Çin’in İronisi
 
  Dizin
Ahlak ve İdeoloji · Batı · Batı İle İlişkiler · Çin Halk Cumhuriyeti · Değişim / Gelişim · Doğa Durumu · Doğu ve Batı · Doğu · Emek · Gelenek · İdeoloji (Ahlak) · İdeoloji (Despotizm) · İdeoloji (Ruhbilim) · İdeoloji (Yurttaş Toplumu) · İnsan Doğası · Japon Etiği · Japonya İle İlişkiler · Kızıl Muhafızlar · Konfiçyus · Köylülük · Kültür · Kültür ve Değeri · Kültür Devrimi · Kültür Devrimi İronisi · Nanjing · Opium Savaşı · Varoluşçuluk (Kültür) · Veriler (Nüfus vb.) · Yönetim (ÇKP) · Yurttaş Toplumu · Yurttaş Toplumu (İdeoloji) ·
 
 
 

Doğu ve Batı
Özgür düşünce ön-yargısız olmayı, yürekli olmayı, erdemli olmayı gerektirir.
Doğal bilinç, tasarımlarla düşünen ve realitesini bu tasarımlar arasında kurduğu dışsal bağıntılarla belirleyen bu sonlu bilinç kavramsal düşünceye bütünüyle yabancıdır. Batı ile Kötü terimini birlikte düşünür. Onları düşüncesiyle değil ama dürtüleriyle, eğilimleriyle, duygularıyla bağlar. Sorunun daha karışık olduğunu anlayacak düşünce özgürlüğünden yoksundur. Batı kötü, suçlu, duyunçsuz olmalıdır. Doğu ise suçsuz kurban. Ama eğer Özgürlük Ahlak için, Erdem için saltık koşul ise, Duyunç ile bir ise, eğer ancak özgür bireyin kendi Duyuncu ve İstenci ile varolma olanağı olduğu doğru ise, eğer Özgürlük insanın insan olarak tüm iç değerini, insanlığının kendisini geliştirmesi için vazgeçilmez koşul ise, o zaman sorulması gereken soru şudur: Özgürlük tüm bireylerin, tüm insanların doğuştan hakları olarak nerede kavranmıştır? Çin'de mi? İnsanlığın bütün bir varoluşunda ve bütün bir tarihinde daha önemlisi, yükseği olmayan bu bilinç bütün bir Dünya Tarihinde nerede doğmuştur? Hindistan'da mı?

Doğu bu evrensel Özgürlüğü hiçbir zaman tanımamıştır. Doğunun bildiği biricik özgürlük Despotun, Birin özgürlüğüdür. Batı bu evrensel Özgürlüğün bilincinin doğduğu kültür alanıdır. Bu demek değildir ki bu bilinç doğar doğmaz Avrupa Özgürlüğü tam içeriği ile yaşama geçirmiş, Ahlak ve Erdem birden bire bütün bir varoluşun koşulu olmuştur. Tersine, Kavramın kendini Realiteye çevirmesi, tüm insanların bilincine yayılması Zamanda, Tarih dediğimiz ereksel süreçte yer alır. Yüzyılları gerektirir. Doğu ise Özgürlüğü bugün bile öğrenebilmiş, kavrayabilmiş değildir. Onu öğrenmek zorundadır çünkü onu öğrenmeye yeteneklidir. Doğulu Batılıdan ayrı bir tür değildir. O da homo sapienstir, ve insan olmanın tüm değerini, anlamını, güzelliğini, mutluluğunu yaşayabilir ve yaşamalıdır.

 
 
 

Doğu

_
Doğa Kültür yapmaz; Kültürü Tin yapar. Doğa doğar. Tin Doğadan doğar. Logos doğmaz. Sonsuzluktur. Devimsiz, değişimsiz soyutlamadır. Somutluğunu ilkin Doğada ve sonra Tinde bulur.  

Tin başlangıçta salt bir gizilliktir. Doğadan henüz çıkmakta olan homo sapiens varlığında bir olanak olarak bütün bir Tarihi ve daha fazlasını taşıdığının bilinçsizidir. Tarihi ancak kendisinde onu yapma yetisini taşıdığı için, kendisi ona verili bir düşünce ve istenç gizilgücü ile yüklü olduğu için yapabilir. Tarihten almadığı, Doğadan ise hiç almadığı, ama onunla birlikte doğduğu bu gizilliğinin, onda tüm deneyimine, yaşantısına a priori olan bu kendi özünün bilgisini kazanabilmek için, ne olduğunu bilebilmek için ilkin o gizilliğini açındırmalıdır. İlkin Kendini bütününde kültür olarak kendi karşısına koymalı, tözünü kültür olarak Uzayda ve Zamanda sergilemeye başlamalıdır. Ancak bu olduğu zaman o dışsal-tinsel dünyasından kendine yansıyabilir, o kültür dünyasının onun Kendisi olduğunu bilebilir. Bu İstencin tarihsel olan, aslında Tarih olan işidir. Tarih Tinin, homo sapiensin kendini ne yaptığını bilmeksizin edimselleştirme sürecidir. Bütün bir Tarih özsel olarak Tinin — düşüncenin ve istencin — kendini Uzay ve Zamanın günışığına dökmesidir. Ancak ve ancak onda gerçek Kendisinin tanıdığı düzeye dek onun bir Süreç olduğunu, Tarih olduğunu da anlar.

Dünya-Tini İstenç olarak gizilliğini ilkin Asya'da dolaysızca ortaya döker: Ya da, en azından, Asya'da kaynaklarından hemen hemen bütünüyle yalıtılmış bir insanlık bölümü kendini bir kültür olarak nereye dek götürebileceğini gösterir. Tinin özselliklerini dışarıya yansıtması,kendini bütün bir estetik, etik ve entellektüel kültür olarak biçimlendirmesi onda doğrudan doğruya kendini bilmesi demek değildir. Asya'da Tin arı dışsallıktır, ve o dışsallıkta kendini bilmez, öz-bilinçli Us değildir. Henüz kendi içine bakış yoktur, birey kendi içselliğini, kendi Duyunç ve İstencini bilmez. Bu Tinde birey kendini henüz tözsel bütünden ayırmış değildir ve özbilinçli birey olarak bulunmaz, Tözün salt önemsiz ve değersiz bir ilineğidir, kendini ve başkalarını özgür istençler olarak tanımaz; boyun eğer ve baş kaldırır, köle ve isyancıdır; korkar ve korkutur, siner ve saldırgandır. Devleti, yasayı evrensel-ussal tin olarak değil, bireyselin, tekil despotun buyruğu ve özenci olarak bilir. Şiddeti bir sanat düzeyine dek yükseltir ve yüceltir. Asya kültürü Tinin öznellikten yoksun tözselliği, özgür bireysellikten yoksun katı, soyut evrenselliğidir. Orada bütün, Töz, kendini görkemli kültürel yapılara açındırır, muazzam bir devlet erki olarak taşlaştırır. Devlet bir Aile ilişkisi üzerine temellendirilir, bir Baba olarak İstenci kaba gücün evrenselidir. Birey büyümemiş erginleşmemiş, kendi Duyuncu ve İstenci olmayan bir çocuktur. İnsan karakteri erdeme doğru eğitilmez, ama ezilir, kırılır, bozulur. Gerçek Kendi, gerçek Ben olamaz. Değişim yalnızca varolan bütünün içerisine sınırlanır. Bireysel gelişmenin yokluğunda, bu Tinin özsel karakteri değişmezliği, tözselliği, sağlamlığı, kalıcılığıdır. Akışkan değildir, ortadan kalkmaz ve Tarih olmaz. Estetik, etik ve entellektüel gelişim ulaşılan sonlu biçimlerde, özgürlüğe izin vermeyen şekillerde tamamlanmış ve bitmiştir. Onda tüzel Yasa bireye dışarıdan verilir, onun kendi İstencinin belirişi değildir. Onda ahlaksal Doğru bireye dışarıdan verilir, onun kendi Duyuncu değildir. Burada karakter ve erdem ideali gerçek değil, içsel değil, ama dışsaldır, bireyin tininde kökleşmemiş, ama doğal belirlenimlere bağımlı kalmıştır. Doğaya Tinden, hayvanlara insandan daha fazla değer verilir.

 
 
 

Batı

_
Bir Ulusun anlamı, önemi ve değeri Dünya Tarihindeki konumu tarafından belirlenir. Tarihsel konum kalıcı değil geçici olandır. Değişmemek Tarihi durdurmak, Tarih olmamak, tarihsel olmamaktır. Dünya Tarihi Ereği Özgürlük olan bir süreçtir ve Dünya Tini o Ereğine erişinceye dek kültürel biçimlerinin ussallıkları Tarihin önünden çekilmelerinde yatar. Dünya Tininin türesi onun bir şeklinin Doğuş saatinin onun Batış saati olmasını ister.  
'Batı' anlatımını Dünya Tarihinin gevşek bir tasarımı olmaktan çıkarıp Kavramının ne olduğunu irdelersek ilk dikkat etmemiz gereken şey ilkin 'Batı'nın Roma İmparatorluğunun yıkılışını izliyor ve böylece onu tarihsel bir kıpı olarak kapsıyor olmasıdır. Roma Tinini Dünya-Tininin sürecinde Çin İmparatorluğundan ayırdeden etmen bu ikincinin tersine, Roma İmparatorluğunun kendi içinde onu ortadan kaldıracak karşıtlığın üretilmesine izin verirken, Çin'in geleneğin katılığı içinde hiçbir akışkanlığa izin vermemiş olmasıdır. Roma Tini de bireysellik ilkesini, yani Duyunç ve İstenç olarak Özgürlüğü tanımayan, bireysel olana hakkını vermeyen soyut Evrenselin gücüydü. Ama bütün bir dünya kültürünün tersine, ilk kez onun tarihsel egemenlik alanında insanın salt insan olarak sonsuz değerinin olduğunun bilinci doğdu. Sonlu, tikel, dışlayıcı bir ulus tanrısı olan İbrani Tanrısının üzerinde ve ötesinde evrensel insanlığı kucaklayan, sonlu bireysel olanla Bir olan sonsuz, evrensel Tanrı düşüncesi Roma İmparatorluğunun sınırları içindeki tüm bireyleri kültürel türlülüklerine bakılmaksızın yurttaş olarak tanıyan evrenselliğinin vargısıydı. İsa'nın yaşamı çevresinde (tıpkı örneğin Çin'de Konfiçyus öğretisi durumunda olduğu gibi) zamanın gereksinimine uygun bir öğreti şekillendi.

Çin İmparatorluğunda, Pers İmparatorluğunda, Yunan kent-devletlerinde, Roma İmparatorluğunda, İbrani kültüründe vb., gerçekte bütün bir antik Dünya Tarihinde eksik olan şey bu ilkenin, insanların evrensel olarak özgür olduklarının bilinciydi. Bu ilkenin bilinci gerçekte uğruna bütün bir Dünya-Tarihinin çabaladığı Erekti. İnsanın ussal bir varlık olduğu, sonsuz Logos ile bir ve aynı evrensel tözü paylaştığı düşüncesi ilk kez Hıristiyanlık ile doğmadı. Bu kavrayış Klasik Yunan felsefesinin özünde ve özeğinde, Platon-Aristoteles idealizminde çok daha önceden çıkarsanmıştı: İnsan tanrısal Logos ile birdi. Yunan felsefesinde eksik olan şey ilkenin evrensel olarak geçerli olduğunun bilinciydi. Hıristiyanlık tüm insanları Tanrının onunla aynı tözü paylaşan çocukları yaptı. Bu kavram daha önce Stoacılar tarafından üretilmişti. Hıristiyanlık onu evrenselleştirdi.

İlkenin edimselleşmesi Dünya-Tarihinin onun bildirilmesini, kavranmasını izleyen sonraki Eylemidir. Tarihin gelişmesi insan doğasının gizilliğini edimselleştirmesidir ve Özgürlük bunun için özsel olarak zorunludur. Gerçekte Özgürlük insan doğasının kendini gerçekleştirme İstenci ile bir ve aynıdır. Ancak Duyunç ve İstenç olabilen insanlık kendi doğasının belirlenimini, gizilliğini yaşama geçirebilir, değişebilir, gelişebilir. Doğunun dinginliği, katılığı, değişmezliği, sözcüğün gerçek anlamında bir Tarihinin olmaması — aslında kendisinin Tarih olmaması — onda bu gizilliğin, Duyunç ve İstenç olarak, Özgürlük olarak insan doğasının bilincinin kazanılmamış olmasına bağlıdır. Doğu insanlığı daha öte gelişmesi gereken sonlu törel yapılar içinde dondurur; Çin'de bütün bir nüfus İmparatorun bütününde keyfi istenci altında tutulan bir törellik yapısında kalıplaşmış, Hindistan'da doğa belirlenimlerine bağlı bir Kast dizgesi içinde dondurulmuş ve böyle olarak saklanmıştır. Bu dizgeler ancak kendi içlerinde gelişirler, dışlarına doğru değil.

Hıristiyanlığın ilk biçimlenişi içinden doğduğu boşinanç kültürünün izleri ile lekelidir, duyusal simgecilik ile damgalı, kabalık, barbarlık yüklüdür. Tıpkı onu önceleyen mitolojik inanışta olduğu gibi, doğal olana tinsel olanın değeri verilir; toprak, kalıntılar, ve şarap ve ekmek kutsaldır, ve daha da kötüsü ölümlü rahiplerin kendileri tüm özençleri ile birey ve Tanrısı arasına girerler. İslam ve daha sonra Protestanlık bu eksikliği gidermek için, yüreği dünyasalın sonluluğundan tanrısalın sonsuzluğuna yeniden döndürmek için doğdular. İslamda bireysellik bir kez daha, ama bu kez göğün evrenseli karşısında geri çekildi. İslamda bir dinadamları sınıfı tanınmasa da, birey kendi sonsuz değerinin bilincinde değildir, ve başlangıçta bu dünyaya bütünüyle dönük İstencini bu dünyadan, Tarihten çeker, soyut bir güce teslim olur. Dünya-Tini çıkış noktasını başka bir bilinç alanında bulacak, gelişimini Germanik bilinçte sürdürecektir. Tarih Duyunç ve İstenç Özgürlüğünün sonsuz değerini kavramış, ama henüz bunun tam açınımının ve içeriğinin bilincinden yoksun Avrupalı Germanik bireyselliğin eline geçmeye başlar. İlk kez Avrupa, ilk kez Batı tüm insanların özgür doğduklarının ve henüz her yerde zincire vurulmuş olduklarının bilincini kavramıştır. Bu bütün bir Dünya Tarihini ön-modern ve modern evreler olarak ayıran muazzam bölünmedir. Tarihin bundan sonraki gelişiminin ekseni Özgürlük bilincidir. Batı bir süreçtir, ve insanlık için önemli olan, gerekli olan budur. Henüz bütün bir insanlığın önünde geliştireceği bir tinsel içerik vardır ki, eğer insana ve insanlığa Logosun, onun kendi özselliğinin bakış açısından bakılırsa, estetik, etik ve entellektüel değeri sonsuzdur.

 
 
 

Değişim Gelişim Midir?
Gelişme zorunludur, çünkü bir gizilliğin vargısıdır. Başka bir deyişle, bir gizillik var ise ya da zorunlu ise, gelişme de zorunludur; gizillik edimselleşeceği için, kendini somut varoluşa yükselteceği için gizilliktir.

Önemli olan "dünyanın değişmesi" değil, ama değişimin karakteridir, birşeyin hangi başkasına dönüşmeye yetenekli ve dönüşmek zorunda olduğudur. Dünya her zaman değişmektedir. Hiçbirşey yalnızca kendisi değil, ama kendi başkasıdır. "Birşey = Birşey" denklemi usdışıdır, yani yoktur. Birşey Başkasıdır. Değişmeyen tek bir şey ve değişim içermeyen tek bir an yoktur. Zaman değişimin kendisidir, ve zamanda olanın, sonlu olanın yazgısı ortadan kalkmak ama o denli de saklanmak, yani başkalaşmaktır. Herşey, saltık olarak Herşey akıştadır, Herşey oluş sürecindedir. Bu düzeye dek böyle 'değişim' gibi soyut, genel, boş bir tasarımla tasalanmanın gereği bile yoktur. Önemli olan değişimin gelişme olup olmadığı, insanlığın gelişmeye yetenekli olup olmadığıdır, çünkü bundan, insanın gelişebilirliğinden kuşku duyan geniş bir nihilizm alanı vardır. Usun yanıtı olumludur. Kuşkuculuğun ise bir yanıtı bile yoktur.

 
Despotizm Altında Liberalizm
 
 
 
Şanghay: Bulutlarda danseden binalar. Teknoloji dışarıdan ödünç alınabilir. Ama moral karakter, İstenç, Özgürlük bireyin özsel doğasıdır, dışsal değildir, ve ödünç alınamaz.  
Önemli olan şey değişimin insanın değişimi olduğunu, ve insanın değişmesinin belirsiz değil ama belirli, olumsal değil ama zorunlu olduğunu kavramaktır. Özgürlük belirlenmek, ama kendi özü tarafından belirlenmektir. Değişim birey için olduğu gibi bir kültür için de saltık öz-veridir, eski kendinden bütününde vazgeçmektir — ama bu vazgeçilen 'kendi'nin gerçek 'kendi' olmaması, insanın ve kültürünün yetersiz bir biçimi olması ölçüsünde, değişim gerçek 'kendi'yi kazanma yoluna girmenin ilk koşuludur. Sonraki koşul değişenin neye değişeceği, yeni biçimin uğruna değişmeye değer olup olmadığı, ussal olup olmadığıdır. Bunu her kültürün ancak kendisinin özgül ve özgür süreci belirleyebilir.

Çin tarihsel olarak, nitel olarak ilk kez değişmekte, olduğu şey olmaya son vermektedir. Ve kendi içinden değil ama dışsal bir dürtü yoluyla, Batı ile etkileşiminin bir sonucu olarak değişmektedir. Bu değişim bir başkalaşım, bir ortadan kalkıştır. Çin bütün bir despotik tarihinde ilk kez o binlerce yıl boyunca değişmemiş şeklini terk etmekte, ve bunu bu kez despotizmin karşıt ucuna atılarak, tüm sözde Parti denetimine karşın bütünüyle denetimsiz bir ekonomi olarak, bir liberalizm olarak görünen bir biçime dönerek yapmaktadır. Daha iyisini ve başkasını yapması olanaksızdır. Eğer birşeyin ancak karşıtına, ancak kendi başkasına dönebileceği bağlantısı doğruysa, bu değişim Çin için olanaklı biricik değişim biçimidir. Yine, eğer karşıtların bir oldukları doğru ise, despotizmin ve liberalizmin birbirleri ile içiçe olmaları yalnızca bu mantığın realitede işlediğini gösterir. İki karşıttaki bir ve aynı yan henüz dürtüsel olan, henüz Duyuncun aklamamış olduğu doğal İstençtir. Liberalizm despotizmin evrenselleşmesi, duyunçsuz bireysel istencin duyunçsuz herkesin istencine geçmesidir. Bu istenç henüz birincil olarak Mülkiyet dürtüsü tarafından belirlenen, henüz Duyuncun uygarlaştıramadığı bir istençtir. Öz-belirlenim özgürlüktür. Ama kendini belirleyen öz, insan özü gelişme yeteneğinde olan, böylece henüz yeterince gelişmemiş olabilen birşeydir. Liberalizm gibi despotizm de ancak böyle henüz sınırlı bir gelişme düzeyinde olan, henüz İstencinin ussal belirlenimine ulaşamamış toplumlarda kendileri için uygun zemini bulurlar.

 
 
 
Çin 5.000 yıllık durağan kültürünü Batıya ait bir ideolojinin, Batıda şekillenmiş olan bir düşünceler dizgesinin güdümünde bozmaya başlayarak başkalaşım sürecine girdi. Çin İdeolojiyi ödünç alabilirdi çünkü ideoloji özgürlüğü tanımaz ve a priori despotiktir. Teknolojiyi de ödünç alabilirdi, çünkü bilim moral özgürlük, eylem özgürlüğü, bireyin kendisi olmaksızın gelişemezken, teknoloji ise bilim değil ama yalnızca duyunç tanımayan pragmatizm ve yararcılık ile pekala birarada gidebilen uygulayımbilimdir, daha şimdiden bilinenin uygulanışıdır, üretim araçları denilen şeydir. Altyapının üstyapıyı belirlediği, teknolojinin özerk olduğu düşüncesinin kendisi henüz yalnızca Duyunç ve Özgürlük kavramının = edimselliğinin yoksunluğunun belirli bir kipidir.
Şanghay, Pudong. The End of the World on Pearl tower.  
 
 
 

Doğal Bilinç Çin ve Hindistan gibi binlerce yıllık Asya kültürlerinin salt eskiliklerinden ve görkemlerinden ötürü tarihsel olarak da büyük oldukları yanılgısı içindedir. Ama tarihsel olarak aşağı yukarı bütünüyle önemsizdirler, Dünya-Tininin gelişim alanı ile, Batı ile hiçbir ilişkileri olmamıştır. Bu kültürler eskilikleri içinde yenidirler çünkü değişmemişlerdir. Ortadan kalkmamış olmaları Tarih olmamış oldukları anlamına gelir. Uğradıkları tüm iç değişimler yalnızca despotik dizgenin kendi içinde sağlamlaşmasından, yerleşmesinden ve kazanabileceği en son biçime doğru daha öte ayrımlaşmasından başka birşey değildir. Dünya Tarihi ile özsel bir bağlantılarının olmaması hiç kuşkusuz onları küçümsemeyi, giderek insan-altı görmeyi gerektirmez. Bu yalnızca Tinin özsel belirlenimi olan gelişmenin dışında kaldıkları anlamına gelir. Dahası, Doğu gerçekte yalıtılmışlığına son verdiği ve Batı ile ilişkiye girdiği günden bu yana değişmektedir. Ama bu değişim ilkin tinsel olmaktan çok özdekseldir. Özgürleşme değil, ama dışsal teknolojik değişimdir. Despotizm özdeksel-teknolojik değişime yeteneklidir.

Çin tikel bir kültürdür, Tinin sonlu, yetersiz bir şeklidir, ve bu düzeye dek belirlenimi saltık olarak ortadan kalkmaktır. Ve ortadan kalkmaktadır. Bu kültürel ortadan kalkışın en sonunda üreteceği yeni kültürün Evrensel İnsanlık kültürü olmasının kaçınılmaz olmasına karşın, Çin'in usdışı şimdisi ve ussal geleceği arasındaki süreci nasıl geçeceğini ancak şimdiki kültürel doğasının belirlenimleri saptayacaktır.

 

 

 
 

Çin Halk Cumhuriyeti

 
 
 

2006-7 yıllarına göre veriler:
Nüfus: 1.321.851.888 (Temmuz 2007)
Ortalama Yaş: 33.2
Nüfus Artışı: %0,606
Etnik kümeler: Han Çinlileri %91; Uygur, Tibetli, Mongol vb. %9
Dinler: Taoizm, Budizm, Hıristiyan (%3-4), Müslüman (%1)
Kişi Başına Yıllık Gelir: 7.800 dolar
Yıllık Büyüme Hızı: %11
İşçi Sayısı: 793 milyon
İşgücü: Tarım: %11,7; İşleyim: %48,9; Hizmetler; %39,3
Dışsatım: 969,7 milyar dolar; Dışalım: 751,9 milyar dolar (2006)

II. Dünya Savaşından sonra Mao Zedung önderliğindeki devrimciler bozulmuş bir kültürü yenileşmiş, modernleşmiş bir büyüklüğün yoluna döndürebilmek için Köylülüğün gücüne dayanarak ve burjuvaziye karşı savaşarak Çin'i proleter istenci dedikleri bir istencin buyruğu altına aldılar. Bu kendini Tarihe bir türlü uyduramayan, Tarihte eli ayağına dolaşan, Batıdan aldığı ideoloji, teknoloji ve kültür ile ne yapacağını hiçbir zaman bilemeyen bir Tinin eylemiydi. Gene de, biraz karışık görünen bir Devrim yoluyla da olsa, dünyanın hiç eskimemiş ve eskimeden sürmekte olan kültürlerinden biri olan Çin ilk kez bütünsel bir değişim sürecine ve Dünya-Tarihinin parçası olmanın yoluna girdi. Mao’nun olmayan Özgürlükleri bastırdığı söylenemez. Özgürlük Çin'in, aslında bütün bir Asya'nın bugün bile tanımadığı bir kavramdır. Yeni despotlar altında, yaşam her boyutunda dirençsizce denetim altına alındı. Milyarlık realite birkaç bireyin yanılma sınama yöntemine göre verdiği kararlara göre belirlenen bir yola döndürülrken, arka planda Dünya-Tini daha büyük oyununu oynamayı sürdürdü. Çin Batıdan ödünç alınan ideoloji ve teknoloji zemininde değişmeye başlasa da, eylem öngörülmeyen sonuçlara götürdü. Süreçte açlık, hastalık ve iç kavgalar nedeniyle on milyonlarca insan yaşamını yitirdi (link). 1978'den sonra Mao'nun ardılı olan Deng Xiaoping ve daha başka sevgili önderler, Çin'in ironik yazgısı ile uyum içinde, bu kez geriye gidişten kurtuluşun pazar ekonomisi gelişme modeline dönmekte yattığını düşündüler. Çin'in üretimi 2000 yılında dört katına çıktı. Nüfusun büyük bir bölümü köle emeği koşullarında çalışmaya girişirken, bir bölümü için yaşam ölçünleri Batı düzeyine yükseldi. Komünist Partinin koruması altında Kapitalizm gibi enteresan bir süreç başladı. Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi komünizmin kuruluşuna katılan işadamlarına açıldı.

 
 
 
 
Güzel Çin
Despotik bir 'Güç' gerçekten güçlü olabilir mi? Despotizmin halk üzerinde baskı olduğu düşünülür. Baskı olduğu hiç kuşkusuz doğrudur, ama halka karşı ve halk üzerinde olduğu her zaman değil. Halk için baskı ancak onu baskı olarak duyumsadığı zaman vardır. Özgürlüğü hiçbir zaman tanımamış halklar baskıyı algılamazlar. Ama Özgürlüğü kavradıkları zaman köle olmaları olanaksızdır. Devletin yerinde despotizmin bulunması ancak ve ancak halkın bu tekil istenci kendi bilincinde onaylaması ve onu kendi istenci olarak tanıması ve sürdürmesi ile olanaklıdır. Çin politik Tarihinin başlıca belirlenimi İmparatordu. Onun İstenci her Çinlinin istenciydi. Bu onu büyük yapan, uygar yapan, kendi içinde yalıtılmış olarak sonsuza dek sürmenin güvencesini veren dünyasal ve atasal Bir idi. Belki de bu yüzden Çin'e uygun kategori Güzellikten çok Yücelik olarak görünür.
 
 

 
 
 

Çin’in Batı Öykünmeciliğ: Maoizm
Maoizm Çin Tininin bütün bir dünyadan, evrensel insanlıktan, tarihten yalıtılmışlığını kırıp Dünya-Tarihine katılması yönünde ilk girişimidir. Batı kültüründe despotik olanın ve despotik Çin kültürünün ilk sentezidir. Oluş sürecindeki Batı kültürü evrensel ussal kültür değildir. Ve bu tarihsel göreliliği ve geçiciliği içindeki Batı Tininin Çin Tini ile ilk etkileşimi ancak Çin'in despotik kültürünün o yabancı kültürde algılayabileceği ve anlayabileceği boyutlarda olabilirdi. Batının reddettiği Marxizm Çin'in despotik tini için yabancı ve dışsal bir öğe değildi. Kolayca aşılandı. Çin gerçekte dışsal zor yoluyla da olsa Batı ile Mao'dan çok daha önce ilişkiye girmişti. Ama o zaman yer alan değişim yüzeysel, sınırlı, ve yereldi. Mao Batı kültüründe bir tür hızlı modernleşme modeli olarak görünen Marxizmin Çin kültürünün özsel politik, kültürel ve ekonomik boyutlarına aşılamayı başardı. Birşey ancak daha şimdiden kendinde ne ise ona değişebilir. Maoizm Çin'in binlerce yıllık tarihindeki ilk Yeni olmanın önemini taşır — ve Çin kültürünün başarabileceği en İyinin. Gene de bu yalnızca bir başlangıçtır. Çin de evrensel insanlığın bir parçasıdır, kendinde Özgürlük, İstenç, Hak kavramlarını gizil olarak taşır.

 
 
 

Despotizmin Gücü?
Despotizm ancak tek parça ise, ancak bütünsel bir İstenç ise, ancak halkın istenci ile çatışmıyor, tersine onunla bütünleşiyorsa güçlü olabilir. İstenç politik Güç ya da Erk olarak fiziksel değil ama tinseldir. Despotizm ancak tek bir insanın istenci genel olarak halkın istenci olduğu düzeye dek olanaklıdır.

Halkın despotizmi yadsıması ancak Özgürlük bilincini ve istencini daha şimdiden kazanmış olmasıyla olanaklıdır. Ama Özgürlüğün bir halkın bilinci ve istenci olması, Tinin bu gelişmişlik düzeyine ulaşması — bu Doğunun bugüne dek hiçbir zaman yaşamadığı bir süreçtir.

 
 
 

Despotizm kazanılmaz, ama ancak yitirilir
Hiçbir halk despotizme geri düşemez; her zaman ilkede onun içindedir. Despotizm yalnızca onun bütün bir tarihinde Özgürlükten ne kadar uzak kalmış olduğunu gösterir. Özgürlükten geriye Köleliğe dönüş olanaksızdır, çünkü Özgürlük Köleliği kendi içinde bir moment olarak, yaşanmış ve olumsuzlanmış bir deneyim olarak kapsar. Kölelik kölenin kendi istencinin bilinçsizi olmasını gerektirir. Özgürlük ise Köleliğin de bilincidir. Bir kültürün despotizmi onda aynı uysallık tininin kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla ve yeni bir tinin doğuşunun engellenmesiyle sürer. Yenilik, değişim, bir İstenç anlatımı, bir Eylem despotizmin sonudur. Eylem ancak özgür bireyin yeteneği olabilir, çünkü İstenci, moral yetkinliği gerektirir.
 
 
 

We're Off To The Vast Countryside

Demokrasi bütün bir nüfusun özgür seçmenler olmasını gerektirir
Ama eğitimsiz halk için istenç başkasını dinlemekten başka birşey değildir. Kendini yönetebilmek kendi istencinin olmasını, kendini dinlemeyi, özgür olmayı gerektirir. Bir halk aldatılabilir, ama eğer kendini yönetiyorsa, eğer kendi istenci varsa, aldatılmanın sorumluluğu kendisinden başkasına düşmez. Çin Komünist Partisinin Genel seçimlere izin vermeden yönetebilmesi nüfusun henüz böyle bir politik istençten ve yetkinlikten yoksun olmasına bağlıdır. Devlet konusunda aldatılabilecek bir halk ilkin kendi istenci olan bir Yurttaş Toplumu olmalıdır.

 
 
 

Üretici Güçler Özgürlük olmaksızın gelişir mi?
Özgürlük tüm gelişmenin, estetik, moral ve entellektüel gelişimin, insanın insan olmasının saltık koşuludur, giderek Özgürlük ve Gelişme insan için bir ve aynıdır, ayrılamazdırlar. Despotizm evrensel İstencin, ussal İstencin bastırılmasıdır. Yalnızca üretici güçlerin gelişimi ile değil, ama genel olarak insan yetilerinin gelişimi ile, anlaktan imgeleme, duyarlıktan duyunca dek insanın özsel belirleniminin büyümesi ile bağdaşmazdır. Modern dönemin Özgürlük bilincinin kavranışı ile belirlendiği düzeye dek, modern Despot modern varoluşta açıkça bir megalomandır, kendi egosunu ve istencini insanlığın egosu ve istenci olarak görmede modern döneme özgü en büyük tarihsel aptaldır. Olanağı halkın eğitimsizliğidir..

 
 
 

Long Life To Chairman Mao

İnsan varoluşun Ereğidir
İnsan Erektir, kendinde saltık Değerdir. Araç olması değersizleşmesi, özünün yadsınmasıdır. O zaman sorunu yalnızca sömürülmek değil, yalnızca emeğinin karşılığını alamaması değil, ama yüzeysel bir insanlaşmanın ötesine geçememiş varlığının bütünüyle anlamsız işlevler için kullanılmasıdır.

Özgürlük insanın özsel sorunudur
Özgür olmayan insan öylesine küçüktür ki, insanın öylesine yetersiz bir anlatımıdır ki, yapması söylenenden başkasını yapmaz, olmasına izin verilenden daha çoğu olmaz.

 
 
 

The Great Thought of Mao Zedong Shines With Splendor

Sömürülme yalnızca sömürenin sorumluluğu değildir
Bir tango iki kişi ile yapılır. Sömürülmenin tarihsel materyalist algısı sömürüleni suçsuz, lekesiz bir kurban olarak gösterir ve sömürülen kitlenin geri kalan tüm yetersiz belirlenimlerini göz ardı eder. Moral yüceltme sınırsızdır. Başka bakımlardan bencil, duyunçsuz, erdemsiz olabilen bireyler sömürülen kitleden yana olduklarını duyumsadıkları zaman sömürülenin suçsuzluğunu sömürmeye başlarlar. Kendi bayağılıkları ve yetersizlikleri içinde yücelirler.

Halk öndere gereksinir, çünkü kendisi istençsizdir. Ve ölümlü bir insan olan önderi ölümsüzleştirmeye bayılır.
 
 
 

Bir Kültürün Tarihsel Değeri
Kültürler ancak değiştikleri, ancak ortadan kalktıkları, ancak Tarih oldukları düzeye dek tarihsel değer taşırlar, çünkü bir kültürün yüzyıllar boyunca, binyıllar boyunca değişmeden kalması insan doğasının gizilliğinin açınımı değil, ama yalnızca bu gizilliğin sınırlı bir şeklinin kendini anlamsızca yineleyişidir. Oysa Tin bir gizilliktir ve gizillik kendinde gelişme olduğu için gizilliktir. Tin bu hakkını Tarihte kazanır ve Tarih Tinin Oluş sürecidir, bir uyuşukluk alanı değil. Bu süreçteki herhangi bir kültürel basamağın değeri süreçte bir ilerlemeyi temsil edip etmemesine bağlıdır. Katı bir geleneksel yapıya kitlenerek salt kendini yineleyen insanlık genel olarak insan olmanın değerini taşısa da, varlığının ya da yokluğunun tarihsel bir anlamı ve değeri yoktur. Tarihsel olarak, olmasa da olur.

 
 
 

Pekin'de kırdan gelmiş işçiler. Kentlere göç eden 150-200 milyon kadar insan modern Çin'in yollarını, gökdelenlerini ve şimdi 2008 Olimpiyat sitesini yaparken sağlıktan eğitime hiçbir güvenceleri olmaksızın uzun saatler boyunca çalışır, tıkış tepiş yaşarlar. Ve Devrim yapmazlar.

Modern Çin Tarihinin baş aktörleri: Proleterler ve Diktatörlükleri
"Proleterya Diktatörlüğü" terimi bir oxymorondur: "Kölelerin Diktatörlüğü" anlamına gelir. Gerçekte herşeyden önce Proleteryanın kendisi üzerindeki diktatörlüğü, sonra en acımasız sömürü biçimlerini aklamaya hizmet eder. İşçi onu sömüren kapitaliste karşı hakkını arayabilir. Ama onu duyunçsuz ve istençsiz bırakan ve en az eşit ölçüde sömüren ortaklaşacıya koşulsuzca boyun eğmek zorundadır, çünkü istencinin ve duyuncunun kendisinde değil, ama partisinde, öncüsünde olduğuna inandırılmıştır. Ve kendinden isteneni yapar. Partinin sömürüsü yerine kleptokrasinin sömürüsünü yeğleyen ve birinciye dönmeyi reddeden Ruslar bunu ikincisi iyi olduğu için değil, ama birincisi ikinciden de dayanılmaz olduğu için yapmışlardır.

Çin'de politik güç gerçekte olumsuz bir güçtür, ve Partinin gücünün değil ama kitlenin güçsüzlüğünün, istençsizliğinin anlatımıdır. Tüm kültürlerde olduğu gibi, böylesine yeğin bir haksızlık, türesizlik, acımasızlık ancak ve ancak altta kalanların kendilerinin bilinçsizliği, duyunçsuzluğu, istençsizliği yoluyla olanaklı olabilir. Modern eşitsizliğin sürmesi herhangi bir baskıya değil, ama milyarların kendilerini ilkel bir bilinç durumunda tutmalarına bağlıdır. Bu insanlar dünyalarını anlamadıkları için ve anlamadıkları sürece köledirler. Ve bunun sorumluluğunu başkalarına yüklemek Özgürlüğün bilinçsizliğinin, kendi sorumluluğunu üstlenmeye yeteneksizliğin anlatımıdır.
The AFL-CIO Workers' Rights Case Against China  
 
 
 
Shenzhen Özel Yoğun Sömürü Bölgesi, Guangdong İli_
 
 
 

Tinin Umutsuz Şekilleri
Bu insanların yaşamları insan olmanın en alt doyumlarından ötesine kapalıdır. Varoluşlarının anlamı ve değeri konusunda hiçbir bilinçleri yoktur. Buna yetenekleri olmadığı için değil, ama bu yetenekleri gelişmediği ve büyük olasılıkla yaşadıkları süre boyunca gelişme fırsatını bulamayacağı için. Bu bilgisizlik bu varoluşa dayanabilmek için biricik güvenceleridir. Çin'in ve benzerlerinin göreli sefaleti değişmeyen ve açılmayan gelenek kültürünün modern kültür karşısındaki yazgısıdır.

 

Guangdong'da özel ekonomik bölge, Shenzhen
  Çin'de son yirmi yılda kişi başına yıllık gelir %600 oranında arttı. 1990'dan bu yana 300 milyon Çinli yoksulluktan, köylülükten kurtarıldı. Ama henüz 100 milyonun üzerinde Çinli günde bir kaç YTL gibi bir parayla yaşamak zorundadır ve çoğu henüz temiz sudan, sağlık güvencesinden, emeklilik maaşından yoksundur. Haftada altı gün, ve yoğun zamanlarda yedi gün çalışırlar, günlük çalışma süreleri on bir, on iki, giderek on üç saate kadar çıkar. Kırk yaşına geldiklerinde artık ağır işlerle baş edemez olurlar ve çok geçmeden ortada kalırlar. Ortaklaşacı Partinin yönetiminde olan bu ülkede milyarderler yüksek düzeylerdeki parti üyelerinin çocuklarıdır. (Li Qiang) (Chris Richards) (China Labor Watch)  
 
 

Emek
Emeğin değer olduğu söylenir. Giderek "yüce" olduğu, aslında "en yüce" değer olduğu söylenir. Ve bunu başka herkesten önce Emeğin rahipleri, kendileri Emekten bağışık olanlar haykırır. — Anatoly Kholody, 48, (solda) Norilsk Nikel'de eski bir Sovyet işçisiydi. Sovyet yönetimi sırasında çalıştığı fabrikada ortalama yaşam süresi 50 yıldı; sağdaki ise her yıl maden ocaklarına 6.000 yaşam adayan Çin'deki bir emekçidir. Her ikisi de Proleterya Diktatörlüğü ile doğrudan tanışıktır. Sınıf düşmanlarını devirmiş, işçi sınıfı Devletini kurmuş olan sınıfsız toplumların üyeleri, en azından Toplumcu Devletlerin yurttaşlarıdırlar. Haklarını arayamazlar çünkü onları yalnızca sömürmekle kalmayan ama ezen, öldüren istenç onları onların kendileri adına vadır. Kapitalist ile, kapitalin kölesi olan istenç ile savaşılabilir çünkü ortadadır; onu yenmek olanaklıdır ve bu yalnızca insanlığın gerçeği anlamasına bağlıdır. Ama tarihsel materyalist istencin sömürüsü emekçiyi sendikasız ve partisiz bırakan bir diktatörlüğün, proleterya diktatörlüğünün altında yer alır. İşçi yalnızca bedensel olarak sömürülmekle kalmaz, ama bu ideolojik saçmalık onu Duyuncundan ve İstencinden, sözcüğün en gerçek anlamında insanlığından yoksun bırakır, onu tinsel, ruhsal, duygusal, moral, estetik olarak yokeder.

 
 
Norilsk Nikel'de bir Rus maden işçisi. Çalıştığı yerde işçilerin ortalama yaşam süreleri 50 yıldı.
Bir Çin işçisi. According to state media, accidents in China's coal mines claimed over 5,000 lives each year, accounting for around 80 percent of the world's total deaths
 
 

İdeoloji Bir Despotizm Artığıdır
Doğuda ve Batıda, onlar gibi milyonlar, on milyonlar, yüz milyonlar henüz varoluşlarını, yaşamlarını, yazgılarını küçük bir azınlığın budalalığına teslim etmeyi, sömürülmeyi işlerin normal durumu saymayı sürdürmektedir. Bu insanların kurtulmaları, bunu kendilerinin anlamaları, bunun için yalnızca Özgürlüğü anlamaları gerekir. Ancak Özgürlüklerinin bilincine vardıkları, birer İstençleri olduğunu kavradıkları zaman insan olarak varolma koşullarının sonuna dek iyileştirilmesi uğruna savaşıma girişebilirler. Yurttaş İstenci modern evrede saltık Güç ya da Erktir ki, başka her güç gerçekte onun karşısında güçsüzdür, çünkü Özgürlüğün gücü karşısında köleliğin gücü hiçbirşeydir. Ancak özgür varlıklar olduklarını anladıkları zaman salt insan oldukları için, salt birer tinsel varlık oldukları için değerlerinin sonsuz olduğunu anlayabilirler ve insanın insana köleliğine vb. saltık olarak son verebilirler. Onları uysal, sindirilmiş, korkutulmuş tutarak, ideoloğun kaprisi altında hiçe indirerek kurtarabileceği sanısı içindeki ideolojik despotizmin bu karakteri içinde algılanmaması ancak onu bir ideoloji olarak üretenlerin ve doğrulayanların kendilerinin Özgürlük kavramının bilincinden yoksun olmalarıyla olanaklı ve anlaşılabilirdir. Tüm şiddet, zor, baskı vb. donatımı ile diktatörlüğü zorunlu olarak kapsayan bir bilinç biçimi olarak İdeoloji bir Özgürlük süreci olan Yurttaş Toplumuna ait bir bileşen değildir. İdeolojinin kökeni henüz modern dönemin özsel Kavramı olan Özgürlüğü anlayamamış ön-modern tine ait despotik bilinç artıklarıdır. İdeolojiyi ve bunlardan türeyen düşlemleri doğrulamış milyonların arasında önemli ve değerli görülen sayısız düşünürün, entellektüelin vb. de bulunması yalnızca Gerçeğin entellektüalizmden bütünüyle başka birşey olduğunu gösterir. Batıda bile Özgürlük kavramının henüz bilinçlere yeterince yerleşmiş olmaktan ne kadar uzak olduğunu, kendini-aldatmayı yenmenin çok kolay olmayabileceğini gösterir. İdeoloji despotik bir kültür artığıdır. Entellektüalizm Felsefe ya da bilgi değildir. Yalnızca Us ile her durumda geçimsiz olan doxalar, kişisel görüşler ve realite ile ilgisiz planlar üretmenin ötesine geçemez. Ve bunları kitlelerin bilinçsiz, duyunçsuz, istençsiz realitelerinde yaşama geçirir.

 
 
 
___

İdeoloji Öldürür
İdeoloji Duyunç ve İstenç tanımaz, bütün bir insanlık adına insanlığın İnanç ve Mülkiyet haklarını yadsır, ve kendinde bunları kendi istenci altına alma hakkını görür. Yurttaş Toplumunu ortadan kaldırmayı, ve Yurttaşın İstenci olarak, evrensel-ussal İstenç olarak Devleti devirerek onu Partinin İstenci ile, gerçekte bireysel özencin diktatörlüğü ile değiştirmeyi ister. İdeoloji Özgürlüğe karşı bir savaşım olduğu düzeye dek yalnızca Devlet Gücünü ele geçirişinde değil ama onu elinde tutuşunda da ancak ve ancak sürekli Şiddet üzerine dayanabilir. İdeolojinin savaş, açlık, hastalık ve daha başka inanılmaz nedenlerle yok olmasına neden olduğu insan yaşamlarının sayısı 20'nci yüzyılın iki Dünya Savaşında yitirilen yaşamların toplam sayısının çok çok üzerindedir. İdeoloji öyle bir moral aklanmışlık sanrısıdır ki, sözde kurtarmayı üstlendiği insan yaşamlarının bile onun için bir anlamı ve değeri yoktur, çünkü bunlar onun için istençsiz ve duyunçsuz hayvanlar gibidirler. Sindirdiği ve yıldırdığı kitlelerin, sözde devrimci halkların, devrimci sınıfların vb. ne olup bittiği konusunda, Tarih konusunda hiçbir kavrayışları yoktur ve bilgisizliklerin kaçınılmaz kurbanıdırlar. Solda ve sağda, kolayca yalnızca dolaysız çıkarları uğruna ölürler ve öldürürler. Özgürlüğün Köleliğe yenik düşemeyeceği düzeye dek, İdeoloji ancak ve ancak dünyanın Özgürlük bilincine yabancı alanlarında, ancak ve ancak insanlığın kendi geleneksel despotizmini henüz üzerinden atamadığı, Devletin henüz minimal bir Devlet kavramına bile karşılık düşen bir yapı taşımadığı yerlerde kök salabilirdi. İdeoloji hiç kuşkusuz modern döneme özgüdür. Ama modern dönem içinden doğduğu kölelik kültürünün izlerini her boyutunda, entellektüel boyutunda da taşır. Modern dönem bir değişim süreci, bir Oluş sürecidir ki, kıpıları Özgürlük ve Köleliktir. Bu çelişkinin çözümü bütün bir Dünya Tarihinin Ereği, Uygarlıktır.

 
 
 

İdeolojinin bireysel Duyuncu tanımaması Dini bir afyon olarak görmesinde ve yasaklamasında anlatım bulur. İstenci tanımaması ise İstencin dolaysız belirlenimi olarak Mülkiyet hakkını tanımamasında ve yasaklamasında anlatım bulur. Bu iki olumsuz belirlenim İdeolojinin kavramıdır. Bireysel İstenci tanınmamada, Bolşevizm ve Nazizm her ikisi de "toplumcu" yanlarını gösterirler. Tarihsel Materyalist bakış açısının sınıf-kavgası olarak Tarih kuramına göre Nasyonal Sosyalizm Tekelci Sermayenin diktatörlüğüdür. Buna karşı, kavramsal olarak bakıldığında, İdeolojinin kendini bireysel İstencin üzerine koyması bireysel İstencin Mülkiyet hakkının da üzerine koyması demektir. Nazizm ve Faşizm için tıpkı Bolşevizm için gibi özel Mülkiyet koşlusuz bir hak değildir. İkisi de bireysel Özgürlüğü tanımayan ve dolaysızca bireysel İstencin yadsınmasına götüren Toplumculuk olarak ortaya çıkarlar. Toplumculuk Bireyciliğin bastırılması olarak moral bir üstünlük ve değerlilik görünüş taşır. Ama gerçekte Toplumculuk Bireyciliğin olumsuzlanmasından çok Birey karşısında Toplumun saltık kılınması, realitenin Toplumu saltık yapan bir bakış açısından yorumlanmasıdır.

 
 
 

Tek-Boyutlu İnsan ve Tek-Boyutlu Toplum
Çalışan insanın, ancak ücreti yoluyla geçinebilen ya da ancak sağ kalabilen insanın bütün bilinci, bütün istenci, bütün duyuncu bu ekonomik kavram, ücret kavramı çerçevesinde biçimlenir. Bir köle olmasa da, işi onun için tutkuyla sarıldığı biricik varoluş olanağıdır, istenci ait olduğu toplumdaki koşulların ona dayattığı zorunluklar karşısında kırılır, varoluş biçimi kendisinin denetleyemediği etmenler tarafından belirlenir, sınırlanır. Altyapı kuramcılığının gördüğü gerçek budur, ve bu gerçek Özgürlüğün değil ama İstençsizliğin anlatımıdır. Sınıfının bir üyesi olarak bireyin bilinci özünde ekonomik bir bilinç, bir sözleşme bilinci, bir ücret bilincidir ve bütün bir benliği özsel olarak ekonomik konumunun bir anlatımı, bütün bir kişiliği ücretinin bir özetidir. Ancak bu indirgeme, ancak insan gizilliğinin gelişiminin bütünüyle durdurulması yoluyla kendini varoluşuna uyarlamayı başarabilir. Bu olduğunda, sözcüğün en gerçek anlamında altyapı tarafından belirlenmiştir, ve böyle olarak eylemi ekonomik eylemin ötesine geçmez. Toplumsal Gönençten az gelişmiş kişiliği ile ve az gelişmiş gereksinimleri ile orantılı bir pay aldığı zaman, aç kalmanın biraz ötesinde bir varoluş koşuluna ulaştığı zaman kavgasını, devrimini vb. bir yana atar. Sınıf Kavgası ekonomik kavgadan ötesi değildir, ve ekonomik ereğine erişir erişmez emekçinin gerçeği kendini Tek-Boyutlu İnsan olarak, ve pazarın gerçeği Tek-Boyutlu Toplum olarak ortaya koyar. Ücret uğruna kavga, sınıf kavgası çelişkiyi çözmek zorunda ve gücünde olan Usun değil, çelişkiyi çözülemez gören güçsüz Anlağın kavgasıdır. İşçi ve Ücret buluştuğu zaman, karşıtlıksız İnsan elde edilir; ya da sınıf kavgası yatıştığı zaman, karşıtlıksız Toplum elde edilir. Ekonomik kavga çelişkinin yenilmişliğini anlatan İdeal uğruna değil, ama yalnızca çelişkiyi sürdüren realite uğrunadır. Sorun bu özdeksel bilinci bu dışsal belirlenimin ötesine ve üstüne yükseltebilmek, ona sınıf beklentisinin ötesinde insan beklentilerinin bilincini kazandırabilmektir. Sorun onu insan gelişmesinin ne kadar yetersiz bir aşamasına takılıp kaldığını gösterebilmektir. Emekçi ekonomik bir kimliğin ötesinde bir de Yurttaş kimliği taşır. Bu politik kimliği ekonomik-sınıfsal davranışa sınırlı değildir; tersine, Yurttaş olarak eyleminin sınırı ancak insan olarak Hakkı tarafından belirlenir. Bu olumsuzun, henüz olmayanın, henüz kendinde olanın, gizil olanın gücü dediğimiz şeydir. Ve salt ussal olduğu için realiteden, var olandan, olumlu olandan daha güçlü olduğunun tanığı bütün bir Tarihin kendisidir.

 

 

 
  Doğuyu ve Batıyı suşi ve hamburger ayırmaz, ve aspirin ve nükleer bomba benzeştirmez.
Küreselleşme herkesin hamburger yemesi demek değildir. Bu postmodern türlülüğe dokunmak gerekmez. Küreselleşme örneğin Evrensel İnsan Haklarının, Yasa Egemenliğinin, despotizmden Özgürlüğün, anamal mantığından Özgürlüğün, silahtan, savaştan, nefretten Özgürlüğün, Türenin türdeşleşmesidir.
 
 
 

Suşi yerine hamburger yemek kültürel bir ayrım yaratmaz. Ama kültürel bir birlik de yaratmaz, onları eşitlemez, türdeşleştirmez.

Geleneksel Doğu kültürünün modernleşmesi Batının daha şimdiden hazırladığı törellik dizgesini doğrudan doğruya kendi üstüne alması yoluyla yer alır. Ahlaktan yasalara, otoyollardan gökdelenlere, elektronikten nükleer enerjiye, okullara, üniversitelere, matematiğe, aspirine, internete, pornoya, gazeteye dek herşey Doğu kültürünün yeniden keşfetmek zorunda kalmaksızın Batıdan hazır olarak aldığı modern kültür bileşenleridir.

Yeni kültürlerinde Eski Kültürlerinden neyin saklanması gerektiği henüz bir sorudur.

Genç kent emekçileri Pekin'de bir suşi barında.

 
 

 
 
 
 
 

Kültürler arası iletişim ve etkileşim ilkin yüzeyseldir, teknolojik düzlemde başlar. Aspirin ve nükleer bomba bu yüzeye aittir. Demokrasi değil. Özgürlük, İstenç, Duyunç — bunlar derin iletişim ve etkileşim sorunlarıdır ve dışsal olarak öykünülecek şeyler değildirler.

İnsan ilkin dışsal doğasında değişir, gökdelenler, saç modelleri vb. gibi noktalarda. Doğu bu dışsal değişimin içsel olanağını üretemediği için onu da ödünç almak zorunda kaldı. Şimdi kültürel özgünlüğünü, türselliğini ortadan kaldırma ve kendini Evrensel olana doğru yeniden şekillendirme sürecindedir. Özsel bir insan doğasının bakış açısından, Tüm geleneksel toplumlar ortadan kalkarak modern toplumlara dönüşmekte ve tüm modern toplumlar geleneksel dokularını dışladıkları düzeye dek özdeş bir uygarlık biçimine doğru yakınsaşmaktadır.

Varlıklı bir ailenin kızı fotoğraf çektirmek için hazırlanıyor.
 
 
 

İnsan Doğası Kavramı Gelişmeyi İçerir
Tinin kültürel-tarihsel oluşumları bir insan doğası kavramı karşısında onun sonlu, geçici, ortadan kalkıcı şekilleridir. Bir gizillik olarak insan doğası kavramı gelişmeyi zorunlu kılan şeydir. Aslında Tarih kavramının kendisinin insan bilincine çıkışı özsel İnsan Doğası kavramının doğuşunun bir sonucudur. Tarih Kavramı ancak gelişme kavramını kapsadığı düzeye dek bir Kavramdır. Ancak Tinin ereksel süreci Tarih olabilir.

Doğu gelenek kültürünün ötesine geçmedi, ve Tinin gelişiminin statükocu çocukluk aşamasındaki her kültürün yaptığı gibi varolanın ötesine geçmemek için özellikle direndi. Dikkafalılığı bıraktığı zaman tüm modernleşmesini Batıdan ödünç almaya ve kendini baştan sona Batının imgesinde yeniden şekillendirmeye girişti.

 
 
 

Çin’in Törelliği
Tarihinin son iki bin yılı boyunca Çin'in bütün bir törel yapısı, Aile, Toplum ve Devlet düzenlemeleri özsel olarak bir devlet felsefesi düzeyine yükseltilmiş olan Konfiçyus öğretisinin ilkelerine göre belirlenirdi. Çin Tarihi bütün toplumsal yapının bu öğreti çevresinde örgütlenmesinin ve düzenlenmesinin tarihi olarak görülebilir.

Çin'de İmparator biricik özgür istençtir ve toplumsal dokuyu öylesine sıkı sıkıya belirliyordu ki, memurları seçme sınavlarında kendisi doğrudan doğruya bulunurken, istenci ailenin salt iç ahlaksal alanına dek uzanıyordu.

 

 
 

Gelenek
Gelenek değer olarak görünür — saklanması, üzerine titrenmesi, sorgulanmaması gereken birşey olarak. Toplumun varoluşu, aslında bireyin kendisi Gelenekte kökleşmiş görünür, ve köklere saldırı ise bir değerin, bu durumda varoluş ile bir olan değerin varlığına saldırı demektir. Oysa insan özü adına, us, özgürlük, gelişme, gerçeklik ve gerçek değer adına tam olarak yapılması gereken şey bilgisiz Geleneğin ortadan kaldırılmasıdır. Bu nihilizm Tinin bütün bir Tarihini modern ve ön-modern evreler olarak ikiye bölen en gerçek Eylemidir, bir gelişim süreci olarak Tarihin kendisinin varlık nedenidir.

Gelenek süredurumdur, dinginliktir, ve dirençtir. Hangi kültürde olursa olsun Tutuculuğun kendisidir ve ussal Özgürlüğe, Değişmeye, Yenileşmeye, Gelişmeye karşı engelin kendisinin anlatımıdır. Birer kültürel kalıt olan Gelenekler insan davranışlarını düşüncesizce belirleyen törel ölçünlerdir — neyin giyileceğinden neyin yeneceğine ya da yenmeyeceğine dek.

Gelenek değerdir, ve değer saltık olan, evrensel olan, değişmeyendir. Gelenekler değerler olsalar da bilgiye, usa, özgürlüğe dayalı değildirler. Değerler oldukları için sorgulanamazlar, ve sorgulanmaları dolaysızca ortadan kaldırılmalarıdır. Gelenek sorgulanmadığı düzeye dek ahlaksal değildir, çünkü ahlak Duyunçtur, geleneği, aslında tüm törel varoluş biçimini sorgulama hakkıdır, insanın hiçbir koşula bağlı olmayan saltık Özgürlüğü, dokunulamaz, durdurulamaz, bastırılamaz içselliği ve öznelliğidir. Duyuncu olmayan insanın Kendisi de yoktur. Gelenek eğer gerçekten Gelenek ise moral, törel, politik, estetik Gelişime, genel olarak İnsanın gerçek Kendisi olmasına izin vermez.

Gelenek sorgulanmaksızın ve salt geldiği için kabul edilen alışkanlık tinidir. Geleneğin özgür bireysel Duyunç üzerine dayanmaması, tersine ona dışarıdan dayatılan bir yetke olması ve sorgusuz bir boyuneğme istemesi Geleneğin moral değerinin bilgisizliğe ve duyunçsuzluğa dayanması, böylece moral ve değerli olmaması demektir. Gelenek sözcüğün gerçek anlamında Ahlak dediğimiz şeyin yokluğudur, çünkü Ahlak Özgürlük olmaksızın, Duyunç olmaksızın Ahlak değildir. Bu yüzdendir ki Özgürlük bilincinden yoksun kültürler, Doğuda ve Batıda, her zaman ahlaklarını dışarıdan, gelenekten, dinsel yetkelerden, ideolojik buyruklardan alırlar.

Gelenek Bilgiye ve Özgürlüğe dayandığı için değil, ama insan olmanın bu saltık değerlerine dayanmadığı için Gelenektir. Gelenek karakteri buna göre köle bir karakterin göstereceği her özelliği gösterir: Bilgisizdir, Eylemsizdir, Güzelliksizdir.

Modern Yurttaş Törelliği bir özgür Duyunç ve İstenç tini olduğu düzeye dek geleneksel değerler ile bağdaşmaz.

Gelenek ve Şiddet. Geleneklerin toplumsal bağ olarak işlev gördükleri düzeye dek, onlar tarafından birarada tutulan törel yapılar ancak onlar kadar dayanıklıdır. Bu boş belirlenimler gene de bir gelenekler türlülüğüne bölünmüş dünya bölgelerinde, Afrika'da, Asya'da, Orta Doğu'da, bu kültürel birliklerin birbirleri ile bir Nefret ilişkisine girmelerinin ve birbirlerini yoketmelerinin önüne geçemezler, çünkü bu türlülük içinde her biri başkalarında yalnızca kendi olumsuzlanmasını, yokoluşunun gözdağını görür. Barış içinde birarada varolabilirler, ama ancak ve ancak tümünü yatıştıracak bir üst-despotun baskıcı denetimi altında. Özgürlük tininin yokluğunda Birlik ancak kölelik yoluyla, boyuneğme yoluyla olanaklıdır. Birin güvencesi olan bu despotik egemenlik herhangi bir nedenle ortadan kaldırıldığında (örneğin ABD'nin Irak'ta yaptığı gibi), geleneğin Barışı kendinde en usdışı Savaş olduğunu gösterir. Bu topluluklar bütünüyle boş, anlamsız, aptalca belirlenimleri saltık Değerler olarak görürler ve varoluşlarını onlarla bir sayarlar. Değişmeleri birer kültür olarak yok olmalarıdır.Gelenekler törel doğrulukları açısından sorgulanmamaları nedeniyle İnanca değil ama Boşinanca aittirler. Gelenek Dinin ussallığı ölçüsünde Dinin kendisi ile de ilgisizdir ve sık sık Dinin özüne, özgür, ussal gerçeklik İnancına aykırıdır.

 
 
Sisli bir gün; Çin'de küçük bir köy; küçük bir kız.

Geleneğin İstemi:
Kötü-Sonsuzluk = Sonluluk
Çin 5.000 yıl boyunca Çin olarak kaldı. Bu arada Sümerler ve Mısırlılar, Pers İmparatorluğu, Atina, Sparta, Thebes, kent-devletleri, Roma İmparatorluğu, Bizans İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu, Kutsal Roma İmparatorluğu ve daha başka niceleri doğdular, tarihsel işlevlerini yerine getirdiler, ve ortadan kalkarak yerlerini daha yüksek kültürlere bıraktılar. Dünya Tarih ile uğraşırken, değişirken ve gelişirken, Çin ise kültürel değişmezliği ve dinginliği içinde her zaman ne ise öyle kalmayı sürdürdü ... daha doğrusu, Batı ile karşılaşıncaya dek, sürdürdü.

Sonluluğun Sonu: Değişim, Yenileşim
Çin son birkaç on yıl içinde en hızlı değişimlerden birini yaşadı. Bu değişim onun kendi Tarihinin bir sonucu olmaktan öylesine uzaktır ki, tam tersine bu Tarihin aşağı yukarı gereksiz, anlamsız, ereksiz bir yineleme ve yerinde sayma olmuş olduğu anlamına gelir. Mao'nun 1976'da yoksul ve yalnız bıraktığı ülke şimdi Komünist Partinin yönetimi altında dünyanın en dinamik ekonomisidir. Dünyanın en kirli 30 kentinden 20'si Çin''dedir.

 
 

Yurttaş Toplumu onda bireyin kendi İstencinin bilincinde olduğu ve kendi İstencini biricik politik erk olarak bildiği ve istediği, Yasasını kendi ussal istencinin anlatımı olarak özgürce belirlediği Toplumdur. Her insanın özsel olarak ussal, özgür varlık olması ölçüsünde, ve bu özünü bir gizillik olarak taşıması ölçüsünde, bütün bir Yerküre geleneksel kültür biçimlerini terkederek bu türdeş Yurttaş Toplumu biçimine doğru gelişmektedir. Özgürlüğün ne rengi, ne de eşeyi vardır. Yurttaşın belirlenimi ne dini, ne ırkı, ne de eşeyidir. Yurttaş ussal, özgür, bilgili Duyunç ve İstençtir. Hak, Özgürlük, Duyunç ve İstenç insanlar arasında türlülük değil ama özdeşlik belirlenimleridir. Yurttaş Toplumu bu Kavramı ile tam olarak Demokrasi dediğimiz şeyle örtüşür, çünkü Yurttaş kendi istencinin Devlet olmasını isteyen istençtir. Bu ussal İstenç bütün bir toplumsal varoluşun başka her belirlenim üzerinde güç olan biricik egemenidir.

Modern Yurttaş Toplumu bir Değerler birliği değildir, çünkü Değerler salt Gereksinimler zemininde varolan bir birliğin zemini için fazla özneldirler, aslında engelleyicidirler ve sık sık özgür ilişkiler ile çatışırlar. Modern Törellik dahaçok toplumsal yaşamın her boyutunu düzenleyen bir kurallar alanı olarak belirlenir ki, bunlar modern Toplumun işlerlik ve etkerlik için gereksinimleridirler.

Bir çıkarlar birliği alanı olması modern Yurttaş Toplumunu aynı zamanda çıkar çatışmaları alanı da yapar, ve her iki durumda modern toplumsal ilişkilerde bireyler birbirlerinin karşısına Değerleri ile değil ama yurttaşlık Hakları ve Ödevleri olan bireyler olarak çıkarlar. Geleneksel-değersel ilişkilerin yerini yabancılar arasındaki öz-çıkar ilişkileri alır. Bu olgu Modern Toplumun yabancılaşma alanı olarak görülmesinden ve Değeri yanlış yerde, Modern Toplumun kendisinde arayan geleneksel tinin nihilizme düşmesinden sorumludur. Modern Toplum karşısında birey gerçek Özgürlüğü içindedir ve Değerlerini bu Özgürlük zemininde kendisi belirler.

Erdeminin önünde saltık olarak hiçbir sınır yoktur. Sonlu ve yerel geleneksel Değerlerin ortadan kaldırılması ve yerlerinin bütünüyle yalın, ussal, evrensel törel belirlenimler tarafından alınması modern Yurttaş Toplumunun özsel türdeşleşmesini getirir. Bu kendinde bütün bir insanlığın bir evrensel ussal törel belirlenimler dizgesine doğru örgütlenmesi demektir. Burada Tinin bütün bir usdışı kültürel biçimleri, kültürün anlamsız, giderek düşmanlık besleyici türlülük görünüşü ortadan kalkma eğilimine girer. Toplumların kültürel türdeşleşmeleri Küreselleşme sürecinin bir boyutudur. Toplum yalnızca Gereksinimlerin doyum alanı olduğu ölçüde ilgisiz geleneksel değerleri dokusundan ayıklar. Geleneksel Değerlerin (Noel, bayramlar vb.) Yurttaş Toplumunda sürmeleri biçimseldir, Tinin genel eğitimsizlik durumuna karşılık düşerler, ve özellikle bu boşinanç süreçlerinden kâr elde edilmesi ölçüsünde kollanır ve desteklenirler.Özgürlüksüzlük Eylemsizlik ile bir ve aynı şeydir, ve bu düzeye dek, modernleşme sürecine giren geleneksel kültürün saklayacak hiçbir Geleneği yoktur, çünkü özgür olmadığı, bireysel Duyunç ve İstenci tanımadığı düzeye dek Gelenek moral değildir ve böylece saklamayı hak eden bir Değer değildir.

 
 
 
Çin’de 2008 yılbaşında 5,54 milyon Bebek doğdu.

Çin 19'uncu yüzyıl sonlarında ABD tarafından geride bırakılıncaya dek 2000 yıl boyunca sayısal olarak dünyanın en büyük ekonomisiydi. Ve gene de tarihsel olarak hiçbirşeydi. Bu dünya-tarihsel zayıflık son yüz elli yıl boyunca da sürdü ve giderek Tayvan konusunda bile Çin küçük düşürüldü.

ABD Çin'in dış tecimindeki %20'lik payı ile en büyük dışsatım pazarıdır. Ve Çin burada kazandığı dolarların çoğunu ABD hükümetine kendi açığını kapatması için borç olarak verir (değerli kağıt satın alır).

 
 
     
     
 
 

Kültür
Doğanın yaptığı ile karşıtlık içinde Kültür Tinin yaptığıdır — düşüncenin, istencin, ve estetik duyarlığın ürünü olarak, bilgi, iyi ve güzellik olarak. Kültür tinsel olan herşeydir, homo sapiensin toplam Tarihidir. Uygarlık Kültürden yalnızca tamamlanmış Kültür olarak ayrılır. İnsan özü Kavramı kabul edildiğinde varoluş saçma ve anlamsız değil, ama anlamlı ve değerli olur. Çünkü anlam ve değer ussal olandır. Bilgisizlik insanın insanlığı ile bağdaşmayan, usdışı olandır; ahlaksızlık insana uygun düşmeyen, saçma ve usdışı olandır; ve çirkin olan anlamsız, saçma ve usdışı olandır. Kültür bir süreç olarak düşünüldüğünde, insanın varoluşunu kendi değerine yaraşır bir biçime yükseltme çabasıdır. Süreç aşamalardan oluşur, ve aşamaların kendileri sürecin momentleri, onda Ereğe doğru, İdeale doğru zorunlu olarak ortadan kalkacak olan kültürel şekillerdir. Erek, İdeal yadsınabilir. O zaman nihilizm ile buluşuruz. Buna karşı insanın özsel olarak ussal, moral ve estetik bir varlık olduğu kabul edilir edilmez, onun doğal ve tinsel dünyasını Usuna uygun olarak belirleme sürecinde olduğu kaçınılmaz vargıdır.
ve Varoluşçuluk
Varoluşçuluk, nihilizm, pozitivizm, ve ikisinin sentezi olarak postmodernizm insanın ussal doğasını yadsıyan bakış açılarıdır. Bu düzeye dek, yani Gerçeği, Bilgiyi, Usu, Saltık İyiyi ve Saltık Güzelliği yadsıdıkları düzeye dek, felsefeye olmaktan çok kültüre, geçici, yanlış, sonlu, bilgisiz vb. olanın alanına aittirler. Nihilist Varoluşçuluğun varoluşu saçma ve anlamsız görmesi zeminsiz değildir. Modern bilincin nihilistik eğiliminin varoluşu anlamsız görmesi her biri kendi sonlu varoluşunda ancak geçici-göreli değer ve anlam taşıyan, usun saltık anlam ve değerini taşımayan kültürel evreleri varoluşun olanaklı en son biçimleri olarak, insanın yapabileceğinin en iyisi olarak görmesine bağlıdır. Gerçekten de, eğer tarih bu kültürel biçimlere, Tinin ancak sonlu olan Görüngülerine takılacak olsaydı, o zaman bütün bir varoluş, insanın kendisi anlamsız, saçma, değersiz olurdu. İnsanın ve varoluşunun değeri ve anlamı ancak ve ancak Usun varlığının doğrulanması ile olanaklıdır. Ama varoluşçuluk açıkça usdışı bilinçaltından, Nefretten, sevgisizlikten, yitmişlikten yola çıkar ki, tümü de Yurttaş Toplumunun pazar ilişkisi kültürünün içeriğini oluştururlar, ve böylece Eros-Logos bakış açısını değil, ama açıkça tinselliksiz Thanatos bakış açısını temsil eder. Bu 'felsefeler' biçimseldirler, modern kültürün gerçeği inancını yitirmiş, kendine ve insanlığa yabancılaşmış ruh durumuna anlatım veren kötümser dünya görüşlerinden başka birşey değildirler. Kendinin Kendinden, Usun Ustan nefretidirler.

 
 
  Kültür Devrimi (1)
Kültürün bir dizge olduğu düzeye dek kültürel değişim eski kültürün bütünsel ortadan kalkışı, yeni bir dizgenin, yeni bir kültürün doğuşudur. Postmodern çok-kültürlülük yalnızca geçiş sürecidir, ancak usun postmodern bütünsel yadsınışı temelinde ussaldır, ama ussal Dünya-Tininin son durağı değildir. İnsan gizilliğinin sonlu bir gelişim aşamasında kalması olanaksızdır. Bu düzeye dek Çin'in kültürel değişimini Batılılaşma olarak görmek, Batının değerlerinin özümsenmesi olarak görmek mantıksızdır. Batının kendisinin değerleri evrensel değerler karşısında silinmektedir.
 
 

Çin'in binlerce yıllık devrimsiz, değişimsiz tarihinde ilk Kültür Devrimi. Li Yun. 23 yaşında; oyuncu; bir Pekin dans stüdyosunda.

Mao'nun Kültür Devrimi olarak düşündüğü şey ne kültürdü, ne de devrim. Bir tür nefret ve şiddet ayiniydi. Karl Marx simgeciliği uğruna yokedilenlerin sayısının milyonlarla anlatıldığını düşünürsek, bu kitlelerin yokedilmesi işinin yine kitlelerin kendilerini gerektirdiği sonucunu çıkarsayabiliriz. Despotizm Mao'nun buluşu değildi.

Marxizm, Leninizm, Mao Zedung Düşüncesi, On Bin Yıl!
"Marxizm, Leninizm, Mao Zedung Düşüncesi, On Bin Yıl!"
İdeoloji ilkin "'Duyunç = 0" denklemine gereksinir, çünkü bu "İstenç = 0" için gereklidir. Ve bu koşulu bütün bir modern Tarihte ancak Doğunun henüz Tarih olmayan despotik tininde bulabilmiştir. İdeolojinin gerçek engeli Duyunç Özgürlüğüdür.

Şiddet, Düşman, Yoketme, Nefret — bunlar Sınıf Kavgasının zorunlu olarak birarada duran kavramlarıdır ve bu Kavganın salt Kavga olduğu için insanlığın Uygar Durumuna değil, ama Doğa Durumuna ait olduğunu gösterirler. Şiddet insan ilişkilerinde İstençlerin birbirlerini karşılıklı olarak tanınma düzeyine ulaşmadıklarının kanıtıdır. Sınıf Kavgasında Sömürü, Türesizlik, giderek Zulüm, Ölüm, Acımasızlık öğeleri tümü de dışsal bir düşmanda bulunmazlar, ama savaşanların kendi toy, ilksel karakterlerinin anlatımlarıdırlar. Savaşmaları ve yoketmeleri gereken düşman kendileridir. Hırs, bencillik, açgözlülük, sözcüğün gerçek anlamında Kapitalizmin tözü olan bu dürtüler tam olarak onların kendilerinin de dürtüleridir. Ortaklaşacı despotizm bu hırsı ortadan kaldırmaz, yalnızca bastırır ve örter; insanı gerçek anlamda uygarlaştırmaz, yalnızca barbarlık anlatımlarının olanağını kaldırır. Ve bu ortaklaşacı tin kendine dayattığı bu baskıyı üzerinden atar atmaz, Rusya'da olduğu gibi Çin'de ve başka yerlerde de kapitalist olmada başka herkesten önce davranarak yalnızca özsel olarak değişmediğini tanıtlar. Bugün Çinli milyarderler başlıca Komünist Parti üyelerinin akrabaları arasındadır. SSCB'de Komünist Partinin İstenci buharlaşırken, bütün bir ortak Devlet mülkiyeti bir kaç gün içinde önce ortaklaşacı Parti üyeleri tarafından yağmalandı.

İdeoloji ve Ahlak. İdeoloji insanlara moral olarak nasıl olmaları gerektiğini şiddet yoluyla dayatır. Oysa insanların moral olarak gereksindikleri tek şey özgür olmaktır, ancak özgür insan moral bir varlıktır, ve ancak özgür bireyler olarak neyin doğru ve neyin eğri olduğuna yalnızca kendileri karar verebilirler. İnsanın kendi duyuncuna ve istencine bırakıldığı zaman Kötü olmaktan kurtulamayacağını düşünmek irrasyonalizme, insanın uygarlaşabilir ussal doğasını tanımayan nihilizme ve pozitivizme aittir. Duyunca ve İstence güvenmeyip insanlara ne olacaklarını, ne yapacakların ve ne yapmayacaklarını buyurmak ve bunu şiddet yoluyla, onları yoketme pahasına dayatmak tarihsel materyalist İdeolojinin, genel olarak ideolojinin özünde yatar, çünkü bu bilinç Özgürlük, İstenç, Duyunç Kavramlarına yabancıdır. İdeolojik esrime en kirli ruhları, giderek yalnızca nefret ile beslenen ruhları bile aklamayı başarır.

Marxizmin materyalist, giderek ateist bir entellektüel temele dayanmasının zorunluğu Duyunç Özgürlüğü altında despotik doğasının kabul edilemez olmasında yatar.

 
 

Çinli Milyarderlerin %90’ı Yüksek Dereceli Memurların Çocuklarıdır.
Bu çocuklardan 2.900 kadarının toplam servetleri iki trilyon Yuan kadardır (ve bu arada yüz milyonun üzerindeki Çinlinin günlük harcamaları ise 1 YTL kadardır). Bu kapitalistlerin işleri başlıca beş alanı kapsar: Finans, dış tecim, toprak, büyük ölçek projeler ve hisse senetleri. 2006 Martında yapılan bir araştırmaya göre 27.310 kişinin 50 milyon Yuan üzerinde değeri olan özel mülkiyeti vardır. Bunlardan 100 milyon Yuanın üzerinde serveti bulunan 3.220'sinden 2.932si yüksek dereceli memurların, başka bir deyişle Partinin çocuklarıdırlar. Komünist Partiden Kapitalist Partinin çıkması ikisinin kendinde bir olmalarıyla olanaklıdır; ikisinde de Kapital bireysel özencin İstencidir; normal olarak geçişli, ve Çin'de ise iç içedir. Çin'in çok-kültürlü karakterinden ötürü, orada karşıtlıklar diyalektik olmadan önce ironiktir.

 
 
 

Önder İstenci Halkın İstenci olandır. Yurttaş Toplumunda sevgili önderler gereksizidir.

Ancak kendi istenci olmayanın önderi olabilir. Ve önder iyi ya da kötü olabilir. Önderin kendini önderi olduğu kitleye kabul ettirmek zorunda olması ölçüsünde, ya da kitlenin önderini reddetmesinin olanaklı olması ölçüsünde, önder zorunlu olarak bir zorba ya da tiran değildir. Yine, önder kendi istencini ancak kendi istenci olmayan kitleye kabul ettirebilir. Kitlenin istenci vardır, ama bu istenç gerçekte içeriğini dürtülerden, itkilerden, eğilimlerden alan özençtir, olumsaldır, şöyle ya da böyle olabilir. İstenç ancak ussal olarak belirlendiği zaman gerçek istençtir. Bu Yurttaş Toplumunun istencidir, halkın özenci değil.

 

 
 

Çin’in Batı İle İlişkileri

 
 
 

"Çin = Çin" denklemi Çin'in sonsuzluğunu, değişmezliğini, ortadan kalkmamasını, Tarih olmamasını anlatır. Gene de bu denklem geçersizdir ve çürütülmüştür. Çin kendine özdeş değil, kendinde kendi başkasıdır. Ama Çin'i değiştirmeye başlayan etmenin pozitif olarak, bir olgu olarak Batı olmasına karşın, bu değişim özsel olarak Çin'in de kendinde kendi başkası olmaya yetenekli olması tarafından olanaklı kılınmıştır. Çin Çin olmadan önce Tindir, hiçbir kültürel biçimi bir son olarak görmeyen homo sapiensin bir alanıdır, bütün bir Tarihinde olabilmiş olduğundan daha çoğudur.

Çin yüzyıllar boyunca kendini dünyaya bilinçli olarak kapadı. Değişimi yadsıyan kapalı bir uygarlığın kendi içinde ulaşabileceği en yüksek biçime ulaştı. Ve gene de bu biçimde kağıt, ipekböceği, barut vb. gibi buluşlar yapılımş olsa da, bir geometri, cebir, fizik, felsefe vb. yoktu, çünkü İstenç özgür değilken Us da özgür değildi. Giderek inanç bile yoktu, çünkü Bir imparatorun kendisiydi. Gelişim dondurulmuş, yalnızca varolan katı etik ve estetik biçimler kendi içlerinde daha öte işleniyorlardı. Herkesin duyuncu ve istenci yalnızca Birin, İmparatorun istencinin ve duyuncunun izdüşümüydü.
Bin yıllar boyuncu feodalizm, aristokrasi bile ortaya çıkar çıkmaz ortadan kaldırıldı. Tek bir imparatorun kararları bütün bir ülkenin yazgısıydı, ve bu Çinliler için işlerin iyi durumuydu. Eğer Çin'in kendi başına yalıtılmışlığı içinde kalması olanaklı olsaydı, Mao Düşüncesi için istenen 10.000 yıllık yaşam süresinden çok daha fazlasını, aslında sonsuza dek varolmayı isteyecekti. Ama Dünya-Tini böyle düşünmüyordu. İngilizler Çin'in yalıtılmışlığını kırdılar, onu sözcüğün en gerçek anlamında acımasızca sömürdüler. Çin için, aslında bütün bir tarih-dışı dünya için talihsizlik anlamsız dinginliklerinin bozulması değil, ama bunun kendisi henüz duyunçsuz olan ve dünyaya yalnızca hırsın güdüsüyle yayılmaya başlayan Batı tarafından yapılmasıydı. Batı gittiği her yere en küçük bir insanlık karakteri göstermeden girdi. Bu ayrı bir konudur, ama tek bir savaşta 50 milyon kadar insanı yok eden bir kültürün dünyanın geri kalanına uygarca davranabilecek olmasını beklemek anlamsızdır.

 
 
 
Opium Savaşı  


On yıllar boyunca Çin hükümeti başlıca İngiliz gemileri olmak üzere yabancı gemiler tarafından yapılan haşhaş kaçakçılığını önlemek için büyük çabalar harcadı. İngiliz hükümetinin bilgisi ve gizli onayı ile, East India Company uyuşturucunun Çin'deki dağıtımını Hindistan'daki merkezden yürüttü.
Haşhaşın Çinlilere verdiği bedensel zararın yanısıra, özellikle 1830'lardan sonra ağırlaşan ekonomik bir zararı daha vardı. Yasadışı dışalımlar ülkenin para kaynaklarını kurutacak boyutlardaydı. Milyonlarca Çinli haşhaş bağımlısı olmuştu ve gümrük memurları arasında rüşvetçilik yaygındı. Sonunda, 1838'de, Çin İmparatoru kaçakçıların idamına dek varan ciddi önlemler alınmasını sağladı. Ama bütün durum Çin Hükümetinin kötülüğü kökten çözme amacıyla 1839'da Çin'in yabancılara açık tek limanı olan Canton limanında yabancı gemilere doğrudan saldırıda bulunmasıyla iyice ağırlaştı ve Çin ve İngiltere arasında Opium Savaşı olarak bilinen çatışma başladı. Birinci Opium Savaşı
(1839-1842)
1) Çin'in Batı ile ilişkileri önleme çabaları.
2) Nanking Antlaşması
 
 

 
 

Japonya İle İlişkiler

 
 
 
Nanjing Kitle Kıyımı  
70 Yıl Sonra Nanjing (Fotoğraf: Oded Balilty, Israil)

Nanjing Kitle Kıyımı
Nazizmin insanın yetenekli olduğu kötülüğün sınırlarına ulaştığını, daha kötüsü olamayacak en son kötülüğü sergilediğini düşünürüz. Ama bu bir önyargıdır ve İmparatorluk Japon Ordusunun Çin'e yaptıkları tarafından çürütülüyor görünür. Bu ordu 13 Aralık 1937'de Kuomintang yönetimindeki Çin'in başkenti Nanjing'i ele geçirdi. İşgali izleyen altı hafta boyunca olanlar "Kitle Kıyımı" olarak bilinir. Ama bu iki sözcük durumu anlatmak için kesinlikle yeterli değildir. İşgal süresince ırza geçme, yağma, ve kundakçılık gibi suçların sonu gelmedi. İdamlar sivil kılığına girmiş Çin askerlerini ortadan kaldırma gibi bir gerekçe ile başlamış olsa da, aralarında kadınlar ve çocuklar da olmak üzere yokedilen insan sayısı iki yüz binin üzerindeydi.

NANJING MASSACRE RECORD
WWW Memorial Hall of the Victims in the Nanjing Massacre (1937-1938)

For six weeks, chaos consumed the city. The Japanese lined people up by the hundreds and killed them en masse. Firing squads and beheadings became common scenery. As many as 57,000 people died during one execution, according to Rong Weimu, a researcher at the Institute of Modern History at the Chinese Academy of Social Sciences.

"There probably is no crime that has not been committed in this city" (Minnie Vautrin, US woman in Nanjing).
 
 
     

Japon Etiği
Kimi suçlar vardır ki, onlara hedef olanları bile utandırır, anımsamaları bile eşit ölçüde acılıdır, çünkü onları işleyenler insanlıklarını yitirmişlerdir ve yaşananı neredeyse insan kavramlarında anlatmanın olanağı yoktur. Doğamız bu tür acıları baskılamak, onları olmamış, yaşanmamış saymak, onları unutarak yoketmek ister. Ama bütün bir insanlık olarak bu bilinçaltını bilmek, kendi doğamızı anlamak zorundayız. Japonların Nanjing'de işledikleri suç düzenli bir ordu tarafından, onun eğitimli subayları ve komutanları tarafından uygulanan bir kıyım ve işkenceydi ve bu suçluların ait oldukları Devletin doruğunda bütün bir ulusun istencinin özeti olarak bir İmparator vardı. Bir ordunun bir kente yaptıkları en sonunda özgürlükten yoksun bir kültürün nasıl baştan sona erdemsiz olabileceği gösterdi. Bir ulusun tüm bireylerinin en küçük bir insanlık kültürü kazanmamalarının, en küçük bir duyunç kırıntısı bile geliştirmemelerinin olanaklı olduğunu düşünmek neredeyse olanaksızdır. Ama kültür türdeştir, ulusal karakter diye birşey vardır, ve bireyler normal olarak onların kişiliklerini şekillendiren törelliği yargılayamazlar, onun kendi kişiliklerini yoğurmasını ayrımsamadan kabul ederler. Japonya'da bu kitle kıyımı ve kitle işkencesi bir tepki yaratmak bir yana, herhangi bir "olay" olarak görüldü ve gerçek niteliği evrensel olarak reddedildi. Naziler ateist idiler çünkü ırk idealizmi Hıristiyanlık ile bağdaşmaz, ve Nazi duyunçsuzluğu ideolojinin kendisinin ahlaksızlığı tarafından anlaşılır kılınır. Japonlar ise bu vahşeti salt Japonlar olarak, sıradan askerler, subaylar, komutanlar olarak işlediler. Japon zulmü Özgürlük ve Ahlak arasındaki kavramsal bağın, özgürlük olmaksızın ahlakın da olamayacağı gerçeğinin görgül doğrulamasıdır: Özgür olmayan bir kültür Ahlak geliştiremez. Kavram uygarlığın özdeksel kültürde değil, ama duyunçta ve istençte olduğunu söyler. Japonlar dışsal olarak kentlidirler, uygardırlar. Ama içsel olarak uygar olabilmeleri için ilkin özgür olmaları, bireyler olmaları gerekir. Barbarlık her zaman dolaysızca görünürde değildir. Ama bir duyunç yokluğu olarak kötülüğü ayırdedemez ve her zaman kötü olmanın kıyısında durur. Japonların Anayasaları başkaları tarafından yapıldı ve onlara bir savaş gemisinin güvertesinde zorla imzalatıldı. Japonya, tıpkı Almanya gibi, II. Dünya Savaşından bu yana henüz egemen bir devlet, kendi İstenci ile tanınmayı hak eden güvenilir bir ulus değildir.

 
 
70 Yıl Sonra Nanjing (Fotoğraf: Oded Balilty, Israil)
 

 
 

Çin Kendini Nasıl Yönetir?
İstenç Hakkın ve Özgürlüğün bilinci ile birdir. Kavramsal olarak, Halk bilgisiz ve istençsiz olduğu düzeye dek kendini yönetemez. Kendini yönetme Yurttaş Toplumuna aittir; onda bireyler haklarını bilen, kendilerini kendi İstençleri ile özgür bireyler olarak bilen insanlardır. Devlet onların ussal-genel İstençleridir. Demokrasi bilgisiz, boşinançlı, istençsiz Halk Egemenliği ya da Halk Erki olarak anlaşıldığında, bir oxymorondur. Demokratik Devlet Demagojidir. Halkın yazgısı, zorunlu ve özgür belirlenimi Yurttaş Toplumuna geçiştir.

 
 
 
Ussal, Modern Devlet Kavramında Yasalar Yurttaşın İstencidir.
Eğer Devlet bireyin İstenci değilse, bunun biricik olanağı uyrukların henüz Yurttaş olmamış olmaları, kendi İstençlerinin ve Haklarının bilincine yükselmemiş olmalarıdır. O zaman bir haksızlığı bile algılamaları söz konusu değildir.
Çin Komünist Partisi:
Demokrasiye Hayır!
Kapitalizme Evet!
Doğru. Demokrasi herşeyden önce onu isteyebilecek ve uygulayabilecek bir Halkı, aslında Yurttaş Toplumunu gerektirir. Bu koşul bulunmadığında, Devlet Gücü zorunlu olarak Halkın üzerindedir. Despotizm altında Toplumun devlet Anamalı tarafından mı yoksa özel Anamal tarafından mı ezildiği arasında halkın algısı açısından hiçbir ayrım yoktur.

Çin Komünist Partisi milyarlık bir İstencin özetidir. Kendini kitleye ayarlar ve uyarlar. Varoluş alanı bütün bir nüfusun bilincidir, orada tanınır, ve bu tanınmışlıkta edimseldir, güçtür. Ama bu tanınma özgür, öz-bilinçli bir tanıma, Devlet İstencinde kendi ussal istencini bulan kentli Yurttaşın öz-saygısı değildir. Bu düzeye dek, o kitle bilinci gerçekten kendinin-bilinci olmayı başardığı zaman, Kitle yerini Yurttaş Toplumuna bıraktığı zaman yine zorunlu olarak o bilinçte ortadan kalkacaktır. Demokrasinin genel-ussal istencin anlatımı olduğu düzeye dek Çin istencinin önündeki ilk özsel adım evrensel-ussal istenç olmak, bir Devlet olmayı isteme yeteneğini kazanmaktır. Halkın kitle karakterini bırakması, Yurttaş Toplumu olması, köylülüğün kentlilik durumuna yükselmesi modern Devlet için koşuldur.

Çin Komünist Partisi 17'inci Kongresinde Li Dongsheng'ın 2.200 delegeye sözleri: "Politik reform kapsamlı reformlarımızın önemli bir bileşenidir. Politik reformu ara vermeden ilerlettik. Hiçbir zaman Batı politik dizge modeline öykünmeyeceğiz." Ama Batı Parti biçimine öykünecekler, Batı ideolojisine öyküneceklerdir, tıpkı Batılı takım elbiseleri ve gravatı da kabul etmeleri gibi. Ve en önemlisi, tıpkı Batı kapitalizmini teknolojisi ile, şirketleri ve şirket kültürü ile bir lokmada yutmaları gibi. "Batı politik dizge modeli" ile denmek istenen şey ise Demokrasidir. Ve Demokrasiye öykünmeyeceklerdir. Bu sözler Demokrasiyi ayaktakımının yönetimi olarak gören birinden gelen sözler değildir. Tersine, kendileri halkın koruyucu diktatörleridirler, ve gene de onu politik bilince uyandırma konusunda hiç istekli değildirler.

 
Li Dongsheng; ÇKP Merkez Komitesi Üyesi; TCL Şirketinin Başkanı  
Li Dongsheng  

Li Dongsheng 21 Ekim, 2007 Pazar günü kapanan 17. ÇKP Ulusal Kongresinde özel girişimcilerin de Çin'e özgü sosyalizmin kurucuları olduklarını söyledi — tıpkı işçiler, çiftçiler, entellektüeller, kadrolar ve askerler, ÇKP'nin geleneksel omurga tabakası gibi. :: Li Dongsheng for the 17th CPC National Congress which closed on Sunday said that private entrepreneurs were also builders of socialism with Chinese characteristics just like workers, farmers, intellectuals, cadres and army men — the traditional backbone stratum of the CPC.

 
 
 
Çin'de Yurttaşlar yarı-Yurttaşlardır, çünkü yasalarını kendileri yapmazlar, ama onları verili olarak alırlar ve boyunlarını eğerler. Özgür değildirler, çünkü yasaları kendi istençleri değildir. Bu durum onların kendi istençlerine karşın değildir, çünkü kendi istençleri yoktur. Küçük karşıt kümelerin özgürlük istemleri despotizm için henüz dikkate alınacak bir sorun değildir.

Çinlilerin ideoloji denilen şeyi anladıklarından söz etmek güçtür ve Çin'de sözcüğün asıl anlamında bir ideolojinin etkili olmasından söz edilemez. Yönetim tutarlı bir düşünceler, ilkeler bütününün, en gevşek anlamda bile ideolojik denebilecek bir programın bilincinde değildir. Gene de bir Parti vardır, ve bu herhangi bir direnç görmeksizin İstencini bütün bir topluma dayatma hakkını taşır.

ÇKP 17'inci Ulusal Kongresinde Jiang Zemin (ortada). Çin'de hükümet memurlarının görevi halka hizmet etmek değildir. Devlet memuru olmak güçlü bir efendi olmaktır. Çin Devleti henüz Çinlilerin kendilerinin Devleti değildir, çünkü henüz kendi istençlerinin bilincinde değildirler.
 
 
 

Hu Jintao, ÇKP Başkanı

Çin Komünist Partisi 1949'dan bu yana ülkeyi yönetmektedir. En yüksek karar organı Politbürodur.

 

Li Dongsheng; ÇKP Merkez Komitesi Üyesi; TCL Şirketinin Başkanı  
Li Dongshen  
Çin'de bir pazar ekonomisi oluşturmak zorunlu olarak oraya özel mülkiyeti ve bireysel mülkiyet ilişkilerini getirmek demektir. Bu özel mülkiyet Çin'de bir olgudur ve şimdilik başlıca ÇKP üyelerine, ve hiç kuşkusuz öncelikle Merkez Komitesi üyelerine ait olmalıdır ve gerçekten de öyledir. Eğer Çin Komünizminin nasıl birşey olduğunu anlamak istiyorsak, örneğin Mao'yu Çin Pepsi Cola Inc. sahibi ve müdürü olarak düşümemiz yeterlidir. Li Dongshen ÇKP Merkez Komitesi Üyesidir ve bu postmodern zamanlarda ideolojik söyleminin yerini çoktandır kapitalist söylem almıştır: "Our strategic objective is to become an internationally competitive player in the global consumer electronics business. Our strategic objective is to become an internationally competitive player in the global consumer electronics business. We hope to achieve this goal through several strategies. In a big market, we should control and own our brands. I believe manufacturing capabilities are very important for TCL now. Compared to some players, TCL is not the leader in brand and technology, so how can we achieve a great market share? Our great advantage lies in production efficiency – the speed and the cost at which we can make products. Our products have a good price-performance ratio, which is a big advantage for our manufacturing capability."
 

Çin'de 210.000.000 (nüfusun %16'sı) internet kullanıcısı için Wikipedia web sitesine giriş kısıtlıdır. Orada Yurttaşları için bir baba gibi, bir ağabey gibi tasalananlar vardır.

 
 
 
Çin Politik İstencinin Yapısı
ÇKP 60 milyonun üzerinde üyesi ile dünyanın en büyük politik partisidir. Bu nüfusun geri kalanının ezici bir diktatörlük altında olması demek değildir. Ezilmek bu doğal bilinç için ezildiğinin algısını gerektirir.

Çin'de Anayasa ve yasalar Çin Komünist Partisi tarafından belirlenir.

Çin'de Komünist olmayan Partiler de bulunur.

Çin Komünist Partisi üyelerinin sayısı bir milyarı aşan bir toplumun İstencidir. Etkili bir İstenç olarak, bir disiplin ve güç olarak işler. Yasaları, yönergeleri, kararları bir milyar insanın evrensel istencine aittir. Ve gene bu İstenç bütün toplumun yalnızca %5i gibi bir oranı, aslında çok çok daha küçük bir oranı temsil eder. Önemli olan Çin halkının Partiyi tanıması, onaylamasıdır. Buna bir boyun eğme, bir diktatörlük diyebiliriz. Ama bu halkta özgürlük bilincini, İstenci varsayar. Çin Komünist Partisi Çin halkının bir İstenci olmadığı için o halkın İstencidir.

 
Çin Parlamentosu  

Ulusal Halk Kongresi (Parlamento)

Devlet Gücünün en yüksek organı Ulusal Halk Kongresidir (UHK). UHK ve Sürekli Komitesinin görev süreleri beş yıldır ve yasama, karar, gözetim, seçme ve görevden alma yetkileri ile donatılıdırlar.

1. UHK 2/3 çoğunluk oyu ile Anayasayı formüle eder ve düzeltir; 1/2 çoğunluk oyu ile devletin temel yasalarını ve daha başka yasalarını çıkarır ve düzenler; UHK Sürekli Komitenin üzerindedir.

2. Sürekli Komitenin üyelerini seçer; cumhurbaşkanını ve yardımcısını seçer; Merkezi Askeri Komisyonun başkanını seçer ve öteki üyelerin seçimi üzerine karar verir; Yüksek Halk Mahkemesinin başkanını seçer. Tüm bu görevlileri görevden alma yetkisini taşır.

3. Ulusal ekonomik ve toplumsal gelişme planını inceler ve onaylar; devlet bütçesini inceler ve onaylar; illerin, özerk bölgelerin kurulmasını onaylar.

 
Devlet Konseyi (Hükümet)
Halk Hükümeti Devlet erkinin en yüksek yürütme organıdır.
Wen Jiabao
 
Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı
Cumhurbaşkanı Ulusal Halk Kongresi tarafından seçilir, herhangi bir devlet sorunu üzerine karar vermez, ama Ulusal Halk Kongresinin kararlarına göre davranır. Devlet gücünü simgesel olarak temsil eder. Çin Halk Cumhuriyeti'nin şimdiye kadarki altı Cumhurbaşkanı şunlardır: Mao Zedong, Liu Shaoqi, Li Xiannian, Yang Shangkun, Jiang Zemin, ve Hu Jintao.
Hu Jintao
   
 

 
 

Kunqu Opera · Clay Figurine · China Story

 
 

 

 
 
Çin’de Köy Yaşamı

İstencin Özgürlüğüne, kendisine kavuşması doğrudan doğruya onun bütün bir gizilliğinin edimselleşmesi, bütünüyle gelişmiş bir İstenç olarak Varoluş kazanması demek değildir. Özgür İstenç ilkin dolaysız, düşüncesiz, duyunçsuz belirlenimler kazanır. Gerçekte İstencin ilk belirlenimi Mülkiyettir. Bunun Ahlak belirlenimlerinden bağımsız olarak varoluş kazanması ilkin Batıda görüldü ve Liberalizm ya da Kapitalizm dediğimiz ideolojinin bir bakıma kendiliğinden işleyen ilksel biçimidir. Orada, özellikle İngiltere'de özsel olarak acımasız ve amansız bir sömürü süreci olan İşleyim Devriminin olumsuz bir bileşeni ahlaksızlık da diyebileceğimiz duyunçsuzluktu. Bugün Çin'de yaşanan modernleşme sürecinde de Duyunç etmeni bütünüyle eksiktir, ve burada Batıdan ayrı olan şey Batıda Duyuncun, Ahlakın geliştirmesi için bir engelin olmamasına karşın, Çin'de ÇKP'nin bütün bir Çin toplumunun Ahlakı ve Duyuncu olma görevini de üstlenmiş olmasıdır. ÇKP bir ölçüde ahlaklı olmayı başarabilir. Ama Özgürlük için gereken şey, insan için değerli olan şey toplumun kendisinin Duyuncunun ve Ahlakının gelişmesidir. Parti bu gelişmeyi toplum adına kendi üstüne alamaz.

Çiftçi Wu Huailan. Donglu köyü, Shandong.

Duyunç insanın İyiyi ve Kötüyü, Doğruyu ve Eğriyi ayırdetme yetisidir. Bir yeti gelişmek, tam belirlenimi içinde açınmak zorundadır. Ve bu tek tek her bir insan için böyledir. Bireylerin doğrularını ve eğrilerini başkası belirlediği sürece o bireyler gerçekte duyunç ve onun anlatımından başka birşey olmayan Ahlak yeteneğinden yoksun kalırlar. Görünürde ahlaklıdırlar. Ama dışsal yetke kalkar kalkmaz duyunçsuzlukları ve ahlaksızlıkları kendini açıkça gösterir — Sovyetler Birliğinin yıkılışının Klepto-Kapitalizm tarafından izlenmesi olgusunda da görüldüğü gibi.
  Gelenekler törelliğin çimentosudur. Kültürel dizgeyi yüzyıllara, giderek binyıllara yayarlar ve kültürün sonsuzluk özlemine, tutuculuğun tutkusuna doyum verirler. Bu sağlamlıkları içinde değişime, ilerlemeye, gelişime karşı en büyük güvencedirler, çünkü salt birer alışkanlık oldukları için sorgulanmazlar. Aslında Gelenek olmaları sorgulanmamalarına bağlıdır. Tinin tarihsel akışkanlığını engeller, Tarihin kendisini dondururlar.
 
 
  Ruhbilim ve İdeoloji  
 
 

İdeoloji gereksindiği Nefreti bilinçaltından türetir. İdeolojide özsel bileşen sözde ‘bilimsel’ düşünce değil (böyle birşey ideolojinin tanımadığı Logosu ilgilendirir), ama Nefret türevleri eşliğindeki öznel bir moral yargıdır. Düşünsel yan şöyle ya da böyle olabilir; bu ikincildir ve birincil olana ayarlanır, varolanı yoketme itkisini kuramsal olarak aklamaya hizmet eder.

İdeoloji eğer sık sık olduğu gibi bilinçte rasgele duran gevşek bir dünya görüşü değil ama kavramına uygun ciddi bir bakış açısı ise, realiteyi sınıf-kavgası olarak, toplumu dost ve düşman kamplara bölünmüş olarak görür. İdeolojinin militan kavgacı bakış açısından karşıtlık değil ama yansızlık bile — en azından dolaylı olarak — düşmana hizmet etmektir, ve düşmana karşı çıkmamak dolaylı olarak düşmanın ortağı, hain olmaktır. Düşman algısı ideolojik bilinci Nefret kipine sokar. İdeolojik bilinç giderek önemsiz düşünce ayrılıklarında bile düşman karşısında olduğu sanısı içine düşmekten kurtulamaz. Fransız Devriminde Jacobinler, Rus Devriminde Bolşevikler, Çin Devriminde Maoistler ve başka devrimlerde başka birçokları Erdem dedikleri şeyi Terör ile birleştirmişlerdir. Terör her belirlenime, her karşıtlığa karşı dönen yokedici Nefret eylemidir. Soyutlamacı Anlağın ayrımsız özdeşlik ilkesinin kendini anlatış yoludur. Yeryüzüne Türeyi getirmek için yola çıkan İdeoloji bu çılgınlığı ile yeryüzündeki Türesizliğin kendisini yeğlenebilir almaşık olarak gösterir.

İdeoloji genel olarak politik yapıyı yokederek yeniden biçimlendirmeye uyarlanmış bir düşünceler dizgesidir. Ve bu yokediciliğin başarılabilmesi için, İdeoloji için yeğin bir Nefret bileşeni zorunludur. Kitlelerin muazzam desteği olmaksızın ideolojinin varolması bile düşünülemez. Ama bu destek neyi desteklediğini bilmeyen bilinçsiz bir dürtüdür ve İdeoljinin kitle desteği bir kural olarak yalnızca ve yalnızca İstençsiz ve Duyunçsuz kültürlerde, Özgürlüğe yabancı kültürlerde bulunur. Çin'de sosyalist devrim olarak kabul edilen şey kırın geleneksel köylülerinin proleterlerin kentlerini kuşatmaları ve ele geçirmeleri yoluyla oldu. Bu Eylemlerde amaç ve sonuçlar, niyet ve sorumluluk arasında hiçbir ussal bağlantı kurulamaz.

 
Amaç ve ortaya çıkan sonuçlar arasındaki eşitsizlik ideolojinin yanılsamasının düzeyinin ölçüsünü verir. Tin, özgürlük bilincini kazanıncaya dek, hiçbir zaman kendi Tarihinin bilincinde değildir.  

İdeoloji tarihsel olarak koşullu bir bakış açısıdır ve realiteyi kendinde olduğu gibi değil, ama kendi göreli kategorilerine göre belirler. Tarihsel ve göreli olana saltık olanın değerini yükler ve 'bilimselleşme' kaygısı, giderek paniği bundan doğar. Ama sonlu kültürel yapısının aklanışını ancak kitlelerin sonlu, göreli, tarihsel duyunç ve istenç biçimlerinde bulur. Bu düzeye dek ilerici değil, tutucudur, Özgürlük korkusundan ötürü, kaçınılmaz olarak geleneksel biçimlere bağlıdır — üstelik onları yoketmeyi isterken bile.

Ağır bir süperego, belirsiz bir suçlama eğilimi, ya da Nefret ideolojiye özünlü Zor ve Şiddet öğesini, onun yokedici bileşenini oluşturur. Duyunç bilinçlidir; bilinçsiz suçluluk duygusu ise hiçbir biçimde Duyunç değildir. Ruhbilimsel olarak, bilinçaltı bir nefret birikiminden başka birşey değildir, çünkü baskılanan içerik bir haz kaynağı değil, ama saltık olarak acı veren ve bu nedenle anımsanmaması, bastırılması, 'unutulması' gereken bir deneyimler ve yaşantılar birikimidir. Bu dinamik içerik kendini her durumda saldırganlık biçiminde gösterir — içeriye ya da dışarıya doğru. Sömürü ya da başka bir haksızlık biçimi olarak yargılanan bir durum, aslında sürekli bir akış durumunda olan Yurttaş Toplumunun bütün yapısı bilinçsiz suçluluk duygusunun altına getirilir, amansız ve acımasız bir süperego tarafından yargılanır, ve saptanan Haksızlık ilişkileri yapının bütünü olarak görülür.

 
İdeolojik Eylem onu üretenlerin bilinçsizi oldukları bir Realitede sonuçlanır. Tankların içinde oturanlar yukarıdaki göstericilerdir. Yanlardan hiç birinin Demokrasi bilinci yoktur, çünkü Demokrasiyi uygulayacak bir halk bilinci ve istenci yoktur.  

Bir süreç olarak gelişmekte olan Yurttaş Toplumunun önceki biçimler üzerinde nitel bir ilerleme olmasına karşın, ve bütün bir insanlık tarihinde ilk kez Özgürlük Kavramını ilke almış toplum biçimi olmasına karşın, hiç kuşkusuz oluş aşamasında Türenin tamamlanmış biçimine, Türe İdealine karşılık düşen bir biçim değildir. Akıştadır. Bu onun bir süreç olarak tamamlanmamış olduğunu, henüz Ereğinin gerisinde olduğunu anlatır. İlkenin bildirilmesi ilkenin edimselleşmesi değildir. Tinin gelişimi Zamandadır, soyut mantıksal bir geçiş değildir, ve Zaman göreli olarak uzun ya da kısa görülebilir. Modern Tarihte belirleyici olan şey geleneksel toplumsal yapıların değişmeyen katı biçimler olmaya son vermiş ve değişim sürecine girmiş olmalarıdır. Önemli olan şey değişim sürecine girmiş olmak ve gelişimin kendisinin geleneğin direncini yenmedeki başarısının düzeyidir. Batı ve Doğu arasındaki ayrım burada yatar: Batı Özgürlük sürecine girmişken, Doğu henüz Özgürlüğün Kavramına bile yabancıdır, ve içsel değil ama salt dışsal bir değişim, ne olduğunu ve nasıl olduğunu anlamadığı bir öykünme süreci içindedir. Özgürlüğün bireyin öz-bilinçli davranışının koşulu olması ölçüsünde, açıktır ki Yurttaş Toplumunun kendi kavramına doğru gelişmesi ondaki bilinçsiz etmenin zayıflaması ile birlikte gider. Bilinçsiz suçluluk duygusu ne yaptığını bilen özgür özne için olanaksızdır. Buna göre modern Yurttaş Toplumunda Özgürlük bilincinin gelişmesi ile orantılı olarak nefret, ve ona bağlı saldırganlık ve yokedicilik eğilimleri zayıflar. Ve buna göre İdeolojinin varolma zemini de Yurttaş Toplumunun gelişmesi ile ters orantılı olarak zayıflar.

İdeoloji insan ve dünyası için insana ve dünyasına, Tarihin kendisine yabancı belirlenimler dayatma istencidir. Tarihin Ereği insan gizilliği tarafından belirlenir. İdeoloji bu özsel Ereği tanımaz, kendi yapay Ereğini göreli, kendileri tarihin içine sınırlı olan ölçünlere göre tasarımlar. İnsanın özsel olarak özgürlük olan doğasına aykırılık ve yabancılık nedeniyle, Özgürlük içinde gelişim yerine dışsal bir istence göre değişimi dayatması nedeniyle, ideoloji Zor ve Şiddet öğelerini vazgeçilmez bileşenleri olarak kapsar. İdeolojinin toplum için tasarı onu ussal, özgür yasanın altında kendi gelişim sürecine bırakmak yerine, onun bütünsel yapısını öznel değerlerin altında örgütlemektir. Bu Totaliterlik Zor ve Şiddetin bir başka adıdır.

 

 
 

Ahlak ve İdeoloji
İnsan ahlaksal olarak gelişir — tıpkı bilişsel olarak ve estetik olarak geliştiği gibi.
Bu gelişim altyapının bir etkisi değildir, ve insanların salt bolluk içinde oldukları için sömürmemeleri, salt mülkiyet yasaklandığı için hırsızlık yapmamaları onların ahlaklı olmaları demek değildir. Aslında bolluğa karşın sömürüyü sürdürmeleri altyapının insan bilincini hiç de değiştirmediğini gösterir. — Bir itki ve duyunç karşıtlığı durumu moral bir durumdur, ve özgürlük duyuncun insanı itkiye teslim etmemesi, insanın itkisine, tutkusuna, dürtüsüne boyun eğmemesi, ona karşın doğru ve iyi olanı yapmasıdır. İnsan bir dinsel buyruk olarak, Tanrı korkusu nedeniyle, ya da başka bir yetkenin belirlemesi altında doğru olanı yapabilir. Bu onun özgürlüğü değil, onun duyuncunun kararı değil, böylece içsel ahlak değil, ama dışsal ahlaktır. İnsan ancak bu dışsal ahlaktan özgür olduğu zaman, doğruyu salt doğru olduğu için yapma noktasına geldiği zaman ahlaksal bir varlıktır. Ahlak, Erdem ancak Özgürlük ile gelişir. Bir ahlak öğretisi sunmak, tikel durumlarda neyin yapılması gerektiğini formüle etmeye çalışmak, kategorik imperativler türetmek felsefenin işi değildir. Bu Duyuncun işidir.

İdeoloji ahlak ile ilişkisi açısından dine benzer ve bireye bir davranışlar programı dayatır, neyin doğru ve neyin eğri olduğunu onun için belirler. Rusların Parti ahlakından kurtulur kurtulmaz doğrudan doğruya kleptokrasiye yönelmeleri küçük bir çocuk gibi moral olarak erginleşmemiş kalmalarına bağlıydı. Yine, Sparta'nın devlet tarafından belirlenen törel kuralları yalnızca görünürde Erdem üretiyordu. Politik yapı dağıldığı zaman Spartalılar yalnızca erdemsizliğin en kaba örneklerini sergilediler. Buna karşı özgür Atina bir kent-devleti olarak politik egemenliğini yitirdikten sonra bile yüz yıllar boyunca uygarlığın, kentliliğin, güzel sanatın ve felsefenin özeği olarak kalmayı ve Roma'nın saygısını kazanmayı sürdürdü.

 
 
 

1981'de ÇKP Kültür Devrimini "Yoldaş Mao'nun büyük bir 'Sol Yanılgısı' " olarak kınadı. Kültür Devrimi yerine getirilişinde ve sonuçlarında gerçekte tam olarak sözcüğün anlattığı gibi Kültürün bir devrilmesi, bir Kültürsüzlük Devrimi olarak görünür. Hedefleri entellektüel elitizm, liberalizm olarak algılanan şeyler, ve Çin'in bütün bir tarihsel kültürel birikimin kendisidir. Bu yokedicilik özsel olarak Çin Devriminin başlıca gücü olan köylülüğün gelişim, değişim ve yenileşmenin bu sınıf için edimsel olarak yok olmak demek olduğunu kavrayışı üzerine dayanır. Kızıl Muhafızlar kentlerdeki öğrenciler ve kırdan toplanarak kente getirilen gençlerdi. Bir kent kültürünün gelişimi hiç kuşkusuz kentlileşme, burjuvalaşma denilen şeydir ve eskinin kalıtı olan köylülük modernleşmeyi, yenileşmeyi zorunlu olarak ve acılı olarak algılar.

 

 
 

Kültür Devrimi İronisi
Mao’nun diyalektiği kötü bir diyalektikti, aslında diyalektik ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir saçmalıktı. Gerçekte Çin'in kendi nesnel diyalektiği Mao'nun temsil ettiği süreci trajik olarak gösterdi. Ve gene de bu, Nazizm durumunda olanın tersine, gülünebilecek bir trajediydi. Çin'in Batı ile buluşması başka ayrıntıların yanında özsel olarak ideoloji ve teknoloji ile bir buluşma oldu. Ama engin bir köylü nüfusu özsel olarak kent kültürüne ait bu iki öğe tarafından yalnızca baştan ve yoldan çıkarıldı. Büyük Teknolojik Sıçrama Mao'ya ve Çinlilere bir köylü nüfusun Çelik değil teneke bile yapamayacağını, teknolojinin kendine özgü bir etik ve eğitim gerektirdiğini, eğitimsiz bir nüfusun tasarlanan yıllık %33 gibi imgesel bir büyüme hızına ulaşamayacağını gösterdi. Sonuç muazzam bir yıkım, kimilerinin hesaplarına göre kırsal alanda on, yirmi ya da otuz milyon Çinlinin açlıktan ölmesi oldu. Delice olan şey bütün bu inanılması güç zulmün, ve hiç kuşkusuz daha başka yerlerde ve zamanlarda yer alan sayısız benzerinin, bu insanları 'kurtarma' adına yapılmış olması ve bunlara neden olanların sorumlu oldukları şeylerden en küçük bir pişmanlık duymamış görünmeleridir. Bu trajedinin acılarına çözüm bu kez bütün bir ülkenin törel yapısını, Konfiçyus etiğini devirmede, yine Batıdan ödünç alınan Marxist ideolojinin ışığında bir Kültür Devriminde arandı. Ama kentin işçi sınıfını bile inandıramamış ideolojisi köylülük için de uygun bir inanç biçimi değildi. Modern Çin tarihi, bütün bir Çin tarihinin Dünya-Tarihi ile ilişkisinde her zaman olduğu gibi, yine bir gurur incinmesi süreci oldu. Marxist ideolojinin gerektirdiği, aslında ideolojisi olmayı ileri sürdüğü işçi sınıfının yerine, ÇKP'nin önderleri gerçekte modern dönemin kendisinin yok etmekte olduğu köylülük sınıfını geçirmek zorundaydılar. İdeolojik bir köylü diktatörlüğü yalnızca bir oxymoron olabilirdi. Ve öyle oldu. Bu diktatörlük adına girişilen Kültür Devrimi henüz doğmakta olan cılız kent kültürünü kolayca silip geçti. Henüz modernleşmenin ilk adımlarını atmaya çabalayan kültür bir kez daha geleneğin boşinancına ve despotizmine geri düştü. ÇKP bir Sofokles trajedisinde olduğu gibi ancak atmak zorunda olduğu adımları atabilirdi. Yanılgı her adımda zorunlu olarak ancak bir başka yanılgıya zemin olabilirdi. Şimdi Çin'in ironisi despotizm altında liberalizm olarak yaşanmakta, işçiler ve köylüler sözde onları sömürüden kurtarması gereken Partinin despotizmi altında engelsizce, dirençsizce, korunmasızca, sözcüğün en tam anlamıyla sınırsızca sömürülmektedir. Çin Dünya-Tarihinin ironisi olmayı sürdürmektedir. Eğitimsizliğin, geleneğin, despotizmin ait olduğu biricik yer Tarihtir.

 
 
 

Kızıl Muhafızlar

 
 
 
I was a teenage Red Guard
"The farthest we went was when
the most unpopular teacher was
made to kneel down and confess
his 'crimes' to the students."
— "Başkan Mao okulu yakabileceğimizi söylüyor!!"
— "Ooooo hoooo!!!!"
 
 
 
_

Çin sonlu bir Tindir, ve her kültür gibi bütün bir Dünya-Tarihinin yoğunlaşması, birikimi, özetidir. Dışsal Tarihi bile kendi içinde olumsuz bir moment olarak kapsar. Bu Tarih her bir bireyin bilincinin gerçek biçimlendiricisidir, onun törel tözüdür, ve bireyin tüm toplumsal varoluşunda yaşayan odur. Tarihin bireylerin bilinçlerini belirlemesi onlar tarafından bilinmesi demek değildir. Çin'de olanlar onları yapanların sanılarının üzerinde ve ötesinde ancak daha büyük tablonun, Dünya Tarihi Kavramının içerisinde anlam ve anlaşılırlık kazanabilirler. Tarih İstencin belirli törellik yapıları olarak katılaşan belirlenimlerinde bir bakıma soluk alır, dinlenir, ve kimi durumlarda giderek uyuşukluğa düşer. O zaman varoluş bir alışkanlık olur, törellik kuşaktan kuşağa aktarılan otomatik davranış kalıplarının bir yinelemesine indirgenir, ve birey belirli kişiliğini öylesine köklü bir yolda ikinci doğası yapar ki, bu dışsal, sonlu, kültürel biçim onun 'kendi'si olur ve sorgulanması varoluşunun sorgulanması gibi saçma ve haksız görünür.

Büyük Proleter Kültür Devrimi denilen Eylem ÇKP'nin kendi içindeki bir savaşım olarak başladı. Düşünceye dayalı bir eylem olduğu denli de dürtüseldi; amaçlarının belirsiz olması ölçüsünde sonuçlarında bütünüyle beklenmedik yıkımlar getirdi. Bütün Çin toplumunu ilgilendiren ve sonunda ülkeyi iç savaşın eşiğine getiren bir kaosa dönüştü. Görünürde bir sınıf kavgasıydı. Özünde daha geniş bir savaşım, bütün bir kültürün kendi içindeki karşıtlığın, gelenek ve modernlik kutuplarının kavgasıydı. Mao Çin geleneğine karşı modernleşmeyi destekledi; ama süreç onun ideolojik bilincinde ideolojik terimlerde, sınıf kavgası terimlerinde formüle edildi. 16 Mayıs 1966'da ÇKP Başkanı Mao tarafından ülkeyi "liberal burjuva öğelerden temizlemek" ve "sınıf savaşımını sürdürmek" için başlatıldı. 1969'da yine Mao tarafından sona erdiğinin bildirilmesine karşın, Kültür Devrimi 1976'da Dörtler Çetesinin tutuklanmasına dek sürdü. Mao bu süre boyunca devlet ve parti aygıtını düşmanı olarak gördüğü kişilerden temizlemek için Kızıl Muhafızları seferber etti. Merkez Komitesinin yerine Kültür Devrimi Komitesi, ve yerel yönetimlerin yerine Devrimci Komiteler geçirildi. Mao'nun istenci Partinin istencinin de üzerindeydi. Ülkesinde onu bir yarı-tanrı yapmaya istekli yüz milyonlarca boşinançlı köylü vardı. İdeoloji toplumsal istenci tek bir noktada yoğunlaştırdı ve bir Kültün doğmasının aracı oldu.

 
 
 
Ortaya çıkan karışıklıklarda yaşlı devrimci kuşaktan sayısız insan, yazar, sanatçı ve dinsel kişilik yokedildi. Kültür Devrimi sırasında ülkenin birincil hedefinin 'devrim' olması ekonomik etkinliğin büyük ölçüde durmasına yol açtı. Sayısız eski yapı, müze, tapınak, türbe, antika, kitap ve tablo, aslında Çin'in binlerce yıllık tarihinin çoğu Pekin'e getirilen çok sayıda Kızıl Muhafız tarafından yok edildi. Bütün bir dünya tarihinde böyle bir kültür yokediciliğinin başka bir örneği daha yoktur. Yine bütün Kültür Devrimi sırasında eğitim dizgesi aşağı yukarı durma noktasına geldi. Üniversite giriş sınavları ertelendi (1977'ye dek). Çok sayıda entellektüel, mühendis, yönetici, aslında hemen hemen sıradan insanın becerilerinin üzerinde bir yetenek gösteren herkes çalışma kamplarına gönderildi. Geleneğe karşı savaşımı ideolojiden ödünç alınan öğelerle birleştiren Kültür Devrimi bu düzeye dek sık sık bir kaos görünüşünü sergiler.
Kızıl Muhafızlar olarak giyinmiş Çinliler Pekin'de "Kızıl Klasik" adlı bir restoranda Başkan Mao Zedung'un portresi önünde gösteri yapıyorlar, 2006. Kültür Devrimi 1966'dan 1976'ya dek sürdü. Dönemden arta kalan posterlerle donatılı restoranda Kızıl Muhafızlar olarak giyinmiş garsonların hizmet ettiği müşteriler ayrıca devrimci şarkılar ve dans gösterileri ile eğlendiriliyor.  
Kızıl Muhafızların yetkesi ordunun, yerel polisin ve genel olarak yasanın yetkesinin üzerindeydi. Gençler kültürel kurumları eleştirmeye ve büyüklerini ve öğretmenlerini sorgulamaya yüreklendirildi. "Annem babam beni sevebilir, ama Mao kadar değil" gibi sloganlar yaygınlaştı. Konfiçyus etiği açıkça hedefteydi. Aynı zamanda yönetim organlarında iç çekişmeler bütünüyle denetimden çıktı ve çeşitli bölüngülerin devrim ile ilgileri bile olmayan sokak kavgaları yaygınlaştı. Politik suikastler gündelik olaylar oldu.
Kızıl Muhafız olarak giyinmiş bir Çinli garson aynı restoranda servis yapıyor (2006).  
 

 

 
 

Kültür Devrimi ve Konfiçyus Etiği

 

Kültür Devrimi olarak bilinen süreç en sonunda Çin'in değişiminin bir sınıf kavgası sorunu olmaktan çok törel bir yenileşme sorunu olduğunu sergileyen uzun bir kitle gösterisiydi. Çin'in çözmesi gereken karşıtlık kültürün törel dokularına dek yayılmıştı ve şimdi "sorgulanan şey yaşamın kendisiydi," olmayan kapitalizm değil. Bu tek-yönlü bir yoldu, üstelik eskiye saldıranların neyin yeni olduğunu bilmemelerine, Özgürlük bilincinden tıpkı düşman gördükleri Geleneğin kendisi kadar yoksun olmalarına karşın. Kültür Devrimi yaklaşık olarak iki bin yıldır geleneksel Konfiçyus törelliği tarafından belirlendiği kabul edilen kemikleşmiş bir toplumsal yapıyı devirmeyi amaçlıyordu. Özsel olarak Boşinanç ile çarpıştığı düzeye dek, Kültür Devrimi materyalizmi, ateizmi ve despotizmi ile Batı Aydınlanmasının Çin'e uyarlanmış, böyük ölçüde kırsallaştırılmış bir biçimiydi. Yine, tıpkı Sofistler gibi, Kızıl Muhafızlar Geleneğin kutsallık ile bir ilgisinin olmadığını, saltık olmadığını, çiğnenebileceğini, aslında ilerleme için ortadan kaldırılması zorunlu olan yalancı bir değer olduğunu gördüler ve gösterdiler. Konfiçyus hiç kuşkusuz bir birey olarak Çin'in tarihsel dinginliğinin nedeni olmak için yeterli değildir, ve bunun nedeni Konfiçyus öğretisinin onun kendisi değil ama öğrencileri tarafından kaleme alınmış olması değildir. Tersine, Çin törelliği salt varolabilme uğruna bir uyum, dinginlik, boyuneğme karakteri yaratmak zorundaydı ve Konfiçyus'un kendisinin ve onu biçimlendiren öğrencilerinin düşünceleri bu kültürün törel gereksinimleri tarafından belirlendi. Çin kültüründe de her kültürde olduğu gibi kendini saklama eğilimi vardır. Ve Çin bunu kendini sürekli olarak dış dünyadan, Dünya-Tarihinden yalıtarak başarmaya çalıştı. Değişmeyen, ilerlemeyen, gelişmeyen kültür yalnızca Çin kültürü değildir. Sorun Çin'in bu yazgıdan kaçabilmek için Dünya Tarihi ile ilişkisini bile kesmiş olmasıdır. Gene de ideoloji realiteyi kendi tasarımları ile belirler, tüm karşıtlıklar tarihsel materyalist komplo kuramının terimlerinde anlaşılır, görüş ayrılıkları ihanetler olarka, düşmanla işbirliği olarak, karşı-devrimcilik olarak vb. algılanır. "16 Nokta" olarak bilnen ÇKP Merkez Komitesi kararında düşman "kapitalist yola girenler," "gerici burjuva akademik yetkeler" vb. olarak belirtildi.

"Eski dünyayı parçala / Yeni bir dünya kur." Kızıl Sanatın Kültür Devriminin erken dönemlerine özgü bir ürünü. Bir Kızıl Muhafız bir haçı, Buhda heykelini ve klasik Çin metinlerini parçalıyor (1967).

 

 
 
 
Konfiçyus heykeli,ongming Adası Şanghay  
Konfiçyus (İÖ 551– 479).  
Çinli bilge Konfiçyus (İÖ 551-479) ile İyonyalı bilge Thales (İÖ 624-546) arasında kabaca bir yüzyıl vardır. Thales Batı felsefesinin ve biliminin öncüsü olmakla onurlandırılırken, Konfiçyus ise felsefi olmaktan çok ahlaksal-dinsel bir öğretinin kurucusu olarak kabul edilir. Thales'in önemi bilimin ve bilginin ancak saltık olarak özgür usun, bir rahipler sınıfından ve mitolojik inaklardan özgür bir düşüncenin sorunu olduğunu göstermesinde yatarken, Konfiçyus'un törel öğretisi ise köklerini Çin'in geleneklerinde bulmuş ve onlara geri dönmüştür. Thales gökbilim, geometri ve kurgul çalışmaları ile iki yüzyıl içinde Platon ve Aristoteles felsefelerinde doruğa çıkan bir ön-Sokratikler sürecini başlatırken, Konfiçyus'un öğretisi Kültür Devriminin hedefi oluncaya ve Kızıl Muhafızların saldırısı altına düşünceye dek 2000 yıl boyunca değişmeden kalmıştır.

Konfiçyus'un düşünceleri ölümünden sonra yazıya geçirilmiştir ve doğrudan kendi elinden çıkan bir metin yoktur. Konfiçyus Öğretisi bir süre için bastırıldıktan sonra, Han Hanedanı (İÖ 206-İS 220) ile birlikte resmi devlet felsefesi oldu ve İmparatorluk Çini'nin tarihinin çoğu için resmi devlet felsefesi olarak kabul edildi. Konfiçyus metinlerinin iyi bir bilgisi İmparatorluk bürokrasisine girmek için birincil sınav konusuydu.

Henüz özgürlük bilincinden yoksun olan bir kültürde bireylerin erdemli olmaları olanaksızdır, çünkü kendileri, kendi duyunçları ve istençleri yoktur. Evrensel belirlenimlerin yokluğunda törellik, tüze ve türe, dolayısıyla bir düzen de yoktur. Konfiçyus toplumsal bir kaos döneminde dünyayı (Çin'i) birleştirmek ve halka barış ve gönenç getirmek için "Göğün Yetkesini" kurmayı istedi. Bu egemenleri doğal kan bağına göre değil ama erdemlerine ve değerlerine göre belirlenen birleşik bir kraliyet devletiydi. Aile bağlılığı, atalara tapınma, büyüklere saygı, erkeklerin çocukları ve karıları tarafından sayılması — bunlar Konfiçyus öğretisinin başlıca ilkeleridir ve öle görünür ki, ne felsefe ne de din ile herhangi bir ilgileri vardır.

Konfiçyus'un Çin ahlakının ve törel belirlenimlerinin kaynağı olarak görüldüğü düzeye dek, Batıda peygamberlerin halk için yaptığı şeyi Çin'de Konfiçyus yapmıştır. Törel düzgüleri bir tanrısal yetke üzerine dayanmazlar ve bir öte dünya korkusu tarafından desteklenmezler. Ama bu öğreti Batının tek-tanrılı dinlerinden daha dayanıklı ve sürekli olduğunu göstermiştir.

Analektler'de Konfiçyus kendini "hiçbirşey icadetmemiş iletici" olarak tanımlar, ve bunda törelliğin nesnelliğinin bir sezgisi olduğu düşünülebilir. Öğretisinin özsel belirlenimlerinin ne olduğuna bakarsak, başlıca erdem üzerine getirilen vurguyu görürüz. İnakçı kurallar getirmek yerine, onları örtük olarak içeren plastik örnekler gösterir. Uslamlamalar geliştirmek yerine, andırımlar ve özlü deyişler kullanır. Politik olarak, herkesten güçlü bir bilgenin, imparatorun egemenliğini kabul eder.

Konfiçyus etiği bir Erdem Etiği olarak kabul edilse de, bu yüreklilik, bilgelik, türelilik ve ılımlılık olarak Klasik Yunan erdemi anlayışı ile bir değildir. Erdemin bir törellik dizgesinde özsel vurgu noktası olması ilk olarak o kültürde Erdemsizliğin gücünün bir göstergesidir. Ve bütün bir öğretinin özsel olarak erdem çevresinde toplanması o kültürün Özgürlük bilincinin yoksunluğu ile koşuttur. Erdem kendini kültür ile karşıtlık içinde geliştirme yöntemi olarak önerilir. "Altın Kural"ın Konfiçyus'ta görülen biçimi kişinin astlarına üstlerinin birine davranmasını istediği gibi davranmasıdır. Bu kural da ona uymayan bir toplumsal eşitsizlik durumunu varsayar. Erdem tarihsel olarak Erdemsizlik ile birlikte gitmek zorundadır, çünkü insan karakteri insanın düşünsel, moral ve estetik gelişmesi ile birlikte gider.

Erdem Kavramının kendisi insanın onu salt bilgi ile, salt onu anlamakla onu doğrulayacağını varsayar, çünkü Erdem dışsal bir etmen tarafından verildiği ya da dayatıldığı zaman anlaşılmış ve doğrulanmış değildir. Bilgisiz Erdem kendinde Erdemsizliktir. Doğrulama ise Duyuncu, kişinin kendi Duyuncunu varsayar. Bu düzeye dek Özgürlük Erdemin oluş süreci için biricik ve saltık koşuldur. Sokrates dürüstlük, doğruluk ve ahlak için yalnızca Özgülüğü, Duyunç ve İstenç olan Özgürlüğü gerekli görür, çünkü onu dışsal kültürde (mitolojide ve Atina törelliğinde) değil, yalnızca ve yalnızca kendi duyuncunda arıyordu. Sokratik anlayışa göre, İnsanlar eylemlerinin yanlış olduğunu anlar anlamaz onu seçmekten vaz geçeceklerdir. Hiçbir insan bilerek kötü değildir.

( YAZILIYOR)

Gelenek kültüründe bağlılık her zaman yetkinliğe yeğlenir.

Çin düşüncesinde Konfiçyus ve Taoizm dünya görüşlerinin yanısıra varolan üçüncü okul olarak Yasalcılık (Legalizm) ulusun açıkça yazılmış ve kamu tarafından bilinen Yasa tarafından yönetilmesi gerektiği görüşünü formüle eder. Yasa önünde herkes eşittir. Zhou Hanedanı zamanında (İÖ 1122-256) yasalar gevşek bir biçimde de olsa yazıldılar. Yasalcılık yasalara uyanların ödüllendirilmesini, uymayanların cezalandırılmasını savunur. Ama tüm bunlara karşın bir sorun vardır ve yasalar Devleti yönetirler, onun memurlarını değil. Egemenler Devleti iyi yönetebilmek için yasaları yansız olarak uygulamalıdırlar. İmparatorun İstenci yasaların üzerindedir. Bu düzeye dek Yasalcılık bütünüyle öznel olan, bireysel duyunca dayanan Konfiçyus etiği ile keskin bir ayrım göstermekten uzaktır.

 
 
  Konfiçyus'tan Alıntılar:
"Eğer yıldızlara atıp ayı vurursan, pekala. Ama birşeye atmalısın. Birçok insan atış bile yapmaz."
"Ne kadar meşgul olduğunu düşünürsen düşün, okumaya zaman bulmalı ya da kendini kendi seçtiğin bilgisizliğe teslim etmelisin."
"En büyük şanımız hiçbir zaman düşmemekte değil, ama düştüğümüz her keresinde kalkmakta yatar."
"Ve unutma, nereye gidersen git, orada sen varsın."
"İşiniz yönetmektir, öldürmek değil." (Analektler XII:19).
 

 

 
 

Çin Ordusu

 
 
 

Çin'de 400 kadar kullanılabilir nükleer başlığın bulunduğu sanılıyor. Bunlardan 20 ya da 30 kadarı 13.000 km erimli ICBMlerde ve 200-250 kadarı uçak, misiller ve denizaltılarda konumlandırılmıştır. Geriye kalan 100-150 kadar nükleer başlığın yedek olarak ayrılmış olduğu sanılıyor. Çin'de nükleer silahlar Cumhurbaşkanının başkanlığı altında bulunan Merkezi Askeri Komisyonunun denetimi altındadır. Komisyon üyeleri arasında Halk Kurtuluş Ordusundan generaller bulunmaktadır ve bunların ÇKP Politbürosunda da hizmet ediyor oldukları düşünülüyor. ...

Çin'in Askeri Harcamaları

 
 
 

Köylülük
Marx ve Engels "Komünist Manifesto"da "kırsal yaşamın aptallığı" gibi birşeyden söz ederler. Onlara göre köylüler geridirler, ilerici ya da devrimci olmayan ekonomik ve toplumsal koşullarda yaşarlar. Tarihsel değişim kırdan değil, ama kentlerde burjuva ve proleteryanın sınıf kavgasından doğacaktır. Mao Köylülükte devrimci bir güç gördü, ve ideolojiyi önündeki koşullara uyarladı. Çin devrimi köyün kente karşı bir kavgası niteliğini kazandı. ...

 
 
 

İleriye Büyük Sıçrama
Bu sıçrama büyük bir yıkım oldu. İnsan kaynaklarının Tarımdan İşleyime aktarılması. İBS yılları sırasında Çin'de kaydedilen fazla ölümlerin resmi sayısı 14 milyondur. Ama kimi kaynaklara ve uzmanlara göre açlıktan ölenlerin sayısı 20 ile 43 milyon arasındadır. ...

 
 
 

İmparatorluktan Cumhuriyete
...

 
 
 

 

 
 
 
Çin Bir Mermiyi Mermi İle Vurdu

Çin 11 Ocak 2007'de bir hava uydusunu yörüngesinde vurdu ve dünyada şaşkınlığa ve paniğe neden oldu. Olay teknolojiye bağımlı ABD ordusu için aşırı ölçüde rahatsız ediciydi. Uydu ve onu dünyadan 800 km yüksekte vuran misilin bileşik hızları saatte 25.000 km kadardı ve buna göre misilin ve uydunun çarpışmadan bir saniye önceki uzaklıkları ya da saniyedeki hızları 7,5 km idi. Bu durumda vuruş yapmak ise, yörüngenin önceden biliniyor olmasına karşın, en gelişmiş uzay manevralarından birini, uydunun önünden gelerek onunla çarpışmayı gerektiriyordu ve aşağı yukarı bir mermiyi mermi ile vurmaya eşdeğerdi. Çin'in yaptığı ABD'nin ulusal misil savunma dizgesinde geliştirmeye çalıştığı şeydir ve Sovyetlerin 1980'de uygulamaya çalıştıkları bir projeden, hedefine usulca yaklaşan ve yakınlarında bir yerde patlayan bir tür uzay mayınından çok daha gelişmiştir. Gene de olayın teknolojik inceliği yol açtığı şaşkınlığın çok çok gerisindedir. (Link) Burada herşeyin gelip dayandığı nokta Çin'in dünya için hiçbir ciddi bir gözdağı yaratmayan ve onyıllarca da yaratması beklenmeyen demode askeri gücü ile bir paniğe neden olurken, ABD'nin dışsal ve içsel denetime bütünüyle kapalı ileri teknolojik yeteneklerinin dünya için eşit ölçüde panik yaratmıyor olmasıdır. Hiç kuşkusuz ABD bir demokrasi iken, Çin bir diktatörlüktür. Ama ABD demokrasisi ABD ulusunun ya da halkının emperyalist ya da hegemonist eğilimleri olmadığı anlamına gelmez. ABD'nin bir demokrasi olarak görüldüğü düzeye dek, ABD'nin Irak'taki eylemi ABD halkının istencinin anlatımıdır.

 
 
  "Çünkü iyi insanların bir devletinde pekala güçten kaçınmak için şimdi onu kazanmak için olduğu kadar çok yarışma olabilir." (Platon'un Devlet'inde Sokrates.)  
 
 
Bir Çinli kadın işçi "Uçan Güvercin" bisiklet fabrikasında çelik çubukları kesiyor, Tianjin, 16 Mayıs 2006. (Clip)
 
 
  Çin’de İşçi Sınıfının Durumu
Breathless in Beijing / New Internationalist · China Labor Watch · Salary rises for foreign firms continued in China · BUSINESS IN CHINA · Police, officials linked to China slavery · Romania, a Poor Land, Imports Poorer Workers · Christmas Joy Based on Worker Suffering · Congressional-Executive Commission on China · Free China Movement ·
 
 
  Dizin
Ahlak ve İdeoloji · Batı · Batı İle İlişkiler · Çin Halk Cumhuriyeti · Değişim / Gelişim · Doğa Durumu · Doğu ve Batı · Doğu · Emek · Gelenek · İdeoloji (Ahlak) · İdeoloji (Despotizm) · İdeoloji (Ruhbilim) · İdeoloji (Yurttaş Toplumu) · İnsan Doğası · Japon Etiği · Japonya İle İlişkiler · Kızıl Muhafızlar · Konfiçyus · Köylülük · Kültür · Kültür ve Değeri · Kültür Devrimi · Kültür Devrimi İronisi · Nanjing · Opium Savaşı · Varoluşçuluk (Kültür) · Veriler (Nüfus vb.) · Yönetim (ÇKP) · Yurttaş Toplumu · Yurttaş Toplumu (İdeoloji) ·
 
 
 
Previous

Aziz Yardımlı (2007-8) Doğu ve Despotizm İdea Yayınevi

Previous