Modern Fragmanlar 2: Hegel
 
Hindistan; Bollywood
 
 
 

HİNDİSTAN: DÜŞLEMİN VE DUYGUNUN ÜLKESİ — HEGEL, "TARİH FELSEFESİ," S. 107.

“Hindistan, tıpkı Çin gibi, eski ve o denli de henüz yeni bir şekildir, devinmeksizin ve değişmeksizin kalmış, içsel olarak kendini en eksiksiz gelişimi içinde tamamlamıştır. Her zaman özlem ülkesi olmuştur, ve bize bugün de bir tansıklar ülkesi olarak, tılsımlı bir dünya olarak görünür. Tüm düzenlemelerinde en sıradan Anlağı sunan Çin Devleti ile karşıtlık içinde, Hindistan Düşlemin ve Duygunun ülkesidir.”

 
 
 

KASTLAR — HEGEL, "TARİH FELSEFESİ," S. 112.

“İlk Sınıf tanrısalın üretilmesini ve etkinleştirilmesini sağlayan Brahmanlar Sınıfıdır. İkinci kıpı, ya da ikinci Sınıf öznel Kuvveti ve Yiğitliği sergiler. Bu Kuvvet bütünün kalıcı olabilmesi ve başka bütünlere ya da devletlere karşı bütünlüğünü sürdürebilmesi için kendini geçerli kılmalıdır. Bu sınıf Savaşçılar ve Yöneticiler Sınıfıdır — Kschatriya —, gerçi sık sık Brahmanlar hükümete gelseler de. Üçüncü meslek erek olarak yaşamın tikelliğini, gereksinimlerin doyumunu alır ve kendi içinde tarım, tecim ve işleyimi kapsar — Vaisya Sınıfı. Son olarak dördüncü kıpı Hizmetçiler Sınıfı ya da Araçlar Sınıfıdır ki, işleri başkaları için kıt bir geçime yeterli bir ücret karşılığında çalışmaktır — Sudra Sınıfı (bu hizmet sınıfı aslında Devlette herhangi bir tikel örgensel sınıf oluşturamaz, çünkü üyeleri yalnızca bireylere hizmet ederler; işleri öyleyse dağınık tekil işlerdir ki, önceki sınıfın işine bağlanırlar).”

 
 
 




 

The Bhagavad-Gita divides the class of people into four categories of Brahmana, Kshtriya, Vaishya, and Shudra depending on the traits (svabhava) inherent in individuals.

Chapter XVIII of Bhagavad-Gita, verses 41 - 45 [more]

Rig Veda, ve Puranalar:
Social Classes and Castes in Ancient India;
INDIAN CASTE SYSTEM

 
 

HİNDİSTAN: DOĞA YOLUYLA AYRIMCILIK — HEGEL, "TARİH FELSEFESİ," S. 112.

“Hindistan’da bireyin özsel olarak doğum yoluyla bir Sınıfa ait olması ve ona bağlı kalması gibi bir özgünlük ile karşılaşırız. ... Bu Kast ayrımlarında Özgürlüğün olgusallaşması görünüşü böylelikle bütünüyle yokolur. Doğumun ayırdığı şeyi özencin yeniden bir araya getirmemesi gerekir; bu nedenle Kastların kökensel olarak birbirleri ile karışmamaları ve evlilik yoluyla birleştirilmemeleri gerekir. Gene de Arrian (İndika, 11) bile yedi Kast sayar, ve daha sonraki zamanlarda herşeye karşın değişik Kastların birleşmesi yoluyla doğan otuzdan daha çoğu ortaya çıkarılmıştır. Çokeşlilik zorunlu olarak buna götürmelidir. Bir Brahmanın örneğin üç başka Kasttan üç kadınla evlenme izni vardır, yeter ki ilk karısını kendi Kastından almış olsun. Kastların böyle karışımlarından doğan çocuklar başlangıçta hiçbir Kasta ait değildiler; ama bir kral bu Kast dışı insanları bir yere uydurmak için bir çözüm aradı ve öyle bir çözüm buldu ki, bu aynı zamanda sanatların ve üretimin de başlangıcı oldu. Buna göre çocuklar belirli işleyim dallarına atandılar; bir bölümü örücüler oldu, bir başkası demir işledi; böylece değişik mesleklerden değişik sınıflar ortaya çıktı. Bu karışık Kastların en yükseği bir Brahmanın savaşçılar Kastından bir kadınla birleşmesinden doğandır; en altta olanı Chandâla Kastıdır ki, bunlar cesetleri kaldırırlar, suçluları idam ederler, genel olarak tüm kirli işlerle ilgilenmek zorundadırlar. Bu Kastın üyeleri dışlanır ve onlardan nefret edilir, ayrı olarak yaşamak ve başkaları ile birliktelikten uzak durmak zorundadırlar. Bir Chandâla yüksek birinin yolundan çekilmek zorundadır, ve her Brahmana uzaklaşmayanı vurup devirme izni verilir. Eğer bir Chandâla bir su havuzundan içerse, havuz arılığını yitirmiş olur ve yeniden kutsanması gerekir.”

 


‘‘However, activists argue that despite many official measures, caste is still a constant cause of oppression for more than 250 million people at the bottom of the caste hierarchy.’’

"The man was dragged into the fields surrounding the village, tortured for more than an hour, then burned alive." (BBC; 2001)

 
 

TANRISAL BRAHMANLAR; YOGİLER — HEGEL, "TARİH FELSEFESİ," S. 114.

“Brahmanların ne olduklarını ve ne sayıldıklarını daha yakından anlamak için Dine ve tasarımlarına dönmemiz gerekir, ki bunu daha sonra yapacağız, çünkü Kastların haklarının birbirlerine karşı durumu temelini dinsel ilişkide bulur. Brahmã (eşeysiz) dinde en yüksek olandır, ama onun dışında birincil tanrılar Brahmâ (eril), sonsuz çoklukta şekil içindeki Vişnu ya da Krişna, ve Siva vardır; bu Üçlülük bir arada durur. Brahmâ en yüksektir; ama Vişnu ya da Krişna, Siva, ayrıca Güneş, Hava vb. de Brahm, e.d. tözsel Birliktirler. Brahm’ın kendisine hiçbir adak sunulmaz, ona tapınılmaz; ama tüm başka putlara dua edilir. Brahm’ın kendisi herşeyin tözsel Birliğidir. İnsanın en yüksek dinsel ilişkisi kendini Brahm’a yükseltmesidir. Eğer bir Brahmana ‘Brahm nedir?’ diye sorulursa, şu yanıtı verir: ‘Kendi içime geri düştüğümde ve tüm dış duyuları kapadığımda ve içimden Ôm dediğimde, bu Brahm’dır.’ Tanrı ile soyut birlik insanın bu soyutlanmasında varoluşa getirilir. Bir soyutlama başka herşeyi değişmemiş bırakabilir, tıpkı geçici olarak herkeste uyarılan tapınma gibi; ama Hintliler durumunda bu somut olan herşeye karşı olumsuz olarak çevrilir ve en yüksek durum Hintlinin kendini tanrı yapmasını sağlayan bu yükselmedir. Brahmanlar doğum yoluyla daha şimdiden Tanrısalın iyeliğindedirler. Böylece Kast ayrımı şimdide bulunan tanrılar ve sonlu insanlar arasındaki ayrımı da kapsar. Öteki Kastlar hiç kuşkusuz benzer olarak Yeniden Doğuşa katılabilirler; ama sonsuz yadsımalara, işkencelere ve kefaretlere katlanmak zorundadırlar. Yaşamın ve yaşayan insanın küçümsenmesi bunlardaki temel özelliktir. Brahman olmayanların büyük bir bölümü yeniden doğuş uğruna çabalar. Bunlara Yogiler denir. Dalai-Lama için Tibet’e yolculukta böyle bir Yogi ile karşılaşan bir İngiliz şunları anlatır: Yogi daha şimdiden bir Brahmanın gücüne ulaştıran yolun ikinci basamağına ulaşmıştır. İlk basamağı on iki yılı hiç oturmaksızın ya da uzanmaksızın sürekli ayakları üzerinde durarak tamamlamıştır. Başlangıçta kendini bir iple bir ağaca bağlamak zorunda kalmış, ve bu durum sonunda ayakta uyumaya alışıncaya dek sürmüştür. İkinci basamağı on iki yıl boyunca ellerini sürekli başının üstünde kavuşturarak geçirmektedir, ve tırnakları daha şimdiden ellerinin içinde büyümeye başlamıştır. Üçüncü basamaktan her zaman aynı yolda geçilmez; genellikle Yoginin bir günü beş ateşin, yani tüm gök bölgelerine göre dört ateşin ve Güneşin arasında geçirmesi gerekir; sonra ateşin üzerinde ileri geri sallanma gelir ki, üç saat ve üç çeyrek sürer. Bir keresine bu tür bir eyleme tanık olan bir İngilizin anlattığına göre, yarım saat içinde bireyin bedeninin her yanından kanlar akmaya başlar, aşağı indirilir, ve hemen orada ölür. Ama eğer biri bu sınava dayanabilmişse, sonunda diri diri gömülür, eş deyişle dik olarak toprağa batırılır ve üstü bütünüyle örtülür; üç saat ve üç çeyrek sonra dışarı çekilir, ve sonunda, eğer henüz yaşıyorsa, Brahmanın iç gücünü kazanmıştır.”

 


Myth 4: The caste system is on the decline

Reality: On the contrary. Due the complex social development and prevailing conditions of post-independent India, the caste system has morphed, and even developed.

Every Indian knows about his or her own caste as well as the caste of  one's acquaintances. Caste is a deciding factor in decisions involving marriage, job opportunities, and religious sacraments. Perhaps it is more accurate to say "discrimination based on caste system is on the decline". However, the forced equality has resulted in reverse discrimination in India, and resulted in large scale migration of upper-castes to other countries during 1980s and 1990s.

The Caste System: Introduction, Myths and Reality

 
 
SATİ GELENEĞİ, YA DA KENDİNİ YAKMA; İŞKENCE — HEGEL, "TARİH FELSEFESİ," S. 115.
"Öyleyse insan yalnızca varoluşunun böyle bir olumsuzlaması yoluyla bir Brahmanın gücüne erişir: Ama bu olumsuzlama en yüksek basamağında eksiksiz bir devimsizliğe, tüm duygunun ve tüm istencin yokedilmesine ulaşmış olmanın küt bir bilincinden oluşur — bir durum ki Budistler arasında En Yüksek olarak geçerlidir. Hintliler başka bakımlardan ne denli ürkek ve zayıf olsalar da, kendilerini En Yüksek olana, Yokoluşa adama konusunda çok az duraksama gösterirler, ve örneğin kadınların kocalarının ölümünden sonra kendilerini yakmaları biçimindeki töre de bu bakış ile ilgilidir. Eğer bir kadın bu göreneksel düzenlemeye direnecek olursa, tüm toplumdan dışlanır ve tam bir yalnızlık içinde bırakılır. Bir İngiliz bir kadının bir çocuğunu yitirdiği için kendini yaktığını gördüğünü anlatır; kadını amacından döndürebilmek için olanaklı herşeyi yapmıştır; sonunda orada duran kocaya dönmüş, ama adam tam bir ilgisizlik içinde evde ondan başka karılarının da olduğunu anlatmıştır. Yine, zaman zaman yirmi kadının kendilerini hep birlikte Ganj’a attıkları görülür, ve Himalaya Dağları’nda bir İngiliz yaşamlarına o kutsal nehirde bir son verebilmek için Ganj’ın kaynağını arayan üç kadın bulmuştur. Bengal Körfezi’nde, milyonlarca Hintlinin toplandığı Orissa’da, Jugernaut’un ünlü bir tapınağındaki tapınmada Tanrı Vişnu’nun imgesi bir araba üzerinde dolaştırılır; yaklaşık beş yüz insan onu çeker ve içlerinden birçokları kendilerini tekerleklerinin önüne fırlatarak parçalanmayı bekler. Bütün deniz kıyısı şimdiden kendilerini böyle adayanların kemikleri ile örtülmüştür. Çocuk öldürme de Hindistan’da çok sıktır. Anneler çocuklarını Ganj’a atarlar ya da onları Güneşin ışınları altında ölüp gitmeye bırakırlar. Bir insan yaşamı için saygıda yatan ahlaksal öğe Hintliler arasında bulunmaz. Böyle tümü de yokoluşa yönelik yaşam yollarının daha sonsuz çoklukta değişkileri vardır. Örneğin, Yunanlılar tarafından adlandırıldığı gibi Gimnosofistler buraya aittir. Çıplak Fakirler, Katolik dilenci rahipler gibi, herhangi bir uğraşları olmaksızın dolaşıp dururlar, başkalarının sadakaları ile yaşarlar ve amaçları soyutlamanın Yüksekliğine, bilincin tam kütleşmesine erişmektir ki, buradan fiziksel ölüme geçiş çok büyük bir adım olmaktan çıkmıştır."

Sati Geleneği.
Kocaları ölen kadınların kendilerini cenaze ateşinde yakmaları 1829'da İngilizler tarafından yasaklandı. Ama 1996'da bir Hint mahkemesi intiharı toplumsal bir gelenek olarak onayladı ve ölüme yardım eden akrabaları salıverdi.
   


Widowhood is considered a curse in India. A widow's presence at any joyous occasion in the family is considered inauspicious in many communities. They have to remain homebound, and lead a life of misery and social contempt.

Poverty, ignorance, lack of social security, and religious superstitions all combine to make a woman commit the sati sacrifice.

The Tradition of Sati Through the Centuries; Hint Kadınları; Timeline of India

 
 
 

"YAŞLI İNEKLER İÇİN BAKIMEVLERİ" — HEGEL, "TARİH FELSEFESİ," S. 121-2.

“Eğer şimdi daha ileri gidip Dinin Hintlilerin Törelliğini ne düzeye dek sergilediğini sorarsak, verilmesi gereken yanıt birincinin ikinciden Brahm’ın kendi somut içeriğinden olduğu kadar ayrı olduğudur. Bizim için Din aslında bizim Varlığımız olan Varlığın bilgisidir, ve buna göre bilmenin ve istemenin tözüdür ki, bu sonuncuların belirlenimi bu temel tözün bir aynası olmaktır. Ama burada bu Varlığın kendisinin insan eyleminin içeriği olabilecek tanrısal erekleri ile Özne olduğu imlenir. Oysa insan eyleminin evrensel tözü olarak Tanrının Varlığının bir bağıntısının kavramı, böyle Törellik Hintliler durumunda bulunamaz, çünkü bilinçlerinin içeriği olarak tinsel olanı almazlar. Bir yandan erdemleri tüm eylemin soyutlanmasında, ‘Brahm olma’ durumunda yatar; öte yandan, onlarda her eylem dayatılan dışsal bir görenektir, içsel ‘Kendi’liğin dolaylılığı yoluyla özgür bir eylem değil; ve böylece Hintlilerin törel durumu, daha önce söylendiği gibi, kendini en aşağılık durum olarak gösterir. Bunda tüm İngilizler anlaşırlar. Hintlilerin Ahlakı üzerine yargımızda kendimizi yumuşaklık, sevecenlik, güzel ve duygu dolu düşlemleri yoluyla kolayca aldatılmaya bırakabiliriz; gene de düşünmeliyiz ki, bütünüyle yozlaşmış uluslarda sevecenlik ve soyluluk diyebileceğimiz yanlar vardır. Çin şiirleri vardır ki, en duygusal sevgi ilişkilerini betimlerler, en derin duygunun, alçakgönüllülüğün, çekingenliğin, terbiyenin anlatımlarını kapsarlar; ve bunlarla Avrupa yazınının kapsadığı en iyiler karşılaştırılabilir. Aynı şeyler birçok Hint şiirinde de karşımıza çıkar; ama Törellik, Ahlak, Tinin Özgürlüğü, kendi Hakkının bilinci bunlardan bütünüyle başka şeylerdir. Tinsel ve fiziksel varoluşun yokedilmesi kendi içinde somut hiçbirşey kapsamaz, ve soyut Evrenselliğe batışın Edimsel olanla hiçbir bağlantısı yoktur. Hilecilik ve kurnazlık Hintlinin temel karakteridir; aldatma, çalma, soyma, öldürme onun Töresinde yatar; utku kazananın ve efendi olanın önünde alçakgönüllülük içinde dalkavukluk ederken ve kendini bayağılaştırırken, yenilene ve boyun eğene karşı bütünüyle acımasız ve amansızdır. Hintlinin insanlığını niteleyen şey hiçbir hayvanı öldürmemesi, hayvanlar için, özellikle yaşlı inekler ve maymunlar için varsıl hastaneler kurması, ama bütün ülkede hasta ve yaşlılıktan zayıflamış insanlar için tek bir kurumun bile bulunmamasıdır. Hintli karıncaların üzerine basmaz, ama yersiz yurtsuz yoksulları ilgisizlik içinde açlıktan eriyip gitmeye bırakır. Brahmanlar özellikle töresizdir. İngilizlerin anlattıklarına göre, yalnızca yerler ve uyurlar. Birşey görenekleri tarafından onlara yasaklanmamışsa, kendilerini bütünüyle itkileri tarafından güdülmeye bırakırlar; kamu yaşamına katıldıkları yerde, kendilerini açgözlü, aldatıcı, kösnül gösterirler; kendisinden korkmaları gerekene karşı alçakgönüllülük içinde davranırlar ve bunun bedelini kendi astlarına ödetirler. ‘Aralarında tek bir dürüst insan tanımadım,’ der bir İngiliz. Çocukların büyüklerine karşı hiçbir saygıları yoktur; oğullar annelerini hırpalar..”

 
 
 

BOLLYWOOD (Bombay + Hollywood)
Üst kastlar pisliğin, ahlaksızlığın, yoksulluğun ortasında hedonisttirler, sefaletin ortasında bile eğlencesiz olamazlar, çünkü onu duyumsamak için Duyunç gerekir. Bu Hindistan için açıklanabilir bir olgudur. Orada bugün de yüz milyonlarca insan hayvan-altı sayılırlar, ve inekler, maymunlar, filler vb. tanrılaştırılır. Bin yılların granitleştirdiği KAST geleneği tarafından Duyuncu neredeyse bütünüyle köreltilmiş Hintli hemen hemen hiç değişmemiş, belki de daha da ağırlaşmış olan insan sefilliğini kendi sorunu olarak algılayamaz. Bu kültürde her nedense yeğin bir ulusal gurur duygusu göze çarpar ve bu sık sık ve yerli yersiz dile getirilir.

 
 
 

BOLLYWOOD (Bombay + Hollywood)

 

Üst kastlar pisliğin, ahlaksızlığın, yoksulluğun ortasında hedonisttirler, sefaletin ortasında bile eğlencesiz olamazlar, çünkü onu duyumsamak için Duyunç gerekir. Bu Hindistan için açıklanabilir bir olgudur. Orada bugün de yüz milyonlarca insan hayvan-altı sayılırlar, ve inekler, maymunlar, filler vb. tanrılaştırılır. Bin yılların granitleştirdiği KAST geleneği tarafından Duyuncu neredeyse bütünüyle köreltilmiş Hintli hemen hemen hiç değişmemiş, belki de daha da ağırlaşmış olan insan sefilliğini kendi sorunu olarak algılayamaz. Bu kültürde her nedense yeğin bir ulusal gurur duygusu göze çarpar ve bu sık sık ve yerli yersiz dile getirilir.

 
 
 
 
2005 Birleşmiş Milletler Nüfus Başvuru Bürosu Raporuna göre Hindistan Çin'den daha çok milyarderi olmakla övünürken, bu arada nüfusunun %81'i günde 2 dolar ya da daha azı ile yaşamaktadır (bu oran Çin için %47'dir). Tüm pırıltısına karşın, Bombay bir beceriksizlik tapınağı olmayı sürdürmektedir. Hükümet için McKinsey & Co. tarafından hazırlanan bir rapora göre, 2003'te kentin her 1.300 insan başına bir otobüsü, her 1.000 otomobil için iki park yeri, her bir milyon insan için 17 kamu tuvaleti vardı ve kuzey kenar mahallelerde 7,2 milyon insan için tek bir kamu hastanesi çalışıyordu. Nüfusun en azından üçte biri temiz içme suyundan yoksundur, ve 2 milyon insanın tuvalet kullanma olanağı yoktur. Hindistan'daki yabancı yatırım 8,4 milyar dolar olarak hesaplanırken, Çin için bu rakam 72,4 milyar dolardır. Kaynak
 
 
 


"I used to work 15 hours a day and earn about 20 rupees (less than $0.5) per week," he said. (BBC)
 
 
 

 

 

 
 

 

 

 

Hindistan'da 0-18 yaşları arasında yaklaşık 400.000.000 çocuk vardır.

60 milyondan 115 milyona dek varan güvenilir hesaplamalarla, Hindistan dünyadaki en yüksek çalışan çocuk sayısını kapsamaktadır. İster taş madenlerinde ter döküyor, ister günde on altı saat tarlalarda çalışıyor, ister kent sokaklarında paçavra topluyor, isterse ev hizmetçileri olarak gözlerden ırak çalışıyor olsunlar, bu çocuklar sefil ve güç yaşamlara katlanmaktadırlar. Az kazanırlar ve çok dayak yerler. Karınlarını doyurmak ve belki de ailelerinin beslenmesine yardım etmek için savaşım vermektedirler. Okula gitmezler ve yarıdan çoğu hiçbir zaman en küçük okur yazarlık becerilerini bile kazanmayacaktır. Birçoğu dört ya da beş yaşından bu yana çalışmayı sürdürmektedir, ve yetişkinlik yaşına ulaştıkları zaman bir daha iyileşemeyecek denli hasta ya da sakatlanmış olacaklar ve hiç kuşkusuz kırk yaşında yaşlı erkekler ve kadınlar olarak tükenecek ve büyük olasılıkla elli yaşında ölmüş olacaklardır. Kaynak

 
 

 

 




 
 
Bollywood sefillik içinde eğlencedir, etik geriliğin estetik gerilik ile birlikteliğini gösterir. — Trajik aşklar; öfkeli ana-babalar; aşk üçgenleri; altın-kalpli fahişeler; yitik akrabalar; ayrılmış kardeşler; aile bağları; özveriler; raslantısal olaylar, kazalar — tüm bunlarla Bollywood içeriği yalnızca görünüşte modern, ama içsellikte ön-moderndir. Bolywood'un seyircisi henüz bir Kast kültürünü yaşayan yüz milyonlarca insan, ve ayrıca bunu paylaşabilen daha başka despotik kültürlerdir. İnsan sefilliği pahasına, giderek insan sefilliği üzerine beslenerek, böyle ‘sanat’ onu tükenler için olduğu gibi üretenler için de eğitimsizliğin ve boşinancın süredurumunu güvence altına alır. Parasal kaynaklarını engin olduğu kadar da derin olan bir yoksulluk okyanusundan, beş parasız Hintlinin cebinden sağlayan bu sözde sanat ortamı Doğunun Doğu kalarak nasıl değişemeyeceğinin belgesidir. Kendi öz çocuklarına karşı duygusuz bir kültürde duygu olanaklı mıdır? Maymunu ve ineği değerli, insanlığı değersiz sayan Hinduda bu duygu içgüdünün ötesine güçlükle geçebiliyor olmalıdır.

Erdemsiz tin Mutluluğu bilemez çünkü Mutluluk Erdemdir. Mutluluk diye bildiği şey içgüdüsel-hayvansal doyumdur.

 
 
  _  
  Doğu Batıdan teknolojiyi, ideolojiyi, Bollywood’u kolayca almaktadır ve almayı sürdürecektir. Ama Ahlakı?
Özgürlük olmadan Ahlak olanaklı mıdır?
 
 
 

 


 
 
 
Modernleşme yenileşmeyi, insanın törel biçiminin sürekli dönüşümünü anlatır. Dışsal dünyanın değil ama öncelikle İnsanın kendisinin değişimidir. Ama değişebilmek için insan ilkin kendisi olmalı, Duyuncunun ve İstencinin kendisine ait olduğunun bilincine varmalıdır. İnsanın eylemi ve etkinliği onun özgür olabilmesine, moral bir varlık olabilme yeteneğine bağlıdır. Politik, ekonomik, estetik, bilimsel vb. etkinlik Özgür İstenci öngerektirir. Doğuda modernleşme Duyunç ve İstenç özgürleşmesi olmaksızın yalnızca görünürde, içsellik olmaksızın yalnızca dışsallıkta yer almaktadır. Geleneksel doku, bağımlı karakter, duyunçsuzluk ve istençsizlik olduğu gibi korunmakta, birey iç yanında köle kalmayı sürdürmekte, ve yalnızca yüzeysel olarak Batının pırıltısı ile örtülmektedir.

 

 
 
Duyunç, tıpkı estetik duyarlık gibi, gelişen, olgunlaşan bir yetidir. Çocukta süreç yıllar alırken ve yaklaşık on sekiz yaşında tamamlanırken, ve çocuk ancak bu erginleşmeden sonra bütünüyle sorumlu moral bir varlık olurken, bir kültür durumunda süreç yüzyıllara, giderek binyıllara uzayabilir. Ve Hindistan gibi, Çin gibi kültürler durumunda donup kalabilir. Dinginlik ancak İdeanın dışarıdan bir dürtüsü yoluyla kırılabilir.
 
 
 
_

Sivakasi'de 45.000 çocuk havai fişek fabrikalarında ne olursa olsun hiçbir korunma olmaksızın çalışmaktadır. Özellikle Hindu Yeni Yılı sırasında satışlar yükseldiği zaman kazalar sıktır. Gece saat 03'te kibrit fabrikalarından gönderilen araçlar çocukları köylerinden alır ve saat 17'de geri bırakır. Fabrikalardaki işgücünün çoğunu küçük kızlar oluşturur, ama fabrika sahipleri onları olabildiğince gözden uzak tutarlar.

 
 
 
Modernleşme Zor yoluyla olanaklı mıdır?
Örneğin, Rusya’da hem Çarlık rejimi hem de onu izleyen Bolşevik rejimi İstenç Özgürlüğünün üzerinden atlayarak modernleşme girişiminde bulundular.
Ama modernleşmenin Duyunç ve İstenç Özgürlüğü üzerine dayanması ölçüsünde, Şiddete dayalı bir değişimin modernleştirici, değiştirici, insanlaştırıcı olması olanaksızdır; tersine, şiddet Yurttaş Toplumunun kendisinin yadsınmasıdır, ve gelişim ise ancak Yurttaş Toplumunda olanaklıdır. Gene de Marxizm, giderek Maoizm modernleşme yöntemleri olarak görüldüler, çünkü insanın altyapının bir uzantısı olduğu, ve belirleyici olanın altyapının gelişimi olduğu, insanın moral gelişiminin ekonomik sürecin gelişiminin bir yansıması olduğu düşünüldü. Bu ‘gelişim’ modeli yeni değildir ve özsel olarak Avrupa’da Aydınlanmanın despotizm yoluyla ilerleme girişiminin bir uyarlamasıdır.
 
 
   
 
 
 


 

 

Child slaves of India. 1 of 4 (50 YTL, 100 YTL borç için kölelik;
ve görmeyen gözetmenler.)


URMILA's BEST SEX SONG ON SCREEN EVER
(Özgürlüksüz Aşk? Ya da Çıplak İçgüdü?)


 
 
 
   
__Weltgeist und Weltpolitik
__Von der Logik zur Sprache
__Die Negativität des Absoluten
__Das Ende der Geschichte und der bürgerliche Rechtsstaat
__Geschichten des Nichts
__Erfahrung der Freiheit

 

 

Previous

Aziz Yardımlı (2007-8; Modern Fragmanlar / İdea Yayınevi

Previous