İdea Yayınevi / Temalar
site haritası
Hegel
Tarih Felsefesi
 
Julius Sezar (İÖ 100-44).  
“Sezar konum, onur ve güvenliğini koruma uğruna savaşıyordu, ve karşıtlarının gücü Roma İmparatorluğunun illeri üzerindeki egemenlik olduğu için, onlar üzerindeki utku ona bütün İmparatorluğun fethini getirdi; böylece, anayasa biçimini olduğu gibi bırakmasına karşın, Devletin Diktatörü oldu. Ama ilkin olumsuz olan ereğine, Roma’nın Tek Egemeni olmaya ulaşmasını sağlayan şey böylece aynı zamanda kendinde Roma’nın ve Dünyanın Tarihinde zorunlu bir belirlenimdi, öyle ki bu yalnızca onun tikel bir kazanımı değil, ama kendinde ve kendi için zamanı gelmiş olanı yerine getiren bir içgüdüydü. Bunlar Tarihteki büyük insanlardır ki, kendi tikel erekleri Dünya-Tininin İstenci olan Tözseli kapsar. Onlara Kahramanlar denir — çünkü ereklerini ve görevlerini yalnızca şeylerin kalıcı dizge tarafından kutsanan dingin ve düzenli gidişinden değil, ama öyle bir kaynaktan türetmişlerdir ki, içeriği gizlidir ve şimdide varoluşa ulaşmış değildir; onları henüz yüzeyin altında gizlenen iç Tinden türetmişlerdir ki, dış dünyaya bir kabuk gibi vurarak onu kırar, çünkü o bu kabuğun çekirdeğinden başka bir çekirdektir; öyleyse onları kendi içlerinden türetmiş görünürler ve eylemleri öyle bir durum ve dünya koşulu üretmiştir ki, yalnızca onların davası ve onların işi olarak görünür.”
 
  Plutark’a göre Sezar Galya’daki savaşlarında sekiz yüz kasabayı ele geçirdi, üç yüz devlete boyun eğdirdi, ve kendileriyle çarpıştığı üç milyon insandan bir milyonunu öldürdü, bir ikinci milyonu tutsak aldı. Kahramanlar peygamberler değildirler. Yalnızca bilinçsizi oldukları büyük dünya-tarihsel rollerini yerine getirirler. Kavrayışlı insanlardır ve tikel erekleri o altüst oluş günlerinde Dünya Tininin İstencinde tözsel olanı kapsar. Sezar iç savaşlar sonucunda ortadan kalkma noktasına gelmiş olan Roma Cumhuriyetini ortadan kaldırdı ve onu Roma İmparatorluğuna dönüştürdü. İzleyen dönem Pax Romana olarak bilinir. (Solda: Galyalı Vercingetorix Sezar’a teslim oluyor, İÖ 52.)
SCHILLER

BEETHOVEN
Avrupa Birliği özgürleşmenin kazanılan ereğidir, çünkü özgürlük insanlığı kültürel ayrımların ötesine ve üzerine, tek bir Yasaya, tek bir Anayasaya, tek bir Türeye, evrensel Türeye ve evrensel Hakka yükselten değişimin biricik olanağıdır. Onda çok-kültürlülük değişmeyen geleneğin, karakteri tutuculuk olan despotizmin, karakteri şiddet olan ideolojinin artıkları olarak postmodern komedyenlerin umutsuz savunusuna terkedilmiştir. Avrupa Birliği modern insanlığın gerçek egemenliğine, özgür İstencinin egemenliğine yürüyüşünde Dünya-Tininin ilk adımıdır.

Dünya Tarihi bir mutluluk sahnesi değildir. Ondaki mutluluk dönemleri boş sayfalardır, çünkü bunlar karşıtlığın askıya alındığı uyum dönemleridir.”

İdea Yayınevi / 2014