahlakın kendisinin ortadan kaldırılmasıdır, çünkü Yarar, Haz ve benzerleri genel olarak kötü değilken, moral İyiye ve Doğruya karşı ileri sürüldükleri zaman saltık olarak kötü olurlar. Yanlış birşey Haz verici ya da Yararlı olabilir. Ama Hazzın ve Yararın karar vermenin ölçütü yapılması Duyuncun çiğnenmesidir. David Hume'un Haz ve Acıyı ahlaksal ölçütler olarak almasının altında yatan neden Görgücülüğünün bilginin a priori doğasını yadsıması ve onun deneyim verilerinden türetilmesi gerektiği varsayımıdır.

 

 
  _İdeoloji İdeoloji (Geniş Çözümleme)  
 
 

Tin özgür olmaya hazır olmadıkça özgür olamaz. Özgürlük İstencin Hakkıdır. Ama açıktır ki Özgürlüğü istemek için onu bilmek, yalnızca adını değil ama gerçeğini, Kavramını bilmek gerekir, tıpkı Hak, İstenç, Duyunç, Türe, Erdem için de olduğu gibi.
Kuram olmaksızın Kılgı olanaksızdır — tıpkı Kuram olduğunda Kılgının olmamasının olanaksız olması gibi.

Dünya Tarihinde İstenç bireylerin, kümelerin, sınıfların vb. değil, ama Ulusların İstencidir. Özgürlüğün bilinci sorunu Ulusların sorunudur. Özgürlüğün bilinçsizliği Despotizmin de bilinçsizliğidir. Özgürlüksüz bilince yetkeye boyun eğme işlerin normal durumu olarak görünür. Halk kendi gelişmemiş dinginliği içinde kendinden hoşnuttur. Daha da kötüsü, Özgürlük entellektüel Despotizme onu Kapitalizme götürecek ahlaksızlık olarak, ve kendi bilinçsiz Despotizmi ise onu Kapitalizmden, Emperyalizmden vb. kurtaracak erdem olarak görünür. Gerçekten de tam olarak moral olarak gelişmemiş bu bilincin kendisi Özgürlüğü ilk olarak doğal İstencinin, Hırsının bir anlatımı olarak sergilemek zorundadır — ve buna göre aldatır, çalar, sömürür. Moral olarak gelişmemiş bir bireyin, halkın vb. Özgürlüğü anlamasının ve dolayısıyla uygulamasının ilk biçimi kaçınılmaz olarak haksızlık ve ahlaksızlıktır. Oysa henüz var olmayan Duyunç ancak bu kendi Yokluğunun, bu duyunçsuzluğun bilincinden doğabilir, ve o zaman, ama ancak o zaman Törellik kendi Kavramına uygun olarak, ussal, özgür, güzel Törellik olarak şekillenme sürecine girer.

İdeoloji Duyunç Özgürlüğünü ve İstenç Özgürlüğünü yadsır. Türeyi, Erdemi, bütününde Hakkı yadsır. Bütün bunlar bilgisizlikten kaynaklanır. İnsanlık Tarihte kendini henüz bilmediği şeylerden ötürü yargılayamazdı. Ama, ön-modern dönemin tersine, bugün, modern dönemde, bütün bu Kavramlar İnsan Hakları olarak bilinmektedir. Bu bilinç İdeolojiyi Tarihe karşı bir Suç yapar.  
 
 

İdeoloji politik olarak, e.d. Devlet ile ilişki içinde anlaşıldığında, yaşamı bir ilke temelinde örgütlemek için Güç İstencidir. Bir moral ilke olduğu için, kendi için iyi ve doğru ve haklı olduğu için, kendini bağımsız bireysel İstenç üzerinde saltık yetke olarak görür ve saltık boyuneğme ister. İdeoloji bir İstençtir, ama evrensel-ussal istenç değil, tersine İstencin Özgürlüğünün kendisini tanımayan, onu kendi sonsuz ussallığı içinde büyümeye ve gelişmeye bırakmayan geçici tarihsel bir istençtir. Özgürlüğü olumsuzlayan Özgürlük, böylece kendi içinde çelişki, kendi ile bitimsiz kavgadır. İdeoloji Duyunç Özgürlüğünü de tanımaz, çünkü kendisi saltık İyi ve Doğrudur. İdeoloji böylece dinsel İnancın da yerini alır ve genel olarak Din ile de bağdaşmaz. İster Nazizm ister Bolşevizm biçiminde olsun, her durumda ateizmdir. Tüm ütopyasına karşın, Duyuncu, İstenci, Özgürlüğü yadsıdığı için, İdeoloji moral kibrinde moral nitelikten yoksundur. Usun, İstencin, Duyuncun özgür gelişimine karşı savaşmak zorunda olması onu kesintisiz Terör yapar.

İdeoloji ussal Yasa İstenci olarak Devleti yokeder. Giderek Partinin İstenci bile ideoloji için fazla geniştir ve İstencin odaklanması, tek bir noktada yeğinleşmesi mantıksaldır, çünkü ideoloji bir savaşımdır ve o zaman bir istençler çoğulluğu istençsizlik demektir. İdeolojinin Önder kültüne götürmesi Sevgili Önderin yüksek erdemine değil, Devletsiz ve Yasasız kalan halkın erdemsizliğine ve çaresizliğine bağlıdır.

 

İdeoloji Niçin Çekicidir?
 
Hitler partililerle.
İdeoloji anlamsız, amaçsız modern varoluşun idealist bir almaşığı olarak ortaya çıkar. Kendini moral yükseklik olarak, insanın sıradan amaçlarını aşan değerlerin anlatımı olarak, bütününde Kurtuluş olarak sunar. Bir amaç birliği olarak o yalnızlaştırıcı, yabancılaştırıcı bireyciliği yener ve bir topluluk duygusu yaratır. Bu — kendini Birde yoketmek — despotik Tin için herşeydir. Avrupa'nın, özellikle Almanya'nın despotik kalıntıdan arınmış olduğunu düşünmemeliyiz. Modern insan henüz Özgürlüğün yolundadır, ona gerçekliği içinde erişmiş değildir, ve kendi içinde henüz despotik kabile tininin artıklarını barındırmayı sürdürür. İdeoloji öylesine sonsuz bir amaç yüceliğidir ki, kendini ona kaptıran birey tüm erdemsizliğini, insan olarak tüm yetersizliğini, kötülüklerini unutur, bir arı kibir tini olur — ve bir bebek gibi suçsuz, salt kötülüğü yadsıdığı için saltık olarak, ama salt olumsuz olarak iyinin kendisidir. Bu yüceliğin karşısında olan herşey kötüdür, haindir, düşmandır, ve ideolojik bilincin insanlık için duyduğu Sevginin yeğinliği onun düşmanları olarak gördükleri için duyduğu Nefretin yeğinliğini belirler — ve Şiddet daha şimdiden eğitilmemiş dürtüsel yanında, üst-beninde sorgusuzca doğrulanır. İdeoloji anlamsız ve değersiz bir modern çağın anlamsızlığının ve değersizliğinin özeti olarak görünen Kapitalizme a priori karşıttır, ve bu nedenle Faşizmin ve Nazizmin de Sosyalist olduklarını, işçi sınıfının da politik sözcülüğünü üstlendiklerini görürüz. Nasyonal Sosyalizm Sınıfı ve Ulusu özdeşleştirerek iç bölünmeyi gizler ve Birlik duygusunu pekiştirir. İdeoloji kendi yarattığı bir idealitede varolur ve onu realiteye çevirmeyi, dünyayı değiştirmeyi ister. Ve İstenci ve Usu henüz büyümemiş entellektüel — ki her durumda analitik Anlaktan daha iyi değildir — bu idealitenin usdışı doğasını kavrayacak düşünce gücünden yoksundur. Realiteye uyumsuzluğu ile orantılı olarak köktencidir. Onda olumsuz varoluşunun olumluya dönüverdiğini görür.

 
 
 
  İdeoloji (Geniş Çözümleme)
 

 
  _İnsan Doğası  
 
 

İnsan Doğası kavramı bir gizilliği, bir 'kendinde'yi ve dolayısıyla Gelişmeyi içerir: Gelişme bir gizilliğin mantıksal ve olgusal çıkarsamasıdır, zorunludur. İnsan Doğası Güzellikte sonsuzluktur. Duyguda sonsuzluktur. Ve Bilgide sonsuzluktur — çünkü bu kategorilerin gerçeklikleri sonsuzluk imlemeleridir. Tümü de Başkalıkta, Sınırda, karşıt olanda, olumsuzunda Kendi ile bir olmayı imler. Sonsuzluk Başkasının yokluğunu değil ama varlığını, Başkası tarafından sınırlanmayı, ama Başkası olan bu Sınırda o denli de Kendi ile olmayı anlatır. Bilgi insanı tüm Evrenin kavramsal özü ile, Logos ile Bir kılar; Sevgi insanı başkalığı içindeki insanlık ile Bir kılar, Başkasında yaşanan öz-duygudur; Güzellik insanı düşüncenin ve duygunun duyusal Biçim olarak sonsuzluğuna, estetik Biçim olarak erişilen saltık eksiksizliğe, İdeale yükseltir. İnsanı değersiz, dünyaya fırlatılmış bir saçmalık olarak değil, ama varoluşun olabileceği, yükselebileceği, erişebileceği sonsuzluğun Aracı ve Amacı, İlkesi ve Ereği olarak görmemiz gerekir. Ancak böyle bir varlığın kendini gerçekleştirmek için Hakkı ve Gücü olabilir.

 
 
 

İnsan ‘Doğası’ anlatımı İnsanın Doğanın ona vermiş olduğundan daha çoğu olduğu, Tin olduğu düzeye dek uygunsuzdur. Denmek istenen şey İnsanın Özü, onda değişmez ya da türsel olan, saltık olandır, homo sapiensi bir hayvan değil ama tinsel bir varlık yapan özselliktir. Homo sapiens varoluşa bir tinsel yetiler gizilliği ile donatılı olarak gelir. Kendinde, insanın yazgısı bu gizilliği edimselleştirmek, onda gizil olarak Gerçek, İyi ve Güzel olana eksiksiz olarak belirli, olgusal anlatım vermektir.

İnsanın bu özü dinsel bilincin tasarımsal düşünce alanı için Tanrı tarafından belirlenir ve verilidir. Felsefe ya da kavramsal düşünce onu kökeni ile, nedeni ile bir olarak, Us/Logos olarak görür.

Değişkenlik kavramı eksiklik, sonluluk, geçicilik imler. Ve böyle olarak bir akış, bir oluş süreci olan görüngü dünyasına aittir. Değişmezlik eksiksizlik, sonsuzluk, süreklilik imler. İnsan bu iki dünyaya da katılır. İnsan doğasının değişkenliğini ve varoluşun ya da görüngünün birincilliğini ileri sürmek bütünüyle mantıksal olarak insan doğasının göreliliğine, böylece varoluşun kendisinin saçmalığı, anlamsızlığı, değersizliği gibi usdışı vargılara götürecektir. Özsüz varoluş bir görüngüden, kendisi-olmayandan başka birşey değildir ve böyle bir varoluşun geçersiz bakış açısı kültürel olarak bir gelişimi değil ama ancak türlülüğü ve göreliliği kabul edebilir. İnsan varoluşunda saltık olanı, ussal olanı kavrayamayan bu Anlak bakış açısından evrensel bir nihilizmin çıkarsanması biricik tutarlı mantıksal vargıdır. Nihilizm hiç kuşkusuz modern Yurttaş Toplumunda insandan yalnızca yararlı bir iş aracı, yalnızca şu ya da bu düzeyde üretken bir emekçi yapılmasını bekleyen eğiliminin de moral durumudur.

Tinin kültürel-tarihsel oluşumları bir İnsan Doğası kavramı karşısında onun sonlu, geçici, yitici şekilleridir. Saltık olarak değerli değildirler. Doğunun gelişimi gelenek kültürünün ötesine geçmedi, ve Tinin gelişiminin statükocu çocukluk aşamasındaki her kültürün yaptığı gibi varolanın ötesine geçmemek için özellikle direndi. Dikkafalılığı bıraktığı zaman tüm modernleşmesini Batıdan ödünç almaya ve kendini baştan sona Batının imgesinde yeniden şekillendirmeye girişti.

Bir Gizillik olarak İnsan Doğası kavramı kendinde Gelişme ve Erek imler. Tarih kavramının insan bilincine çıkışının kendisi özsel İnsan Doğası kavramının doğuşunun bir sonucudur. Ancak Tinin ereksel süreci Tarih olabilir.

 
 
 

 

 

 
  _Tarih Kavramı  
 
 

Tarih ancak ve ancak İnsan Doğasının gizilliği zemininde olanaklıdır. Ancak gelişen bir Tinin Tarihi olabilir. Gelişmeyen bir Tinin yalnızca Tarihçesi.

Tarih kavramının bilgisi için insan doğasının bilgisi gerekir. Platon ve Aristoteles insan doğasının bilgisinden yoksundular, çünkü tüm insanların özgür doğdukları bilgisinden yoksundular. Bu eksiklik nedeniyle Tarih kavramları da yoktu ve politik felsefeleri yalnızca kendi çağlarının devletlerinin bir çözümlemesi ve iyileştirilmesi ile ilgiliydi. İnsanın doğasının, özünün Özgürlük olduğu ilk kez modern dönemde kavrandı. O zaman Tarih bu özü Özgürlük olan varlığın o özünü varoluşa geçirmesinden, gelişim sürecinden başka birşey değildir. Daha tam olarak, Tarih Dünya-Tininin Özgürlük Ereğine doğru gelişiminin realitesi ve kavramıdır. Tarih yalnızca "olaylar" değildir. Yalnızca "olma" da değildir. Tarih "oluş"tur. Gerçekte, Tinin gizilliği onun gelişmek zorunda olduğunu imler. Bu gizillik onda yeti olarak, bir olanak olarak, bir 'kendinde' olarak bulunur. Ve gelişmenin ussal İstencin güdümünde olmasından ötürü, gelişmenin kendisi Özgürlüğün Özgürlük yoluyla elde edilmesi sürecidir.

 
 
  Tarih yalnızca olaylar değildir; ilgisiz, bağlantısız bir olaylar yığını ancak gündelik gazetenin içeriğini oluşturabilir. Tarih bağdır, Logostur, ama ereğine doğru gelişen bir bütünün Bağı, Anlamıdır.  

 
 

Doğa Durumu?

 
 
 

Doğa Durumu ve Soylu Yabanıl

 

Avrupa'da modern dönemin başlarında şekillenmeye başlayan politik felsefede Doğa Durumu denilen ve Devletin kurulmasını önceleyen kurgusal bir evrenin varlığı tartışıldı. Doğa Durumu bir yandan "herkesin herkes ile savaşı" olarak görülürken, öte yandan kimi kafalarda bir "soylu yabanıl" imgesi oluştu. Bu evrede yasa olmadığına göre hiçbir yasasızlığın, hak olmadığına göre hiçbir haksızlığın, genel olarak Kötülüğün bulunmadığı düşünülüyordu. Buna karşı modern toplum kendini bir türesizlik, eşitsizlik ve haksızlık kültürü olarak gösteriyordu.

 
 
 
Doğa Durumu imgesinin temelinde bir yandan modern kentteki insan ilişkilerinin anlamsızlığına karşı romantik bir tepki yatar. Bu durumda 'Doğa' sözcüğü dolaysızca anlattığı kavramdan başka birşeyi, bir yalınlık, arılık, suçsuzluk durumunu anlatır. Gelişmenin kötü birşey olduğu, aslında olmaması gereken birşey olduğu düşünülebilir. Ama gelişmenin kendisinin geçici bir evre olduğu, bir süreç olarak ancak ereğin bir aracı olduğunu düşünmek de olanaklıdır. Eğer Doğa Durumu gerçekten Doğa Durumu ise bu bir içgüdü durumu, bir hayvanlık durumudur. İnsanın insan olarak salt bir Doğa Durumunda olması insan Kavramına aykırıdır. İnsan Doğa ve Tinin, Beden ve Ruhun birliğidir. Bu demektir ki insan durumunda Doğa saltık olarak Tin ile birlik içindedir, insanın doğallığı aynı zamanda onun tinselliği ile birlik içindedir. İnsanın doğal içgüdüsü bile onun tinselliği ile, düşüncesi, duygusu, duyarlığı ile birlik içindedir. İnsan yalnızca yemez ve içmez, ama kültürel olarak yer ve içer; insanın eşeysel davranışı yalnızca içgüdüsel değil, ama duygu ve duyu, sevgi ve güzellik öğelerinin eşliğindedir.
 
 
 

Öte yandan Tinin durumunun doğa durumu değil ama zorunlu olarak tinsel-kültürel bir durum olduğu, ve bunda Türenin, Hakkın, Özgürlüğün oluş sürecinde oldukları, eş deyişle henüz gelişmemiş oldukları düşünülebilir. İnsanın kölelikten, haksızlıktan, kötülükten vb. bunlara yol açan kültür durumunun yadsınması yoluyla kaçınabileceği sanılabilir. Ama bu negatif bir kazançtır. Buna karşı insanın pekala kötülük olanağına karşın iyi olanı seçme yeteneğinde olduğu, aslında ussal bir varlık olarak en sonunda bunu başarabileceği, ve bunun için Kültür içinden geçmek zorunda olduğu düşünülebilir. Dünyanın değişmesi denilen şey gerçekte Tinin değişmesidir. Ve Tin İstenç olarak kendinde, yani gizil olarak Özgürlüktür.

 
 
 

Özgürlük Doğa Durumunun bir kategorisi olmaktan öylesine uzaktır ki, tam tersine Doğa Durumunda Gücün Hak olduğunu, Doğa Durumunun henüz Tinin Durumu olmadığını, Hayvanın Durumu olduğunu söylemek gerekir. Tarih Özgürlüğün Oluş sürecidir. Bu düzeye dek Tarihte Özgürlük yoktur. Ama Oluş süreci aynı zamanda Özgürlüğün var olduğunu imler. Süreç Özgürlüğün bütün bir Dünya-Tini için ve bütün bir içeriğinde kazanılmasını anlatır. Değişim, yenileşme, gelişme bu yüzden özseldir. Tinsel katılık ve değişmezlik Doğunun belirlenimidir. Çin de bütün bir Asya gibi Özgürlük bilincini dışarıdan almak zorundaydı. Özgürlük Kavramı ilk kez gerçek içeriği ile İstenç ve Duyunç Özgürlüğü olarak Batıda kavrandı. Ama Çin'in despotik Tininin Batı ile ilişkisinde ondan öğrendiği ilk şey Despotizmin bir başka biçimi olan Marxizm oldu.

 

 
  _Halk  
 
 

 

Halk politik olarak, e.d. Devlet ile ilişki içinde görüldüğünde, özsel önemde olan belirlenim Halk ve İstenç kavramları arasındaki ilişkidir. Halk yönetilmeye gereksinir: Önder, Parti, Führer, Aydın, Tiran vb., tümü de Halk kavramına mantıksal olarak eşlik eden despotik İstenç biçimleridir, ve tümü de Halkın politik istencinin varlığına değil yokluğuna tanıklık ederler. Halkın İstenci her belirlenime açıktır — Tiranlığa olduğu gibi Özgürlüğe de. Yurttaş Toplumuna geçişte başlıca güçlük Halkın boşinancını, gelenekçiliğini, genel olarak tinsel geriliğini kullanmada Demagogun Halk ile aynı gerilik tinini paylaşmasına dayanan üstünlüğüdür.

Özgürlük Halka önderlik ediyor. (Eugène Delacroix; 1830.)
 
 
 
 

Erdem bilgelik gerektirir. Halkta olması olanaksız olan şey budur. Bilgelik öğrenilir, doğuştan değildir. Ve Dünya Tini bu eğitim için onyıllara değil, ama yüzyıllara gereksinir.

Önderlerini coşkuyla selamlayan Südetli Almanlar. Carlsbard, 1938. Bu kutlamanın yalnızca dünya tarihinde yaşanacak en büyük yokedicilik eyleminin ön habercilerinden biri olduğunu anlamaktan çocuklar kadar uzaktılar.  
 
 
 

Bu insanlar despotizmi vareden ikinci bileşeni oluştururlar. Yurttaşlık haklarının evrensel olduğunun, insanlık haklarının evrensel olduğunun henüz bilincinde değildirler. Erdem yürekli olmayı gerektirir. Ama halk, gündelik yaşamlarındaki normal insanlar, her zaman Kötülüğe teslim olmaya hazır olabildiklerini gösterirler. Boyun eğme, korku, sindirilme pekala düşmanın onaylanması yoluyla hiç olmazsa görünüşte vakara dönüştürülebilir, örneğin Hitler'in doğum gününü kutlayan Wilhelm Furtwängler durumunda da görüldüğü gibi (1942).

Önderlerini 51'inci doğum günü dolayısıyla kutlayan Almanlar.  
 
 
 

Bu insanlar Yurttaş değildirler, çünkü Yurttaş kavramı İstenci kapsar. Erdemi, türe ve bilgeliği kapsar. Bu insanlar Halktır, Yurttaş Toplumu değil. Bu insanlar korkmuş, sinmişlerdir. Pekçoğu bir zamanlar Sosyal Demokrat idi. Şimdi kendi istençleri geçersizdir; bundan böyle istençleri Führerlerinin istencidir. Geçmişi anımsadıklarında yüzleri kızarır, ne olduğunu anlamayı başaramazlar. Bu Almanların yozlaşmaları, törel olarak bozulmaları demek değildir; Dünya Tininin hemen hemen bütünü gibi, henüz özgürlük bilincini kazanmamış, hiçbir zaman Yurttaş olmamış olmaları demektir. Törel olgunluk bir halk olabilmekten daha çoğunu, kendini ve her bir insan eşit hakları olan özgür bireyler olarak tanımayı gerektirir. İnsanların Yurttaş Kavramını henüz gerçekleştirememiş olmaları Kavramın eksikliği değil, insanların kendilerinin eksiklikleridir. Bu eksiklik onların moral varlıklar olabilmelerinden doğar, ve eksiklik giderilebileceği için eksikliktir.

Önderlerini selamlayan Almanlar, Berlin, 1933.  
 

 
  _Yurttaş  
 
 

Yurttaş Kavramında onun yalnızca bir Devlete ait olmasından, bir uyruk olmasından daha çoğu, Devletin onun kendisinin İstenci ile bir olduğu imlenir. Yurttaş modern Devletin politik öğesidir; onda bir sınıfın (işçi ya da işveren sınıfının), bir topluluğun (bir tarikatın vb.), özel bir kümenin (örneğin bir partinin) üyesi olarak bulunmaz.

 

 
  _Demokrasi  
 
 
Halkın Yasamacıları ve Oluş Sürecindeki Demokrasi. Politika Kentlinin işidir. Ussal yasa Hakkın zeminini Zor ve Şiddette görmeyen kültüre özgüdür. Gene de, yüzmeyi bilmeyenler onu yüzerek öğrenmelidirler.
Demokrasi istençsiz halkın Devleti olarak anlaşıldığında bir oxymorondur, olmayan birşey, bir Gedankending, realitesi olmayan bir kurgudur. Halk sözcüğünün Egemenlik ve Erk ile birlikte kullanılması durumunda, sözcük ile denmek istenen gerçekte Yurttaş Toplumudur.

Düşüncenin, saygının, karşılıklı tanımanın olmadığı yerde kaba hayvan gücü Sözün, Logosun yerini alır. Ama kentlilik kavramı şiddeti saltık olarak dışlar. Şiddete başvurma ancak uygarlaştırılmamış, terbiye edilmemiş çocukların büyüdükleri zaman, kente geldikleri zaman da sürdürdükleri bir erdemsizliktir. Her halk kendini yönetecek denli, törel varoluşunu, Devletini ussallığının belirlenimleri ile barış içinde düzenleyecek denli kentlileşmiş değildir. Her halk Demokrasiye yetenekli değildir. Montesquieu bu olguyu ilk anlayanlardan biriydi ve "Demokrasi Erdem olmaksızın olanaksızdır" diyordu. Bu Özgürlük olmaksızın halk kendini yönetemez demenin bir başka yoludur, çünkü ancak özgür birey ve özgür halk erdemli olabilir. Erdemsiz halkın vekilleri modern yasama gibi ussal bir eylemi yerine getiremezler, çünkü Genel İstenci, bireysel özencin üzerindeki ussal-evrensel İstenci bilmezler ve tanımazlar. Bu yüzden sık sık kendilerine teslim edilen Devleti devrilme noktasına dek bozarlar, ve Anayasa, bir ulusun bütün bir tarihinin özeti olan ussal politik Tin işleri yeniden yoluna koyduktan sonra Devlet bir kez daha ellerine teslim edilir. Sık sık yargılayamadıkları, aslında anlayamadıkları yasaları oylar ve onaylarlar. Yasama Meclisi onu özgürce seçen halkın kendisinin törel olgunluğunun göstergesidir. Ama hiçbir halk eğitimli ve erdemli doğmaz. Erdemi ancak boşinançtan ve bir başka boşinanç olan ideolojiden özgürlük koşulunda öğrenebilir. Despotik kültür, İstençsiz kültür erdemsizdir. Ancak İstenci başkasına değil ama kendisine ait olan insan, ancak Kendisi olan insan erdemli olabilir. Erdem bilgidir. Despotik bilinç onda Özgürlüğün bilgisi olmadığı için despotiktir. Ama bu bilinç de bütününde her bilinç gibi onu öğrenme becerisini, Özgürlük sözcüğünü, tasarımını onun Kavramına yükseltme yeteneğini taşır. Sorun bu bilginin despotik bilincin bütün bir yapısının değişimini zorunlu kılmasında yatar. Bu yüzden değişim büyük ölçüde bir kuşaklar dizisini ilgilendiren bir sorundur. Ve yine bu yüzden modern toplumlarda da Özgürlük ve Erdem bilinci henüz oluş durumundadır, henüz tamamlanmış olmayan bir süreçtir.

 

 
  _Yurttaş Toplumu  
 
 

Yurttaş Toplumu bütün bir Dünya-Tarihinde Toplumun kendi Kavramına uygun düşen biricik realitesidir, ve modern dönemi modern yapan başlıca olgudur. Toplum kavramsal olarak insanların Gereksinimlerinden ötürü oluşturdukları birlikleridir. Toplum Aile ya da Devlet değildir. Kültürel değerler yoluyla birarada tutulan Topluluktan ayrı olarak, Toplumda bireyler Gereksinimleri yoluyla biraraya bağlanırlar. Bu düzeye dek modern Yurttaş Toplumu özsel olarak özgür ve eşit kişilerin alış-veriş ilişkilerinin bir dünyasıdır. Yurttaş Toplumu ilkin Yurttaşın kendisinin henüz yetersiz olan moral gelişmişliği nedeniyle Türesiz, giderek Tüzesiz bir yarışma alanı, bir çıkar çatışmaları, haksızlık, sömürü, eşitsizlik alanıdır. Ama Yurttaş Kavramı insan Doğasının gerçekliği içinde şekillenmesi için hiçbir engel kapsamaz; tersine, bu gelişmenin biricik Zemini ve Olanağıdır. Yurttaş İstençtir, özgür İstençtir, ve bu onun moral ve etik gelişime sonu dek açık olması demektir. İnsan bir hayvan gibi varolmak zorunda değildir. İnsanı gelişmeye yeteneksiz görmek Nihilizmin bakış açısıdır, çünkü nihilizm tam olarak Usu, Logosu, insan özünü reddeden bakış açısıdır.

 

 
  _Despotizm  
 
 

Despotizm Özgürlük bilincinin yokluğudur.
Despotizm, sözcüğe yüklenen tasarımlardan ayrı olarak Kavramına göre düşünüldüğünde, bir Devlet biçimi olarak kendi istençlerini Yasa olarak görmeyen bireylerin tek bir bireysel istencin buyruklarına boyun eğmeleri ile belirlenir. Despotizm insanlığın henüz Duyunç ve İstenç Özgürlüğünün bilincinde olmadığı bütün bir tarihsel dönemde olanaklı biricik Devlet biçimidir. Böyle bir yönetim biçiminde Despotun istenci Yasadır, ve bu istenç uyruklarının özençleri karşısında ussal olanın anlatımıdır. Despotik İstenç uyrukların İstençsizliğinin anlatımıdır.

Modern dönemin salt bir kronoloji sorunu olarak değil ama Kavramına göre anlaşıldığı ve ilkede Özgürlük bilinci tarafından tanımlandığı düzeye dek, Despotizm bütününde ön-modern kültürlere özgü evrensel politik yapıdır. Despotizmin türleri olabilir — tiranlıktan imparatorluğa, oligarşiden askeri diktatörlüklere vb. — Despotizm zorunlu olarak baskıcı değildir, çünkü baskının bilinci özgürlüğün bilincini gerektirir. Ancak Özgürlük bilinci ile belirlenen modern dönemde Despotizmi bilinçli olarak ortadan kaldırma savaşımı gündeme gelebilir. Modern dönemi ön-Modern dönemden ayıran başlıca belirlenim bireyin kendi Duyunç ve İstencinin bilincini, tüm insanların özgür doğdukları gerçeğinin bilincini kazanmış olmasıdır. İdeoloji — ister sol isterse sağ denilen biçimlerinde olsun — modern Özgürlük kavramına yabancı, aslında onu olumsuzlayıcı olmasında despotiktir.

 

 
  _Boşinanç ve Assimilasyon ya da Kültürel Bütünleşme  
 
 

Postmodern Durum: Kültürel Çoğulculuk
Boşinanç İnanç değildir. İnanç gerçek olanı ilgilendirir, ve insanı büyütür, onu duygusunda, yüreğinde sonsuza taşır. Boşinanç ise gerçek olmayana duyulan inançtır — ve anlamsız denilen şeyin kendisidir. İnsanı küçültür ve küçük düşürür. Geleneğin sorgulamayan düşüncesizliğine, bir ölçüde boş kalmış bilince aittir. Boşinanç gerçekte inançsızlıktır, çünkü İnanç Bilgi üzerine, Us üzerine dayanmalıdır, gerçek olana duyulan inanç olmalıdır. İnanç Boşinancı dışlar. Boşinanç saflık içinde, tam bir bilgisizlik, giderek tam bir aptallık içinde olabilir. Ama pekala zorun, şiddetin, terörün dayattığı bir boyuneğmenin sonucu da olabilir. Gene de bugün boşinanç çoğunlukla boşinanç olduğunu bilir ve kendini kendinden bile gizlemeyi başaramaz. Boşinançlı kişi ilkin kendine karşı dürüst değildir, ve bu onu kendi içinde yaralar, öz-saygısını yıkar. Boşinancı ussallaştırmaya, aklamaya çalışan bilinç ussallığın kendisini çürütmeye, var olmayanı var saymaya, yanlış olanı doğru saymaya yönelir. İnandığı şey hiçbir gerçekliği olmayan birşeydir. Yoktur.

Boşinanç kendine yalanı kabul ettirmeyi başardığı düzeye dek, Usunu, sağlıklı düşünme yetisini bozar. Güzellik algısının gelişmesini bastırmayı başardığı düzeye dek, Duyarlığını, estetik yetisini bozar, Ruhunun güzelleşmesine ve böylece fiziksel, bedensel güzelleşmesine izin vermez. Ve, ironik olarak, boşinancını pekiştirdiği düzeye dek, özsel olarak ussal olan İnancın kendisini yokeder, Duyuncunu bozar. Bu us zayıflığı, tıpkı onu aklayan postmodern bakış açısı gibi, Değer olanın kendisini değersizleştirir. Boşinanç (ya da Postmodernizm) insanın insan olmaya yükselmesine, insanın büyüklüğüne, güzelliğine, erdemine, sonsuz duygusuna izin vermez. İnsandaki insanlık niteliğini bozar.

 
 
 

Değişim, gelişim zorunlu olarak Assimilasyon, şu ya da bu tikel kültüre Benzeşme değildir. Assimilasyon ancak göreli bir geli