İdea Yayınevi / Tüze Felsefesi
site haritası
 
Hegel'in Tüze Felsefesi İçin
Çözümlemeler
Aziz Yardımlı

Soyut Hak

1 İstenç Soyut Kavramında Olduğu Gibi Alındığında Dolaysızlılk Belirlenimindedir
2 Soyut İstenç Öznenin Tekil İstencidir
3 Belirli (Tikel) İstenç Bütün Bir Dünyayı Karşısında Dolaysızca Verili Olarak Bulur

§ 34
Ek. ... İstencin tamamlanmış İdeası Kavramın kendini bütünüyle olgusallaştırmış olduğu ve belirli-varlığının onun kendi kendisinin açınımından başka birşey olmadığı bir durum olacaktır. Ama başlangıçta Kavram soyuttur, başka bir deyişle, tüm belirlenimlerin onda kapsanıyor olmalarına karşın, henüz ancak kapsanmaktadırlar: Yalnızca kendilerindedirler ve henüz kendi içlerindeki bütünlüğe gelişmiş değildirler.
Zusatz. ... Die vollendete Idee des Willens wäre der Zustand, in welchem der Begriff sich völlig realisiert hätte und in welchem das Dasein desselben nichts als die Entwicklung seiner selbst wäre. Im Anfang ist der Begriff aber abstrakt, das heißt alle Bestimmungen sind zwar in ihm enthalten, aber auch nur enthalten: sie sind nur an sich und noch nicht zur Totalität in sich selbst entwickelt.
İstenç ilkin Duyunç değildir. Duyunçsuzdur, ve yalnızca soyut Haktır. Dolaysızdır, ve böyle olarak birinin tekil istencidir. Önünde bütün bir dünya bütün bir mülkiyet alanı olarak durur. Bu istenç sınırsızca herşeyi "benim" belirlenimi altına getirme gücüdür. Soyut Tüze alanı Ahlak ve Törellik alanlarının öncülüdür. Hegel’in yaptığı şey bu üç ayrı alanın kendinde varolan kavramsal bağıntılarını belirlit olarak kurmaya çalışmaktır. Ve gerçekten de Mülkiyet alanı ilkin dolaysız İstenç alanı olarak görülebilir, çünkü İstencin bu ilk alanı Ahlak ve Törellik belirlenimlerinden ayrı olarak açınabilir. Mülkiyet istenci hiçbir sınır tanımaz ve böyle İstenç, Duyunç belirlenimlerinden bağımsız olarak, kapitalinin denetimi altına düşen karakteri oluşturur.

4 Kendi İçin Özgür İstenç Kişidir
5 Kişilik Soyut Hak Yeteneğidir
6 Kişi Olarak Özgürümdür
7 Kişilik Özbilinçli, Sınırsız İstençtir

§ 35
Bu kendi için özgür istencin evrenselliği biçimsel evrenselliktir; ya da tekilliği içinde kendi ile yalın bağıntıdır ki, özbilinçli ama bunun dışında içeriksizdir; — özne bu düzeye dek Kişidir. Kişilikte benim tikel bir ‘bu’ olarak tüm yanlara göre (içsel özenç, dürtü ve istekte olduğu gibi, dolaysız dışsal belirli-varlığa göre de) bütünüyle belirli ve sonlu olduğum, ama gene de baştan sona kendim ile arı bağıntı olduğum ve böylece sonlulukta kendimi sonsuz, evrensel ve özgür birşey olarak bildiğim imlenir.
Die Allgemeinheit dieses für sich freien Willens ist die formelle, die selbstbewußte, sonst inhaltslose einfache Beziehung auf sich in seiner Einzelheit, — das Subjekt ist insofern Person. In der Persönlichkeit liegt, daß ich als Dieser vollkommen nach allen Seiten (in innerlicher Willkür, Trieb und Begierde, sowie nach unmittelbarem äußerlichen Dasein) bestimmte und endliche, doch schlechthin reine Beziehung auf mich bin und in der Endlichkeit mich so als das Unendliche, Allgemeine und Freie weiß.
Kişi tüzel konumdur, Kendinin, Hakkının, İstencinin ve Özgürlüğünün bilincinde olan bireyselliktir.

8 Kişi Genel Olarak Hak Yeteneğini Kapsar

§ 36
1. Kişilik genel olarak Hak yeteneğini kapsar ve soyut ve dolayısıyla biçimsel Hakkın Kavramını ve onun kendisi soyut olan temelini oluşturur. Buna göre Tüzenin buyruğu şudur: Bir Kişi ol ve başkalarına Kişiler olarak saygı duy.
1. Die Persönlichkeit enthält überhaupt die Rechtsfähigkeit und macht den Begriff und die selbst abstrakte Grundlage des abstrakten und daher formellen Rechtes aus. Das Rechtsgebot ist daher: sei eine Person und respektiere die anderen als Personen.
Kişi salt bu tikel bireysellik değil, ama tüm bireyselliklerdir. Kendini Kişi olarak tanıyan birey başkalarını da Kişi olarak tanımalıdır. Bu Kişinin kavramıdır ve bu kavramın bilincine varılması ilk kez modern dünyada başarılmıştır. Yunanlılar, Romalılar ve Osmanlılarda tüm insanların Kişiler olarak tanınmasının bilinci yoktur.

9 Soyut Hak Alanında Yalnızca Tüzel Yetkiler Ve Yasaklar Vardır

§ 38
... soyut Hak salt bir olanaktır; buna göre tüzel belirlenim salt bir izin ya da bir yetkidir. Bu Hakkın zorunluğu kendini soyutluğunun aynı zemininde olumsuz olana kısıtlar: Kişilik ve onun sonuçları çiğnenmeyecektir. Buna göre yalnızca tüzel Yasaklar vardır, ve tüzel Buyruğun olumlu biçimi enson içeriği açısından Yasağı temel alır.
das abstrakte Recht nur eine Möglichkeit, die rechtliche Bestimmung daher nur eine Erlaubnis oder Befugnis. Die Notwendigkeit dieses Rechts beschränkt sich aus demselben Grunde seiner Abstraktion auf das Negative, die Persönlichkeit und das daraus Folgende nicht zu verletzen. Es gibt daher nur Rechtsverbote, und die positive Form von Rechtsgeboten hat ihrem letzten Inhalte nach das Verbot zugrunde liegen.
Kişi Hakları evrensel olarak tanınır ve Haklar oldukları sürece mantıksal olarak çiğnenemezler. Bu düzeye dek Kişilik ilkin salt bir olanakdır ve kavramı onu bu öznelliği nesnelliğe çevirmeye belirler.

10 Hak İlkin Dolaysız Olarak Belirli-Varlığa Geçer
11 Hakkın Dolaysız (Duyunçsuz) Belirlenimleri Mülkiyet, Sözleşme ve Haksızlıktır

§ 40
Hak ilk olarak özgürlüğün kendine dolaysız bir yolda verdiği dolaysız belirli-varlıktır,
a) İyelik, ki Mülkiyettir; — özgürlük burada genel olarak soyut istencin ya da tam bu yüzden kendini yalnızca kendisi ile ilişkilendiren tekil bir Kişinin özgürlüğüdür.
b) Kişi kendini kendisinden ayırdederek kendini bir başka Kişi ile ilişkilendirir, ve dahası ikisi de birbirleri için salt Mülkiyet iyeleri olarak belirli-varlık taşırlar. Bunların kendinde varolan özdeşlikleri ortak bir istenç ile ve haklarının korunması ile birinin mülkiyetinin başkasının mülkiyetine geçişi yoluyla varoluş kazanır — Sözleşmede.
c) İstenç (a) kendi ile bağıntısında bir başka Kişiden değil (b) ama kendi içinde ayırdedilmiş olabilir; tikel istenç olarak bu istenç kendinde ve kendi için varolan istenç olarak kendisinden ayrı ve kendisine karşıttır — Haksızlık ve Suç.
Das Recht ist zuerst das unmittelbare Dasein, welches sich die Freiheit auf unmittelbare Weise gibt,
a) Besitz, welcher Eigentum ist; — die Freiheit ist hier die des abstrakten Willens überhaupt oder eben damit einer einzelnen, sich nur zu sich verhaltenden Person.
b) Die Person, sich von sich unterscheidend, verhält sich zu einer anderen Person, und zwar haben beide nur als Eigentümer füreinander Dasein. Ihre an sich seiende Identität erhält Existenz durch das Übergehen des Eigentums des einen in das des anderen mit gemeinsamen Willen und Erhaltung ihres Rechts — im Vertrag.
c) Der Wille als (a) in seiner Beziehung auf sich, nicht von einer anderen Person (b), sondern in sich selbst unterschieden, ist er, als besonderer Wille von sich als an und für sich seiendem verschieden und entgegengesetzt, Unrecht und Verbrechen.
İstenç karşısında herşey bir Şeydir ve ancak İstenç bu dışsallıklara tinsellik belirlenimini yükleyebilir, onları 'Benim' belirlenimi altına alabilir. İstenç olarak Egonun karşısında 'Benim' olamayacak, Ben ile bağıntılanamayacak hiçbirşey yoktur. Giderek Bedenim, kendi bilincimin ürünleri de aralarında olmak üzere bütün bir varoluş alanı 'Benim' olma belirlenimi altına girer, çünkü Ego saltık soyutlma yeteneği, sonsuz atomik noktasallıktır. Herşey 'Ben'in olabilir, herşey 'Mülkiyet' olabilir. Her bireyin Kişi olması Mülkiyet olarak Kişilerin ilişkisinin, Sözleşmenin olanağıdır. Kişinin Kişi ile çelişmesi, tikelin evrensel ile karşıtlık içine girebilmesi mantıksal bir belerlenim olarak Sözleşmenin bozulmasının, Haksızlık ve Suçun olanağıdır.

12 Mülkiyet Kişinin Dışsal Şey İle İstenç İlişkisidir
13 Mülkiyetin Ussallığı Gereksinimlerin Doyumunda Değil, Kişiliğin Yalın Öznelliğini Ortadan Kaldırmasında Yatar (İdea/Us: Kavram Ve Olgusallık)

§ 41
Birinci Kesim
Mülkiyet

§ 41
Kişi İdea olarak varolabilmek için kendine özgürlüğünün dış bir alanını vermelidir. Kişi bu ilk, henüz bütünüyle soyut belirlenimde kendinde ve kendi için varolan sonsuz İstenç olduğu için, bu ondan ayrı olan ve onun özgürlük alanını oluşturabilen alan da benzer olarak ondan dolaysızca ayrı ve ayrılabilir birşey olarak belirlenir.

Ek. Mülkiyetin ussallığı gereksinimlerin doyumunda değil, ama Kişiliğin yalın öznelliğinin kendini ortadan kaldırmasında yatar. İlkin Mülkiyettedir ki Kişi us olarak vardır. Özgürlüğümün bu ilk olgusallığı dışsal bir Şeyde ve dolayısıyla kötü bir olgusallık olsa bile, sözcüğün tam anlamıyla dolaysızlığı içindeki soyut Kişilik dolaysızlık belirleniminde olmanın dışında başka hiçbir belirli-varlık taşıyamaz.

Erster Abschnitt
Das Eigentum

§ 41
Die Person muß sich eine äußere Sphäre ihrer Freiheit geben, um als Idee zu sein. Weil die Person der an und für sich seiende unendliche Wille in dieser ersten, noch ganz abstrakten Bestimmung ist, so ist dies von ihm Unterschiedene, was die Sphäre seiner Freiheit ausmachen kann, gleichfalls als das von ihm unmittelbar Verschiedene und Trennbare bestimmt.

Zusatz. Das Vernünftige des Eigentums liegt nicht in der Befriedigung der Bedürfnisse, sondern darin, daß sich die bloße Subjektivität der Persönlichkeit aufhebt. Erst im Eigentume ist die Person als Vernunft. Wenn auch diese erste Realität meiner Freiheit in einer äußerlichen Sache, somit eine schlechte Realität ist, so kann die abstrakte Persönlichkeit eben in ihrer Unmittelbarkeit kein anderes Dasein als in der Bestimmung der Unmittelbarkeit haben.

Kişi ilkin dolaysız, sonsuz İstenç olarak karşısındaki bütün bir edimselliğin bu kendi sonsuzluğu ile eşitsizilğini ortadan kaldırma, onu 'Ben'in yapma olanağıdır. İstencin dışsal Şeyler alanı ile bu dolaysız ilişkisi Mülkiyettir. Mülkiyet bir yanlışlık, bir haksızlık, olmaması gereken birşey olmak bir yana, İstencin ilk belirlenimi olarak onun bütün bir açınımının başlangıcını oluşturur. Mülkiyeti çektiğimizde, Tini doğa durumuna geri çekmiş oluruz. Mülkiyete bağlanan tüm Kötülükler bu mantıksal aşamada Kötülüğün olanaksızlığı nedeniyle geçersizdirler. Soyut Hak alanı henüz Ahlak alanı değildir, ve ona ait olmayan kategorileri ona yüklemek düşüncesizliktir. Mülkiyet moral bir belirlenim değildir, iyi ya da kötü değildir, çünkü bu soyutluğu içinde henüz Duyunç tarafından belirlenmiş değildir.

14 Mülkiyet İlişkisi İstenç Ve Şey İlişkisidir

§ 42
Özgür Tinden dolaysızca ayrı olan birşey onun için ve kendinde genel olarak dışsal olandır — bir Şey, özgür olmayan, kişisel olmayan ve haktan yoksun birşey.
Das von dem freien Geiste unmittelbar Verschiedene ist für ihn und an sich das Äußerliche überhaupt — eine Sache, ein Unfreies, Unpersönliches und Rechtloses.
Şey İstence, Tine dışsal olandır, ve bu belirlenim altında görüldüğünde Haksız, İstençsiz, Özgürlüksüz olandır. Böyle bir Şeyin İstenç karşısındaki belirlenimi ona yabancı birşey olarak ortadan kaldırılmaktır. Mülkiyete özsel olarak bu belirlenimden daha çoğunu yükleyemeyiz.

15 İstenç İle İlişkide Şeyler Dolaysızlıkları İçinde Geçerlidir

§ 43
Burada, kendisi henüz ilk dolaysızlığı içinde olan Kişi durumunda, Şeyler istenç dolayısıyla yetenekli oldukları belirlenimlerinde değil, ama yalnızca dolaysızlıkları içinde söz konusudurlar.

Ansal beceriler, bilimler, sanatlar, giderek dinsel etkinlikler (vaazlar, ayinler, dualar, adanan şeyleri kutsamalar), buluşlar vb. bile sözleşme nesneleri olurlar, alım, satım vb. yolunda tanınan Şeyler ile bir düzeye koyulurlar.

Nur von diesen Sachen, als die es unmittelbar, nicht von Bestimmungen, die es durch die Vermittlung des Willens zu werden fähig sind, ist hier bei der Person, die selbst noch in ihrer ersten Unmittelbarkeit ist, die Rede.

Geistige Geschicklichkeiten, Wissenschaften, Künste, selbst Religiöses (Predigten, Messen, Gebete, Segen in geweihten Dingen), Erfindungen usf. werden Gegenstände des Vertrags, anerkannten Sachen in Weise des Kaufens, Verkaufens usf. gleichgesetzt.

Soyut Kişi ya da dolaysız İstenç karşısında herşey tüm başka belirleniminden soyutlanarak birer Şey olarak geçerlidir. Tinsel yapıtlar, edimler, sanat yapıtları, bilimler, giderek dinsel etkinliklerin kendileri bile birer Şey olarak Mülkiyet belirlenimi altına düşerler. Roma'da baba birer Şey olarak kabul edilen çocuklarının iyesiydi.

16 İnsanın Tüm Şeyler Üzerinde Saltık Edinim Hakkı Vardır

§ 44
Kişinin tözsel ereği olarak her Şeye istencini yatırma ve bu yolla onu kendinin yapma hakkı vardır, çünkü Şeyin kendinde böyle bir ereği yoktur ve belirlenim ve ruhunu kişinin istencinden elde eder — insanın tüm Şeyler üzerindeki saltık edinim hakkı.
Die Person hat das Recht, in jede Sache ihren Willen zu legen, welche dadurch die meinige ist, zu ihrem substantiellen Zwecke, da sie einen solchen nicht in sich selbst hat, ihrer Bestimmung und Seele meinen Willen erhält, — absolutes Zueignungsrecht des Menschen auf alle Sachen.
Tüm Şeyler insanın mülkiyeti olabilir, çünkü insandan başka hiçbirşey İstenç taşımaz. Ya da ancak İstenç Mülkiyet olamaz, çünkü özgürdür. Bu yüzden Kölelik ancak Özgürlüğünün bilincinden yoksun insanlar üzerinde uygulanabilecek bir belirlenimdir, ve bu düzeye dek örneğin bütün bir klasik Yunan bilincinde insanın insan olarak özgür olduğunun bilinci yoktu ve her birey Köle olabilirdi — Perikles, Platon, Aristoteles bile (Platon'un kendisi köle olarak satıldı ve kurtarmalığı ödenerek özgürlüğünü kazandı.)
   
Ek. Tüm Şeyler insanın mülkiyeti olabilirler, çünkü insan özgür istenç ve böyle olarak kendinde ve kendi içindir, oysa onun karşısında olan hiçbirşey bu özelliği taşımaz. Öyleyse herkes kendi istencini Şey ya da Şeyi kendi istenci yapma hakkını, başka bir deyişle, Şeyi ortadan kaldırma ve kendi Şeyine dönüştürme hakkını taşır; çünkü dışsallık olarak Şeyin kendinde hiçbir ereği yoktur, kendi ile sonsuz bağıntı değildir, tersine kendine dışsal birşeydir. Dirimli varlık (hayvan) da böyle dışsal birşey ve bu düzeye dek kendisi bir Şeydir. Yalnızca istenç sonsuz olandır, başka herşeye karşı saltık olandır, oysa bu başkası ise kendi yanından salt görelidir. Kendinin edinmek temelde böylelikle yalnızca istencimin şeye karşı yüksekliğini belirtmek ve Şeyin kendinde ve kendi için olmadığını, kendinde bir erek olmadığını tanıtlamak demektir. Bu belirtiş benim Şeye onun dolaysızca taşıdığından başka bir erek koymam yoluyla olur; benim mülkiyetim olduğunda, dirimli varlığa taşıdığından başka bir erek veririm; ona kendi ruhumu veririm. Özgür istenç böylelikle idealizmdir ki şeyleri oldukları gibi kendilerinde ve kendileri için geçerli saymazken, buna karşı realizm onların saltık olduklarını bildirir, üstelik yalnızca sonluluk biçiminde bulunuyor olsalar da. Hayvan bile bu realist felsefeyi kabul etmez, çünkü şeyi yiyip yutar ve böylelikle onun saltık olarak bağımsız olmadığını tanıtlar. Zusatz. Alle Dinge können Eigentum des Menschen werden, weil dieser freier Wille und als solcher an und für sich ist, das Entgegenstehende aber diese Eigenschaft nicht hat. Jeder hat also das Recht, seinen Willen zur Sache zu machen oder die Sache zu seinem Willen, das heißt mit anderen Worten, die Sache aufzuheben und zu der seinigen umzuschaffen; denn die Sache als Äußerlichkeit hat keinen Selbstzweck, ist nicht die unendliche Beziehung ihrer auf sich selbst, sondern sich selbst ein Äußerliches. Ein solches Äußerliche ist auch das Lebendige (das Tier) und insofern selber eine Sache. Nur der Wille ist das Unendliche, gegen alles andere Absolute, während das Andere seinerseits nur relativ ist. Sich zueignen heißt im Grunde somit nur die Hoheit meines Willens gegen die Sache manifestieren und aufweisen, daß diese nicht an und für sich, nicht Selbstzweck ist. Diese Manifestation geschieht dadurch, daß ich in die Sache einen anderen Zweck lege, als sie unmittelbar hatte; ich gebe dem Lebendigen als meinem Eigentum eine andere Seele, als es hatte; ich gebe ihm meine Seele. Der freie Wille ist somit der Idealismus, der die Dinge nicht, wie sie sind, für an und für sich hält, während der Realismus dieselben für absolut erklärt, wenn sie sich auch nur in der Form der Endlichkeit befinden. Schon das Tier hat nicht mehr diese realistische Philosophie, denn es zehrt die Dinge auf und beweist dadurch, daß sie nicht absolut selbständig sind.

17 İyelik Bir Şeyi Dışsal Gücüm Altına Almamdır
18 İyelikteki Gereksinim Yanı Tikel Çıkardır
19 İyelikte Özgür İstenç Olarak Nesnel Ve Edimsel İstenç Olmam İyelikte Tüzel Olanı, Mülkiyet Belirlenimini Oluşturur

§ 45
Birşeyi kendi dışsal gücüm altına almam İyeliği oluştururken, durumun tikel yanı, birşeyi doğal gereksinim, dürtü ve özenç dolayısıyla kendimin yapmam ise İyelikteki tikel çıkardır. Ama özgür istenç olarak kendim için İyelikte nesnel ve böylelikle ilkin edimsel istenç olmam yanı iyelikte gerçek ve tüzel olanı, Mülkiyet belirlenimini oluşturur.

Mülkiyete iye olmak, eğer gereksinim birincil öneme yükseltilmişse, gereksinim açısından bir araç olarak görünür; ama gerçek konum ise, özgürlük bakış açısından, özgürlüğün ilk belirli-varlığı olarak Mülkiyetin kendi için özsel erek olmasıdır.

Daß Ich etwas in meiner selbst äußeren Gewalt habe, macht den Besitz aus, so wie die besondere Seite, daß Ich etwas aus natürlichem Bedürfnisse, Triebe und der Willkür zu dem Meinigen mache, das besondere Interesse des Besitzes ist. Die Seite aber, daß Ich als freier Wille mir im Besitze gegenständlich und hiermit auch erst wirklicher Wille bin, macht das Wahrhafte und Rechtliche darin, die Bestimmung des Eigentums aus.

Eigentum zu haben, erscheint in Rücksicht auf das Bedürfnis, indem dieses zum Ersten gemacht wird, als Mittel; die wahrhafte Stellung aber ist, daß vom Standpunkte der Freiheit aus das Eigentum, als das erste Dasein derselben, wesentlicher Zweck für sich ist.

Mülkiyet gereksinime öylesine ilgisizdir ki, giderek Mülkiyetin ussal önemi ve imlemi bile ancak gereksinimin bittiği yerde başlar. Aslında, eğer Mülkiyet salt gereksinime yanıt vermekle belirlenseydi, gereksinim doyurulur doyurulmaz Mülkiyet de sona ermiş olurdu.
20 Mülkiyette İstencin Kişiselliği Ona Özel Mülkiyet Karakterini Kazandırır.

§ 46
Mülkiyette istencim benim için kişisel olarak ve böylece bireyin istenci olarak nesnelleştiği için, Mülkiyet Özel Mülkiyet karakterini kazanır; ve doğasına göre tekil olarak iye olunabilecek ortaklaşa Mülkiyet kendinde çözülebilir bir ortaklık belirlenimini kazanır ki, bunda benim payımın saptanması kendi için bir olumsallık sorunudur.
Da mir im Eigentum mein Wille als persönlicher, somit als Wille des Einzelnen objektiv wird, so erhält es den Charakter von Privateigentum, und gemeinschaftliches Eigentum, das seiner Natur nach vereinzelt besessen werden kann, die Bestimmung von einer an sich auflösbaren Gemeinschaft, in der meinen Anteil zu lassen für sich Sache der Willkür ist.
Ortaklaşa Mülkiyet özel mülkiyet iyesi istencin onayını aldığı sürece yalnızca bir yeğleme sorunudur ve bu biçimiyle bütün bir tarih boyunca uygulanmıştır. Ortaklaşa mülkiyet özgür onay üzerine dayanmadığı zaman bu mülkiyet biçimi gerçekte gasp niteliğini taşır. Mülkiyetin bir istenç belirlenimi olması onu istencin değişik biçimlenişleri altına getirebilir. Böylece mülkiyet tüzel kişilik koşulunu taşıdıkları düzeye dek bir topluluğun, bir kümenin, bir devletin, bir kurumun vb. mülkiyeti olabilir.

21 Platonik Devlet Özgürlük Üzerine Kurulu Değildir

§ 46
Platonik devlet düşüncesi kişiye karşı özel mülkiyete izin vermeme gibi bir haksızlığı genel ilke olarak alır. Malların ortaklığı, ve özel mülkiyet ilkesinin yasaklanması zemininde, dinsel ya da dostça ve giderek zoraki bir insan kardeşliği düşüncesi kendini tinin özgürlüğünün ve hakkın doğasını yanlış saptayan ve onları belirli kıpılarında göremeyen bir anlayışa kolayca sunabilir. Sorun üzerine ahlaksal ya da dinsel bakış açısını dikkate alırsak, Epikürüs şeylerin ortaklığı için böyle bir birlik kurmayı tasarladıkları zaman dostlarını durdurmuştu; tam şu nedenle ki, böyle bir birlik güvensizliği tanıtlayacak ve birbirlerine güvensizlik duyanlar ise dostlar olmayacaklardı (Diog[enes] Laert[ius] I, X, n. VI.).
Die Idee des Platonischen Staats enthält das Unrecht gegen die Person, des Privateigentums unfähig zu sein, als allgemeines Prinzip. Die Vorstellung von einer frommen oder freundschaftlichen und selbst erzwungenen Verbrüderung der Menschen mit Gemeinschaft der Güter und der Verbannung des privateigentümlichen Prinzips kann sich der Gesinnung leicht darbieten, welche die Natur der Freiheit des Geistes und des Rechts verkennt und sie nicht in ihren bestimmten Momenten erfaßt. Was die moralische oder religiöse Rücksicht betrifft, so hielt Epikur seine Freunde, wie sie, einen solchen Bund der Gütergemeinschaft zu errichten, vorhatten, gerade aus dem Grunde davon ab, weil dies ein Mißtrauen beweise und [die,] die einander mißtrauen, nicht Freunde seien (Diog. Laër. I, X, n. VI).
İnsanlarıa baskı yoluyla kardeş, eşit, barışçıl vb. kılmak özgürlük bilincinden yoksun bilinç aşamasında görülür. Bu tür ortaklık ya da birlik bir süre için edimselleşebilir ve işleyebilir, ama kısa sürer, çünkü onu kabul edenlerin kendilerinin bilinçsizlikleri üzerine dayanır.
Ek. Mülkiyette istencim kişiseldir, ama kişi tikel bir ‘Bu’dur; böylece mülkiyet bu istencin kişisel birşeyi olur. İstencime belirli-varlığı mülkiyet yoluyla verdiğim için, mülkiyet ‘Bu’ olma, ‘benim’ olma belirlenimini de taşımalıdır. Özel mülkiyetin zorunluğu konusundaki önemli öğreti budur. Devlet kuraldışı uygulamalarda bulunabilse de, gene de bunu ancak devlet yapabilir: Ama sık sık, özellikle günümüzde, özel mülkiyet devlet tarafından yeniden getirilmiştir. Böylece örneğin birçok devlet haklı olarak manastırları ortadan kaldırmıştır, çünkü bir topluluk en sonunda mülkiyet üzerinde kişinin taşıdığı hak gibi bir hakkı taşımaz. Zusatz. Im Eigentum ist mein Wille persönlich, die Person ist aber ein Dieses; also wird das Eigentum das Persönliche dieses Willens. Da ich meinem Willen Dasein durch das Eigentum gebe, so muß das Eigentum auch die Bestimmung haben, das Diese, das Meine zu sein. Dies ist die wichtige Lehre von der Notwendigkeit des Privateigentums. Wenn Ausnahmen durch den Staat gemacht werden können, so ist es doch dieser allein, der sie machen kann: häufig ist aber von demselben, namentlich in unserer Zeit, das Privateigentum wieder hergestellt worden. So haben z.B. viele Staaten mit Recht die Klöster aufgehoben, weil ein Gemeinwesen letztlich kein solches Recht am Eigentum hat als die Person.

22 Fiziksel Beden Tüm Daha Öte Tinsel Varlığın Olgusal Olanağıdır

§ 47
Beden benim içerik açısından evrensel, bölünmemiş dışsal belirli-varlığımdır ki, tüm daha öte belirli-varlığın olgusal olanağıdır.
... welcher [Körper] mein dem Inhalte nach allgemeines ungeteiltes äußeres Dasein, die reale Möglichkeit alles weiter bestimmten Daseins ist.
Bütün bir tinsellik alanı doğayı öngereği olarak alır.

23 İnsan Bedeni Kötüye Kullanılmamalı, Sömürülmemelidir

§ 48
Yalnızca özgür bir varlık olarak bedenimde yaşadığım içindir ki bu dirimli belirli-varlık bir yük hayvanı yapılarak kötüye kullanılmamalıdır. Yaşadığım sürece, ruhum (Kavram ve, daha yüksek bir anlatımla, özgür varlık) ve bedenim ayrılmazdır; bedenim özgürlüğün belirli-varlığıdır ve onda duyumsarım. Buna göre eğer bedene kötü davranılır ya da kişinin varoluşu bir başkasının gücüne altgüdümlü kılınırsa kendinde Şeye, ruha dokunulmuş ya da saldırılmış olmaz gibi bir ayrımı yapabilen yalnızca düşüncesiz, sofistik Anlaktır.
Nur weil Ich als Freies im Körper lebendig bin, darf dieses lebendige Dasein nicht zum Lasttiere mißbraucht werden. Insofern Ich lebe, ist meine Seele (der Begriff und höher das Freie) und der Leib nicht geschieden, dieser ist das Dasein der Freiheit, und Ich empfinde in ihm. Es ist daher nur ideeloser, sophistischer Verstand, welcher die Unterscheidung machen kann, daß das Ding an sich, die Seele, nicht berührt oder angegriffen werde, wenn der Körper mißhandelt und die Existenz der Person der Gewalt eines anderen unterworfen wird.
İnsan bedeni başka bireysel istencin denetimi altına getirilmemeli, sömürülmemelidir.

24 Zincirlerde Özgür Olmak Kendini Bedensel Varoluşundan Çekmek Demektir (Stoacılıkta ve Hinduizmde)
25 Başkaları Özgürlüğümü Ancak Varoluşumda Tanır
26 Bedenime Uygulanan Şiddet Egoya Uygulanan Şiddettir

§ 48
Ben kendimi varoluşumdan kendi içime geri çekebilir ve onu kendime dışsal kılabilirim, — tikel duyumu dışımda tutabilir ve zincirlerde özgür olabilirim. Ama bu benim istencimdir; başkaları için, bedenimdeyimdir; başkaları için, ancak belirli-varlıkta özgür olarak özgürümdür — ki bir özdeş önermedir (bkz. Wissenschaft der Logik, [1812] Bd. I, s. 49 vss.). Bedenime başkası tarafından uygulanan şiddet Bana, Egoya uygulanan şiddettir.
Ich kann mich aus meiner Existenz in mich zurückziehen und sie zur äußerlichen machen, — die besondere Empfindung aus mir hinaushalten und in den Fesseln frei sein. Aber dies ist mein Wille, für den anderen bin Ich in meinem Körper; frei für den anderen bin ich nur als frei im Dasein, ist ein identischer Satz (s. meine Wiss. der Logik, Bd. 1, s. 49 ff.). Meinem Körper von anderen angetane Gewalt ist Mir angetane Gewalt.

27 Dışsal Şeyler Açısından Ussal Yan Mülkiyete İye Olmamdır
28 Neye Ve Ne Denli İye Olduğum Tüzel Açıdan Bir Olumsallık Sorunudur
29 İYELİK Gereksinimi, Öznel Erekleri, Yetenekleri, Dış Koşulları İlgilendirir

§ 49
Dışsal şeylerle ilişki içinde ussal yan mülkiyete iye olmamdır; tikel yan ise öznel erekleri, gereksinimleri, özenci, yetenekleri, dış koşulları vb. kapsar (§ 45); salt iyelik — genel olarak iyelik — bunlara bağımlıdır, ama bu tikel yan bu soyut kişilik alanında henüz özgürlük ile özdeş olarak koyulmuş değildir. Neye ve ne denli iye olduğum buna göre tüzel açıdan bir olumsallık sorunudur.
Im Verhältnisse zu äußerlichen Dingen ist das Vernünftige, daß Ich Eigentum besitze; die Seite des Besonderen aber begreift die subjektiven Zwecke, Bedürfnisse, die Willkür, die Talente, äußere Umstände usf. (§ 45); hiervon hängt der Besitz bloß als solcher ab, aber diese besondere Seite ist in dieser Sphäre der abstrakten Persönlichkeit noch nicht identisch mit der Freiheit gesetzt. Was und wieviel Ich besitze, ist daher eine rechtliche Zufälligkeit.
Mantıksal olarak önemli olan nokta istencin Mülkiyet olarak belirlenmesidir. Bunun gereksinim, amaçlar, ya da miktar ile ilişkisi bir olumsallık sorunudur ki, şöyle ya da böyle, şu ya da bu nicelikte olabilir ve her tür belirlenime açıktır. Ama gene de Mülkiyetin nicesi belirli bir Ölçüyü aştığı zaman Hak olmaktan çıkar, Haksızlık olur. Tüm Devletler, eğer Devlet iseler, Mülkiyet hakkını bu Ölçünün belirlenimi içinde tutarlar: Mülkiyet saltık değildir, görelidir, ve evrensel İstencin belirlenimi altındadır, el koyulabilir, ulusallaştırılabilir, vergilendirilebilir, ve tüm bunlar Evrensel İstencin ussallığı gereği olabilir.

30 Eşitlik Bir Soyut Anlak Özdeşliğidir Ve Böyle Olarak Usa Ait Değildir

§ 49
Eşitlik soyut Anlak özdeşliğidir ki derin düşünce ve böylelikle genel olarak entellektüel sıradanlık bir birliğin ayrım ile bağıntısı karşısında kaldığı zaman ilk olarak buna sarılır. Burada Eşitlik yalnızca genel olarak soyut kişilerin Eşitlikleri olabilir ve tam bu yüzden iyeliği ilgilendiren herşey, bu Eşitsizlik alanı, onun dışına düşecektir. — Toprağın ve giderek bulunan daha başka değerli şeylerin dağılımı konusunda zaman zaman ileri sürülen Eşitlik istemi öylesine boş ve öylesine yüzeysel bir Anlaktan gelir ki, bu tikellikte yalnızca doğanın dışsal olumsallığının değil, ama sonsuz tikelliği ve türlülüğü içindeki ve o denli de bir örgenliğe gelişmiş usu içindeki tinsel doğanın bütün bir alanının yattığını gözden kaçırır.
Gleichheit ist die abstrakte Identität des Verstandes, auf welche das reflektierende Denken, und damit die Mittelmäßigkeit des Geistes überhaupt, zunächst verfällt, wenn ihm die Beziehung der Einheit auf einen Unterschied vorkommt. Hier wäre die Gleichheit nur Gleichheit der abstrakten Personen als solcher, außer welcher eben damit alles, was den Besitz betrifft, dieser Boden der Ungleichheit, fällt. — Die bisweilen gemachte Forderung der Gleichheit in Austeilung des Erdbodens oder gar des weiter vorhandenen Vermögens ist ein um so leererer und oberflächlicherer Verstand, als in diese Besonderheit nicht nur die äußere Naturzufälligkeit, sondern auch der ganze Umfang der geistigen Natur in ihrer unendlichen Besonderheit und Verschiedenheit sowie in ihrer zum Organismus entwickelten Vernunft fällt.
Eşitsizliğin giderilmesi Eşitliğin de bir sorun olarak ortadan kaldırılmış olmasına bağlıdır. Eşitlik ve Eşitsizlik ile anlatılan şey Mülkiyeti ilgilendirdiği ölçüde olanaksızdır, çünkü Mülkiyetin kendisinin nicel belirlenimi — Değer — olumsaldır, anlak alanına aittir. İster toprak, isterse para, mal ya da ne olursa olsun bireysel Mülkiyetlerin eşitlenmesi istemi hiçbir zaman nicel bir eşitleme olamaz, çünkü böyle Eşitliği saptamak olanaksızdır. Bu anlatımda ussal olan şey Mülkiyet Hakkının kendisinin Eşitliğidir. Bireysel Mülkiyetin ölçüsünün belirlenimi Evrensel İstenci ilgilendiren bir sorundur. Mülkiyet Hakkının evrenselliği kavramsal olarak bireysel Mülkiyetlerin eşitlenmesini değil, ama bireylerin Mülkiyet Haklarının sınırlanmamasını imler.

31 Eşitlik Tüzel Bir Kavramdır: İnsanlar Hakları Açısından Eşittir

§ 49
Ek. Söz gelimi şeylerin paylaştırılması bağlamında getirilebilecek bir Eşitlik, varsıllık çalışkanlığa bağlı olduğu için, hiç kuşkusuz kısa bir sürede yeniden yokolacaktır. Ama yerine getirilmesi olanaksız olanın yerine getirilmemesi gerekir. Çünkü insanlar hiç kuşkusuz eşittirler, ama yalnızca Kişiler olarak, eş deyişle iyeliklerinin kaynağı açısından. Buna göre, her insanın mülkiyeti olmalıdır. Dolayısıyla, eğer eşitlikten söz edilecekse, göz önüne alınması gereken bu eşitliktir. Ama tikellik belirlenimi, ne denli şeye iye olacağım sorusu, bu eşitliğin dışına düşer. Burada türenin herkesin mülkiyetinin eşit olması gerektiğini istediği önesürümü yanlıştır, çünkü istediği yalnızca herkesin mülkiyeti olması gerektiğidir. Gerçekte, tikellik sözcüğün tam anlamıyla eşitsizliğin yerini onda bulduğu şeydir, ve burada eşitlik haksızlık olacaktır. İnsanların sık sık başkalarının şeylerine göz diktikleri bütünüyle doğrudur; ama bu haksızlığın kendisinden başka birşey değildir, çünkü hak tikelliğe ilgisiz kalandır.
Zusatz. Die Gleichheit, die man etwa in Beziehung auf die Verteilung der Güter einführen möchte, würde, da das Vermögen vom Fleiß abhängt, ohnehin in kurzer Zeit wieder zerstört werden. Was sich aber nicht ausführen läßt, das soll auch nicht ausgeführt werden. Denn die Menschen sind freilich gleich, aber nur als Personen, das heißt rücksichtlich der Quelle ihres Besitzes. Demzufolge müßte jeder Mensch Eigentum haben. Will man daher von Gleichheit sprechen, so ist es diese Gleichheit, die man betrachten muß. Außer derselben fällt aber die Bestimmung der Besonderheit, die Frage, wieviel ich besitze. Hier ist die Behauptung falsch, daß die Gerechtigkeit fordere, das Eigentum eines jeden solle gleich sein; denn diese fordert nur, daß jeder Eigentum haben solle. Vielmehr ist die Besonderheit das, wo gerade die Ungleichheit ihren Platz hat, und die Gleichheit wäre hier Unrecht. Es ist ganz richtig, daß die Menschen häufig nach den Gütern der anderen Lust bekommen; dies ist aber eben das Unrecht, denn das Recht ist das, was gleichgültig gegen die Besonderheit bleibt.
Herkesin Mülkiyetinin eşit olması türel değildir. Türe yalnızca herkesin Mülkiyetinin olması gerektiğini ileri sürer.

32 Şeyin Onu Ele Geçiren İlk İnsana Ait Olması Bir Belittir

§ 50
Şeyin zamanda onu iyeliğine geçiren raslantısal olarak ilk insana ait olması, bir ikinci insan daha şimdiden bir başkasının mülkiyeti olana iye olamayacağı için, dolaysızca açık ve gereksiz bir belirlenimdir.
Daß die Sache dem in der Zeit zufällig Ersten, der sie in Besitz nimmt, angehört, ist, weil ein Zweiter nicht in Besitz nehmen kann, was bereits Eigentum eines anderen ist, eine sich unmittelbar verstehende, überflüssige Bestimmung.
Bu ilk ele geçirme yoluyla iyelik kendiliğinden açıktır.

33 Kişinin İstencini Bir Şeye Yatırması (= ‘Benim’) Mülkiyetin Kavramıdır.
34 Mülkiyet İstencin Başkaları İçin Tanınabilir Olmasını Gerektirir

§ 51
Ek. Kişinin istencini birşeye yatırması ilkin Mülkiyetin Kavramıdır, ve daha sonra olan şey sözcüğün tam anlamıyla bunun olgusallaşmasıdır. Birşeyin benim olduğunu söyleyen iç istenç edimim başkaları için de tanınabilir olmalıdır.
Zusatz. Daß die Person ihren Willen in eine Sache legt, ist erst der Begriff des Eigentums, und das Weitere ist eben die Realisation desselben. Mein innerer Willensaktus, welcher sagt, daß etwas mein sei, muß auch für andere erkennbar werden.

35 Ele Geçirme Şeyin Özdeğini Mülkiyetim Yapar

§ 52
Ele geçirme şeyin özdeğini benim Mülkiyetim yapar, çünkü özdek kendi için kendine ait değildir.

Ele-geçirme, doğal şeyler üzerinde evrensel edinim hakkını edimselleştiren dışsal bir edimdir, ve fiziksel güç, hile, beceri, genel olarak insanın birşeyi cisimsel olarak kendinin edinmesini sağlayan her tür aracılık koşullarında ortaya çıkar.

Die Besitzergreifung macht die Materie der Sache zu meinem Eigentum, da die Materie für sich nicht ihr eigen ist.

Das Besitzergreifen als äußerliches Tun, wodurch das allgemeine Zueignungsrecht der Naturdinge verwirklicht wird, tritt in die Bedingungen der physischen Stärke, der List, der Geschicklichkeit, der Vermittlung überhaupt, wodurch man körperlicherweise etwas habhaft wird.

36 Mülkiyetin Belirlenimleri:
A) İyeliğe Alma; B) Kullanım; C) Devretme

§ 53
Mülkiyet daha yakın belirlenimlerini İstencin Şey ile ilişkisinde bulur; bu ilişki (a) dolaysızca İyeliğe almadır — İstenç belirli-varlığını olumlu birşey olarak Şeyde taşıdığı sürece; (b) Şey İstence karşı olumsuz birşey olduğu sürece, İstenç belirli-varlığını olumsuzlanacak birşey olarak onda taşır, — Kullanım; (g) İstencin Şeyden kendi içine yansıması — Devretme; — İstencin Şey üzerindeki olumlu, olumsuz ve sonsuz yargıları.
Das Eigentum hat seine näheren Bestimmungen im Verhältnisse des Willens zur Sache; dieses ist a) unmittelbar Besitznahme, insofern der Wille in der Sache, als einem Positiven, sein Dasein hat; b) insofern sie ein Negatives gegen ihn ist, hat er sein Dasein in ihr als einem zu Negierenden, — Gebrauch; g) die Reflexion des Willens in sich aus der Sache — Veräußerung; — positives, negatives und unendliches Urteil des Willens über die Sache.
Mülkiyetin özsel bir momenti onun 'benim' olarak tanınmasını sağlamaktır. İyeliğe alma biçimleri Şeyi dolaysızca kavramaktan, tutmaktan başlayarak onu, biçimlendirme, işaretleme (§ 58) vb. gibi araçlara başvurmaya dek uzanır.
§ 58
Ek. İmleme yoluyla iyeliğe alma tümü içinde en tam olanıdır, çünkü geri kalan yollar da kendilerinde az ya da çok imin etkisini gösterirler. Bir şeyi elimle kavradığım ya da biçimlendirdiğim zaman, bunun en son anlamı da benzer olarak bir imdir, ve hiç kuşkusuz başkalarını dışlayabilmek ve istencimi şeye yatırmış olduğumu gösterebilmek için. Başka bir deyişle, imin Kavramı Şeyin olduğu gibi değil, ama imin anlatması gerektiği gibi geçerli olduğudur. Örneğin bir kokart bir devletin yurttaşlığını imler, ve gerçi devletle hiçbir bağıntısı olmasa da, renk kendisini değil ama ulusu temsil eder. İnsan şeye bir im vererek onu kazanabilmesinde yalnızca şeyler üzerindeki efendiliğini gösterir.
Zusatz. Die Besitznahme durch die Bezeichnung ist die vollkommenste von allen, denn auch die übrigen Arten haben mehr oder minder die Wirkung des Zeichens an sich. Wenn ich eine Sache ergreife oder formiere, so ist die letzte Bedeutung ebenfalls ein Zeichen, und zwar für andere, um diese auszuschließen und um zu zeigen, daß ich meinen Willen in die Sache gelegt habe. Der Begriff des Zeichens ist nämlich, daß die Sache nicht gilt als das, was sie ist, sondern als das, was sie bedeuten soll. Die Kokarde bedeutet z.B. das Bürgersein in einem Staate, obgleich die Farbe mit der Nation keinen Zusammenhang hat und nicht sich, sondern die Nation darstellt. Darin, daß der Mensch ein Zeichen geben und durch dieses erwerben kann, zeigt er eben seine Herrschaft über die Dinge.

38 Kölelik İnsanı Doğal Bir Varlık Olarak Görme Üzerine Dayanır
39 Köleliği Haksızlık Sayan Görüş De Onu Doğal Varlık Olarak Alır
40 Doğal Olarak Özgürlük Özgürlüğün Yalnızca Başlangıcı Ya Da Kavramıdır

§ 57
Köleliğin fiziksel zor, savaş tutsaklığı, yaşamın kurtarılması ve korunması, besleme, yetiştirme, iyilikte bulunma, kendiliğinden boyuneğme vb. yoluyla tüm daha yakın temellendirmelerine dayalı sözde aklanışı gibi, bir Efendiliğin yalnızca genelde egemenlik olarak aklanışı ve kölelik ve egemenlik hakkı üzerine tüm tarihsel görüşler de, insanı genelde doğal bir varlık olarak, Kavramına uygun olmayan bir varoluş (ki özenç de buna aittir) olarak alan bakış açısı üzerine dayanırlar. Buna karşı, köleliğin saltık haksızlığı önesürümü Tin olarak, kendinde özgür olarak insan Kavramına sarılır ve insanı doğal olarak özgür gördüğü, ya da yine aynı şey, İdeayı değil ama genel olarak dolaysızlığı içindeki Kavramı gerçek olarak aldığı ölçüde, tek-yanlıdır. Bu çatışkı da, tüm başka çatışkılar gibi, bir İdeanın iki kıpısını ayıran, böylelikle İdeaya uygun olmayan bu kıpıların her birine gerçeklikleri dışında sarılan ve onları böyle ileri süren biçimsel düşünce üzerine dayanır.
Die behauptete Berechtigung der Sklaverei (in allen ihren näheren Begründungen durch die physische Gewalt, Kriegsgefangenschaft, Rettung und Erhaltung des Lebens, Ernährung, Erziehung, Wohltaten, eigene Einwilligung usf.) sowie die Berechtigung einer Herrschaft als bloßer Herrenschaft überhaupt und alle historische Ansicht über das Recht der Sklaverei und der Herrenschaft beruht auf dem Standpunkt, den Menschen als Naturwesen überhaupt nach einer Existenz (wozu auch die Willkür gehört) zu nehmen, die seinem Begriffe nicht angemessen ist. Die Behauptung des absoluten Unrechts der Sklaverei hingegen hält am Begriffe des Menschen als Geistes, als des an sich freien, fest und ist einseitig darin, daß sie den Menschen als von Natur frei oder, was dasselbe ist, den Begriff als solchen in seiner Unmittelbarkeit, nicht die Idee, als das Wahre nimmt. Diese Antinomie beruht, wie alle Antinomie, auf dem formellen Denken, das die beiden Momente einer Idee getrennt, jedes für sich, damit der Idee nicht angemessen und in seiner Unwahrheit, festhält und behauptet.
Özgürlük insana doğal olarak yalnızca bir olanak olarak aittir. Özgürlüğün edimselleşmesi gerekir. Bu ise onun kendinde değil ama kendi için olması, insanın onun bilincine yükselmesiyle olur. (Özgürlük Bilincinin kazanılması "Tinin Görüngübilimi"ndeki Efendi-Köle ilişkisi bağlamında çözümlenir.)

41 Kölelik Yalnızca Efendinin Efendilik Bilinci Üzerine Değil, Kölenin Kölelik Bilinci Üzerine Olanakllıdır

§ 57
Ek. İnsanın kendinde ve kendi için özgür olduğu yanına sarılmak köleliği kınamaktır. Ama birinin köle olması onun kendi istenciyle ilgili bir sorundur, tıpkı bir ulusa boyun eğdirmenin de onun istencinde yatması gibi. Bu yüzden haksızlık yalnızca köle yapanların ya da boyunduruk altına alanların değil, ama kölelerin ve boyun eğenlerin kendilerinin payına da düşer. Kölelik insanların doğa durumundan gerçek törel koşula geçişlerinde yer alır; henüz bir haksızlığın hak olduğu dünyada yer alır. Burada haksızlık geçerlidir ve eşit ölçüde zorunlu olarak yerini alır.
Zusatz. Hält man die Seite fest, daß der Mensch an und für sich frei sei, so verdammt man damit die Sklaverei. Aber daß jemand Sklave ist, liegt in seinem eigenen Willen, so wie es im Willen eines Volkes liegt, wenn es unterjocht wird. Es ist somit nicht bloß ein Unrecht derer, welche Sklaven machen oder welche unterjochen, sondern der Sklaven und Unterjochten selbst. Die Sklaverei fällt in den Übergang von der Natürlichkeit der Menschen zum wahrhaft sittlichen Zustande; sie fällt in eine Welt, wo noch ein Unrecht Recht ist. Hier gilt das Unrecht und befindet sich ebenso notwendig an seinem Platz.
Bir ulusun boyun eğmesi kendi istenci tarafından onaylanan bir karardır. Almaşık ölüm kalım kavgasıdır. Bu yüzden Özgürlük en sonunda ölüm kalım kavgasını göze almaya dayanır. İki yan da aynı yürekliliği gösterebilir, ve Özgürlüğü Varlık ile bir görebilir.

42 Şeyin Kullanımı (B) Mülkiyetin Olgusal (Reel, Belirli) Yanıdır

§ 50
[M]ülk iyesinin bir şeyi ona ait kılan İstenci ilk tözsel temeldir, ve daha öte bir belirlenim olarak Kullanım yalnızca bu evrensel temele ikincil olan görüngü ve tikel kiptir

§ 61
Ek. ... Öyleyse bir tarlanın kullanımı kimdeyse, bütün tarla onun mülküdür, ve nesnenin kendisinde bir başka mülkiyeti daha tanımak boş bir soyutlamadır.

[D]er Wille des Eigentümers, nach welchem eine Sache die seinige ist, ist die erste substantielle Grundlage, von der die weitere Bestimmung, der Gebrauch, nur die Erscheinung und besondere Weise ist, die jener allgemeinen Grundlage nachsteht.

§ 61
Zusatz. ... Wer also den Gebrauch eines Ackers hat, ist der Eigentümer des Ganzen, und es ist eine leere Abstraktion, noch ein anderes Eigentum am Gegenstand selbst anzuerkennen.

Kullanım Mülkietin birincil değil, ikincil yanıdır. Ama şey bütünüyle birinin istenci altında ve kullanımında ise, o zaman bir başka Mülk iyesi söz konusu ve olanaklı olamaz. Kullanım hakkı ve Mülkiyet ayrı ayrı kişilerde olabilir (§ 62).

43 Mülkiyet Hakkının Bilinci Tarihte Göreli Olarak Yenidir

§ 62
Yaklaşık bin beş yüz yıldır Hıristiyanlık yoluyla kişilik özgürlüğü serpilmeye başlamış ve insan soyunun küçük bir bölümü için evrensel ilke olmuştur. Ama mülkiyet özgürlüğü ise denebilir ki ancak dünden bu yana şurada burada ilke olarak tanınmaya başlamıştır. — Dünya Tarihinden bu örnek Tinin Özbilincinde ilerlemek için kullandığı zamanın uzunluğunu gösterebilir ve sanının dayançsızlığını yatıştırabilir.
Es ist wohl an die anderthalbtausend Jahre, daß die Freiheit der Person durch das Christentum zu erblühen angefangen hat und unter einem übrigens kleinen Teile des Menschengeschlechts allgemeines Prinzip geworden ist. Die Freiheit des Eigentums aber ist seit gestern, kann man sagen, hier und da als Prinzip anerkannt worden. — Ein Beispiel aus der Weltgeschichte über die Länge der Zeit, die der Geist braucht, in seinem Selbstbewußtsein fortzuschreiten — und gegen die Ungeduld des Meinens.
Mülkiyet hakkı Özgür Kişi kavramı ile bağlı olduğu düzeye dek Özgürlük bilincinin kendisi kadar yenidir. Ve edimselleşmesi Özgürlük bilincinin kendisinin yaygınlaşması gibi aşamalıdır.

Batıda (Avrupa'da ve Amerika'da) 19 ve 20 yüzyıllarda bile Mülkiyet Hakkının evrenselliği tanınmıyordu.

44 Şeyin Değerinin Temeli Uğruna Kullanıldığı Gereksinimin Evrensel Olmasına Bağlıdır

§ 63
Kullanımdaki Şey nitelik ve niceliğe göre özgül bir gereksinim ile bağıntı içinde olan tekil bir Şeydir. Ama özgül bir yolda kullanılabilirliği aynı zamanda nicel olarak belirli olduğundan, aynı kullanıma açık başka Şeylerle karşılaştırılabilirdir; yine, doyurduğu özgül gereksinim de aynı zamanda genel olarak gereksinimdir ve böylece tikelliğine göre aynı yolda başka gereksinimler ile karşılaştırılabilirdir; Şey de buna uygun olarak başka gereksinimler için yararlı olan Şeylerle karşılaştırılabilir. Şeyin bu evrenselliği, ki yalın belirliliği şeyin tikelliğinden doğar ve böylece aynı zamanda bu özgül nitelikten soyutlanır — bu evrensellik Şeyin Değeridir. Değerde Şeyin gerçek tözselliği belirlenir ve bilincin nesnesidir. Şeyin tam iyesi olarak, kullanımının olduğu gibi değerinin de iyesiyimdir.
Die Sache im Gebrauch ist eine einzelne nach Qualität und Quantität bestimmte und in Beziehung auf ein spezifisches Bedürfnis. Aber ihre spezifische Brauchbarkeit ist zugleich als quantitativ bestimmt vergleichbar mit anderen Sachen von derselben Brauchbarkeit, so wie das spezifische Bedürfnis, dem sie dient, zugleich Bedürfnis überhaupt und darin nach seiner Besonderheit ebenso mit anderen Bedürfnissen vergleichbar ist und danach auch die Sache mit solchen, die für andere Bedürfnisse brauchbar sind. Diese ihre Allgemeinheit, deren einfache Bestimmtheit aus der Partikularität der Sache hervorgeht, so daß von dieser spezifischen Qualität zugleich abstrahiert wird, ist der Wert der Sache, worin ihre wahrhafte Substantialität bestimmt und Gegenstand des Bewußtseins ist. Als voller Eigentümer der Sache bin ich es ebenso von ihrem Werte als von dem Gebrauche derselben.
Şeyin Kullanım değerinin evrenselliği onun değişim değerinin evrenselliğinin zeminidir.

45 Şeyin Kullanım Değerinin Evrenselliği Onun Değişim Değerinin Evrenselliğinin Zeminidir

§ 63
Ek. ... Mülkiyette nitel belirlilikten ortaya çıkan nicel belirlilik Değerdir. Nitel olan burada nicelik için niceyi verir ve böyle olarak ortadan kaldırıldığı denli de saklanır. Değer Kavramını irdelersek, şeyin kendisi salt bir simge olarak görünür, ve kendisi olarak değil ama ettiği değere göre geçerlidir. Örneğin bir senet kağıdın doğasını temsil etmez, tersine yalnızca bir başka evrenselin, Değerin bir simgesidir. Bir Şeyin Değeri gereksinimle ilişkili olarak çok değişik türlerde olabilir; ama değerin özel yanında değil, soyut yanında anlatmayı istersek, o zaman bu Paradır. Para tüm Şeyleri temsil eder, ama gereksinimin kendisini temsil etmediği, tersine yalnızca onun simgesi olduğu için, kendisi yine özel bir değer tarafından denetlenir. Para soyut birşey olarak salt bu değeri anlatır. İnsan genel olarak bir şeyin mülkiyetinde olabilir, aynı zamanda değerinin de mülkiyetinde olmaksızın. Şeylerini satamayan ya da ipotek ettiremeyen bir aile bunların değerlerinin efendisi değildir. Ama bu mülkiyet biçimi mülkiyet Kavramına uygun olmadığı için, böyle kısıtlamalar (feodal kira, kalıtsal emanetler) çoğunlukla yitmektedirler.
Zusatz. ... Im Eigentum ist die quantitative Bestimmtheit, die aus der qualitativen hervortritt, der Wert. Das Qualitative gibt hier das Quantum für die Quantität und ist als solches ebenso erhalten wie aufgehoben. Betrachtet man den Begriff des Werts, so wird die Sache selbst nur als ein Zeichen angesehen, und sie gilt nicht als sie selber, sondern als das, was sie wert ist. Ein Wechsel z.B. stellt nicht seine Papiernatur vor, sondern ist nur ein Zeichen eines anderen Allgemeinen, des Wertes. Der Wert einer Sache kann sehr verschiedenartig sein in Beziehung auf das Bedürfnis; wenn man aber nicht das Spezifische, sondern das Abstrakte des Wertes ausdrücken will, so ist dieses das Geld. Das Geld repräsentiert alle Dinge, aber indem es nicht das Bedürfnis selbst darstellt, sondern nur ein Zeichen für dasselbe ist, wird es selbst wieder von dem spezifischen Wert regiert, den es als Abstraktes nur ausdrückt. Man kann überhaupt Eigentümer einer Sache sein, ohne zugleich der ihres Werts zu werden. Eine Familie, die ihr Gut nicht verkaufen oder verpfänden kann, ist nicht Herrin des Wertes. Da diese Form des Eigentums aber dem Begriffe desselben unangemessen ist, so sind solche Beschränkungen (Lehen, Fideikommisse) meistens im Verschwinden.
Para Şeylerin değerinin simgesidir, böylece kendisi bir Mülkiyettir.
(Zaman-aşımı sorunu § 64'te ele alınıyor).

46 Devretme (C) Mülkiyet Üzerindeki Bireysel İstencin Tamamlanışıdır
47 Kişilik, Özgürlük, Törellik, Din Devredilemezdir

§ 65
Mülkiyetimi devredebilirim, çünkü ancak istencimi ona yatırdığım sürece benimdir, — öyle ki genel olarak benim olan herşeyi sahipsiz bırakabilirim (derelinquiere) ya da bir başkasının istencine iyelik olarak aktarabilirim, — ama ancak Şey doğasına göre dışsal birşey olduğu sürece.

Ek. ... Dolaysız iyeliğe alma mülkiyetin ilk kıpısıdır; benzer olarak kullanım yoluyla da mülkiyet kazanılır, ve üçüncü kıpı ise ikisinin birliği, devretme yoluyla iyelik-edinmedir.

Meines Eigentums kann ich mich entäußern, da es das meinige nur ist, insofern ich meinen Willen darein lege, — so daß ich meine Sache überhaupt von mir als herrenlos lasse (derelinquiere) oder sie dem Willen eines anderen zum Besitzen überlasse, — aber nur insofern die Sache ihrer Natur nach ein Äußerliches ist.

Zusatz. ... Die unmittelbare Besitznahme ist das erste Moment des Eigentums; durch den Gebrauch wird ebenfalls Eigentum erworben, und das dritte Moment ist alsdann die Einheit beider, Besitzergreifung durch Entäußerung.

Zaman-aşımı (dizgenin açınımı açısından ya da yöntemsel olarak görüldüğünde) Mülkiyetin Kullamınını ilgilendirir ve iyeliğin istençsiz devredilmesidir. Bu moment Mülkiyet kavramını son belirlenimine, onun gerçek Devredilmesi kavramına getirir.

§ 66
Buna göre kendi en öz kişiliğimi ve özbilincimin en evrensel özünü oluşturan şeyler ya da daha doğrusu tözsel belirlenimler —, örneğin genel olarak kişiliğim, evrensel istenç özgürlüğüm, törelliğim, dinim —, devredilemezdirler, tıpkı onlardaki hakkın zaman-aşımına uğramaması gibi.

Kişiliğin devredilmesinin örnekleri kölelik, serflik, mülkiyet iyeliğine yeteneksizlik, bunun için özgür olmama vb.dir; anlığın ve ussallığın, ahlak, törellik ve dinin devredilmesi ile boşinançta, benim için hangi eylemleri yapmam gerektiğini (biri kesinlikle kendini hırsızlık, cinayet vb. ya da herhangi bir olanaklı suç için sattığı zaman), benim için duyunç ödevlerinin, dinsel gerçekliğin neler olduğunu belirlemesi ve buyurması için tam hak ve yetkinin başkasına bırakıldığı durumlarda karşılaşılır.

Unveräußerlich sind daher diejenigen Güter oder vielmehr substantiellen Bestimmungen, sowie das Recht an sie unverjährbar, welche meine eigenste Person und das allgemeine Wesen meines Selbstbewußtseins ausmachen, wie meine Persönlichkeit überhaupt, meine allgemeine Willensfreiheit, Sittlichkeit, Religion.

Beispiele von Entäußerung der Persönlichkeit sind die Sklaverei, Leibeigenschaft, Unfähigkeit Eigentum zu besitzen, die Unfreiheit desselben usf.; Entäußerung der intelligenten Vernünftigkeit, Moralität, Sittlichkeit, Religion kommt vor im Aberglauben, in der anderen eingeräumten Autorität und Vollmacht, mir, was ich für Handlungen begehen solle (wenn einer sich ausdrücklich zum Raube, Morde usf. oder zur Möglichkeit von Verbrechen verdingt), mir, was Gewissenspflicht, religiöse Wahrheit sei usf., zu bestimmen und vorzuschreiben.

Kişiliğin vb. devredilmesi genel olarak Kölelik durumu ile birdir. Dışsal duyuncun (yetke, dinsel yetke, ya da kutsal kitaplar vb.) ancak ve ancak olgun olmama durumunda ussaldır, örneğin Musa'nın putperest İbraniler durumunda onların duyunçları ve moral yetkeleri olması, günah çıkaran rahip durumunda duyuncun ona devredilmesi, ya da ebeveynlerin çocuklarının moral efendileri olmaları gibi.

48 Sözleşme Belirli-İstençler Arasındaki İlişkidir

§ 71
Belirli-varlık belirli varlık olarak özünde başkası için varlıktır (bkz. yukarıda § 48, Not); mülkiyet, dışsal Şey olarak bir belirli-varlık olması yanına göre, başka dışsallıklar içindir ve böyle bir zorunluğun ve olumsallığın bağlamı içindedir. Ama belirli-varlığın İstencin belirli-varlığı olarak başkası için olması yalnızca bir başka Kişinin İstenci için olmasıdır. İstencin İstenç ile bu bağıntısı özgürlüğün belirli-varlığını bulduğu asıl ve gerçek topraktır. Bu dolaylılık, mülkiyete bundan böyle salt bir Şey ve kendi öznel İstencim dolayısıyla iye olmamam, ama eşit ölçüde bir başka İstenç dolayısıyla ve böylelikle ortak bir İstençte iye olmam, bu olgu Sözleşme alanını oluşturur.
Das Dasein ist als bestimmtes Sein wesentlich Sein für anderes (siehe oben Anm. zu § 48); das Eigentum nach der Seite, daß es ein Dasein als äußerliche Sache ist, ist für andere Äußerlichkeiten und im Zusammenhange dieser Notwendigkeit und Zufälligkeit. Aber als Dasein des Willens ist es als für anderes nur für den Willen einer anderen Person. Diese Beziehung von Willen auf Willen ist der eigentümliche und wahrhafte Boden, in welchem die Freiheit Dasein hat. Diese Vermittlung, Eigentum nicht mehr nur vermittels einer Sache und meines subjektiven Willens zu haben, sondern ebenso vermittels eines anderen Willens und hiermit in einem gemeinsamen Willen zu haben, macht die Sphäre des Vertrags aus.
Sözleşme ancak Özgür Yurttaşın hakkıdır. Sözleşme İstencin Şey ile ilişkisi değil, ama İstencin İstenç ile ilişkisidir.

49 Sözleşme Özençten Doğar

§ 75
Sözleşme yapan iki yan birbirlerine karşı dolaysızca bağımsız kişiler olarak davrandıkları için, Sözleşme (a) özençten doğar; (b) Sözleşme yoluyla belirli-varlığa geçen özdeş istenç salt onlar yoluyla koyulmuş, böylece salt ortak olan, ama kendinde ve kendi için evrensel olmayan bir istençtir; (g) Sözleşmenin nesnesi tekil dışsal bir Şeydir, çünkü ancak böyle birşey onların onu devretme (§ 65 vs.) gibi yalın özençlerine altgüdümlüdür.

Buna göre Evlilik Sözleşme Kavramı altına alınamaz; bu ‘alta alma’ — utanç verici dememiz gereken bir biçimde — Kant’ta (Tüze Öğretisinin Metafiziksel Başlangıç İlkeleri, s. 106 vs. [I. Bölüm, § 24-27]) ortaya sürülmüştür. — Benzer olarak, Devletin doğası da sözleşme ilişkisinde yatmaz — Devlet ister herkesin herkesle bir sözleşmesi olarak görülsün, isterse bu herkesin tekerk ve hükümet ile sözleşmesi olarak. —

Da die beiden kontrahierenden Teile als unmittelbare selbständige Personen sich zueinander verhalten, so geht der Vertrag a) von der Willkür aus; b) der identische Wille, der durch den Vertrag in das Dasein tritt, ist nur ein durch sie gesetzter, somit nur gemeinsamer, nicht an und für sich allgemeiner; g) der Gegenstand des Vertrags ist eine einzelne äußerliche Sache, denn nur eine solche ist ihrer bloßen Willkür, sie zu entäußern (§ 65 ff.), unterworfen.

Unter den Begriff vom Vertrag kann daher die Ehe nicht subsumiert werden; diese Subsumtion ist in ihrer — Schändlichkeit, muß man sagen, bei Kant (“Metaphys. Anfangsgründe der Rechtslehre,” S. 106 ff.) aufgestellt. — Ebensowenig liegt die Natur des Staats im Vertragsverhältnisse, ob der Staat als ein Vertrag aller mit allen oder als ein Vertrag dieser aller mit dem Fürsten und der Regierung genommen werde.

Sözleşmenin keyfi İstençten doğması Evliliği ve Devleti sözleşme ilişkisine indirgemeyi geçersizleştirir.

50 Devlet İle İlişki Bir Özenç İlişkisi Ya Da Sözleşme Değildir

§ 75
Ek. Yakın zamanlarda Devleti herkesin herkes ile bir sözleşmesi olarak görmek oldukça yaygınlaşmıştır. Herkes, derler, tekerk ile bir sözleşme yapar, ve tekerk de uyruklar ile. Bu bakış açısı yüzeysel olarak yalnızca değişik istençlerin bir birliğini düşünmekten doğar. Oysa sözleşmede iki özdeş istenç vardır ki bunların her ikisi de birer kişidir ve mülk iyesi kalmayı isterler; sözleşme öyleyse kişilerin özençlerinden doğar, ve bu başlangıç noktasını evlilik de sözleşme ile ortaklaşa taşır. Ama Devlette durum bütünüyle başka türlüdür, çünkü kendini Devletten ayırmak bireyin özencinde yatmaz, çünkü insan daha şimdiden doğal olarak onun yurttaşıdır. İnsanın ussal belirlenimi Devlette yaşamaktır, ve henüz hiçbir Devlet olmasa bile, kurulması için usun istemi vardır. Bir Devlete katılmaya ya da ondan ayrılmaya izin vermek Devletin kendisine düşer; bu öyleyse bireylerin özençlerine bağımlı değildir, ve Devlet buna göre özenci varsayan sözleşme üzerine dayanmaz. Bir Devlet kurmak herkesin özencine bağlıdır dendiği zaman bu yanlıştır: tersine, Devlette olmak herkes için saltık olarak zorunludur. Yakın zamanlarda Devlet açısından en büyük ilerleme onun kendinde ve kendi için erek olarak kalması ve herkesin onunla ilişki içinde orta çağda olduğu gibi kendi özel bağıtına göre davranamamasıdır.
Zusatz. In neuerer Zeit ist es sehr beliebt gewesen, den Staat als Vertrag aller mit allen anzusehen. Alle schlössen, sagt man, mit dem Fürsten einen Vertrag und dieser wieder mit den Untertanen. Diese Ansicht kommt daher, daß man oberflächlicherweise nur an eine Einheit verschiedener Willen denkt. Im Vertrage aber sind zwei identische Willen, die beide Personen sind und Eigentümer bleiben wollen; der Vertrag geht also von der Willkür der Person aus, und diesen Ausgangspunkt hat die Ehe ebenfalls mit dem Vertrage gemein. Beim Staat aber ist dies gleich anders, denn es liegt nicht in der Willkür der Individuen, sich vom Staate zu trennen, da man schon Bürger desselben nach der Naturseite hin ist. Die vernünftige Bestimmung des Menschen ist, im Staate zu leben, und ist noch kein Staat da, so ist die Forderung der Vernunft vorhanden, daß er gegründet werde. Ein Staat muß eben die Erlaubnis dazu geben, daß man in ihn trete oder ihn verlasse; dies ist also nicht von der Willkür der Einzelnen abhängig, und der Staat beruht somit nicht auf Vertrag, der Willkür voraussetzt. Es ist falsch, wenn man sagt, es sei in der Willkür aller, einen Staat zu gründen: es ist vielmehr für jeden absolut notwendig, daß er im Staate sei. Der große Fortschritt des Staats in neuerer Zeit ist, daß derselbe Zweck an und für sich bleibt und nicht jeder in Beziehung auf denselben, wie im Mittelalter, nach seiner Privatstipulation verfahren darf.
Kendini Devletten ayırmak bireyin Özencinde yatmaz.

51 Bağış Sözleşmesi Ve Değiş-Tokuş Sözleşmesi

§ 76
Ortak istenci ortaya çıkaran iki onay — bir şeyi devretme olumsuz kıpısı ve o şeyi kendinin edinme olumlu kıpısı — sözleşmede bulunan iki yana paylaştırıldığı sürece, sözleşme biçimseldir; bu bağış Sözleşmesidir. — Ama, sözleşmede bulunan her iki istençten her biri bu dolaylı kılıcı kıpıların bütünlüğü ise, böylelikle onda mülk iyesi oluyor ve öyle kalıyorsa, sözleşme olgusal olarak adlandırılabilir; bu değiş-tokuş Sözleşmesidir.
Formell ist der Vertrag, insofern die beiden Einwilligungen, wodurch der gemeinsame Wille zustande kommt, das negative Moment der Entäußerung einer Sache und das positive der Annahme derselben, an die beiden Kontrahenten verteilt sind; — Schenkungsvertrag. — Reell aber kann er genannt werden, insofern jeder der beiden kontrahierenden Willen die Totalität dieser vermittelnden Momente ist, somit darin ebenso Eigentümer wird und bleibt; — Tauschvertrag.
Sözleşme mülkiyeti ilgilendiren ilişkidir ve bu düzeye dek tüzel Kişiler arasındaki ilişkidir.
Aziz Yardımlı / İdea Yayınevi 2014