İdea Yayınevi / Temalar / Seçmeler
site haritası
 

HUME: KUŞKUCULUK VE DELİLİK
Çeviri: Aziz Yardımlı

David Hume İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme (1739-49) I.4.VII.  • David Hume A Treatise of Human Nature I.4. VII

Kuşkcunun Ruhsal Durumu

David Hume İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme (1739-49) I.4.VII.

İlkin felsefemde [aslında, ‘kuşkucu,’ ‘görgücü,’ ‘göreci’ bakış açımda] içine düştüğüm o terkedilmişlik ve yalnızlıkla korkar ve şaşırırım, ve kendimi topluma karışıp onunla birleşmeyi başaramayarak tüm insan ilişkilerinin dışına sürülmüş ve bütünüyle terkedilerek avunçsuz bırakılmış tuhaf ve kaba bir canavar olarak görürüm. Bir sığınak ve sıcaklık bulmak için kalabalığa koşmak isterim; ama böyle bir çirkinlikle karışmayı başaramam. Onun dışında bir dostluk kurabilmek için bana katılmaları için başkalarına seslenirim; ama kimse sesime kulak vermez. Herkes uzak durur, ve her yandan üzerime vuran fırtınadan korkar. Tüm metafizikçilerin, mantıkçıların, matematikçilerin ve giderek tanrıbilimcilerin bile düşmanlığını üzerime çektim; ve katlanmam gereken hakaretlere hayret edebilir miyim? Dizgelerini onaylamadığımı bildirdim; ve dizgemden ve kişiliğimden duydukları nefreti anlatırlarsa şaşırabilir miyim? Dışarıya baktığımda, daha baştan her yanda tartışma, çelişki, öfke, iftira, ve kötüleme görürüm. Gözümü içeri çevirdiğimde, kuşku ve bilgisizlikten başka birşey bulamam. Tüm dünya bana karşı çıkmak ve beni çürütmek için elbirliği yapar; ama öyle zayıfım ki, tüm görüşlerimin başkalarının onaylarıyla desteklenmedikleri zaman gevşeyip kendiliklerinden düştüklerini duyarım. Her adımı duraksayarak atarım, ve her yeni düşünce beni uslamlamamda bir yanılgı ve saçmalık korkusuna düşürür.
...
[T]üm inanç ve uslamlamayı yadsımaya hazırım ve hiçbir görüşe giderek bir başkasından daha olası ya da olabilir diye bile bakamıyorum. Neredeyim, ya da neyim? Varoluşumu hangi nedenlerden türetirim, ve hangi duruma geri döneceğim? Kimin iyiliğini elde etmeye çalışayım, ve kimin öfkesinden korkmalıyım? Hangi varlıklar kuşatır beni, ve kimin benim üzerimde etkisi ve benim kimin üzerinde etkim vardır? Tüm bu sorularla kafam karıştı, ve kendimi imgelenebilecek en acıklı durumda, en koyu karanlık tarafından kuşatılmış ve her örgen ve yetinin kullanımından bütünüyle yoksun bırakılmış duymaya başlıyorum. Ne mutlu ki, us bu bulutları dağıtmaya yeteneksizken, doğanın kendisi bu amaç için yeterlidir, ve ya bu kafa eğilimini gevşeterek ya da küçük bir oyalanmayla ve duyularımın tüm bu kuruntuları gideren diri izlenimiyle beni bu felsefi [aslında, ‘kuşkucu’] melankoli ve sabuklamadan kurtarır. Yemek yerim, bir tavla oynarım, söyleşilere katılırım, ve dostlarımla mutluyumdur; ve üç dört saatlik eğlenceden sonra, bu [‘kuşkucu’] kurgulara geri döndüğüm zaman bunlar öylesine soğuk, gergin ve saçma görünürler ki, içimden onlara daha öte girmek gelmez.

David Hume A Treatise of Human Nature I.4. VII

I am first affrighted and confounded with that forelorn solitude, in which I am plac’d in my philosophy, and fancy myself some strange uncouth monster, who not being able to mingle and unite in society, has been expell’d all human commerce, and left utterly abandon’d and disconsolate. Fain wou’d I run into the crowd for shelter and warmth; but cannot prevail with myself to mix with such deformity. I call upon others to join me, in order to make a company apart; but no one will hearken to me. Every one keeps at a distance, and dreads that storm, which beats upon me from every side. I have expos’d myself to the enmity of all metaphysicians, logicians, mathematicians, and even theologians; and can I wonder at the insults I must suffer? I have declar’d my dis-approbation of their systems; and can I be surpriz’d, if they shou’d express a hatred of mine and of my person? When I look abroad, I foresee on every side, dispute, contradiction, anger, calumny and detraction. When I turn my eye inward, I find nothing but doubt and ignorance. All the world conspires to oppose and contradict me; tho’ such is my weakness, that I feel all my opinions loosen and fall of themselves, when unsupported by the approbation of others. Every step I take is with hesitation, and every new reflection makes me dread an error and absurdity in my reasoning.
...
[I] am ready to reject all belief and reasoning, and can look upon no opinion even as more probable or likely than another. Where am I, or what? From what causes I derive my existence, and to what condition shall I return? Whose favour shall I court, and whose anger must I dread? What beings surround me? and on whom have I any influence, or who have any influence on me? I am confounded with all these questions, and begin to fancy myself in the most deplorable condition imaginable, inviron’d with the deepest darkness, and utterly depriv’d of the use of every member and faculty. Most fortunately it happens, that since reason is incapable of dispelling these clouds, nature herself suffices to that purpose, and cures me of this philosophical melancholy and delirium, either by relaxing this bent of mind, or by some avocation, and lively impression of my senses, which obliterate all these chimeras. I dine, I play a game of back-gammon, I converse, and am merry with my friends; and when after three or four hour’s amusement, I wou’d return to these speculations, they appear so cold, and strain’d, and ridiculous, that I cannot find in my heart to enter into them any farther.

HUME: KUŞKUCULUK VE DELİLİK
Aziz Yardımlı

Kuşku kuşkuculuk değildir. Kuşku genel olarak önümüzdeki bir nesneyi, bir düşünceyi vb. olumsuzlama tutumudur. Bu düzeye dek düşüncenin kendi diyalektiği ile birdir. Ama olumsuzlama kıpısı düşüncenin takılıp kalacağı bir kıpı değildir çünkü düşünce olumlunun ve onun olumsuzunun karşıtlığında her iki kıpının salt karşıtlar oldukları için birbirini ortadan kaldırdığını bulur, çünkü karşıt olmak ortadan kaldırmaktır. Ama karşıtların ortadan kalkışı ile karşıtlığın kendisi ortadan kalkar ve bundan böyle elimizde olumsuzlanmış olumsuzlama vardır. Bu ise hiç kuşkusuz olumlu, ama başlangıçtaki olumlu değil, karşıtlığı kendi içinde ortadan kaldırılmış olarak kapsayan bir olumludur.

Düşüncenin kuşkucu tutumu felsefe tarihinde modern kuşkuculuğa bütünüyle karşıt bir imlemde ön-Sokratikler, özellikle Eleatik okul, Parmenides, ve çok daha sonra Descartes tarafından uygulanır. Ama bu kuşku özsel olarak duyusal bilginin pekinlik savına, sürekli akış ya da değişim durumunda olan görüngü dünyasının gerçeklik istemine karşı, ve Descartes’ta ise ayrıca yöntemsiz uslamlamacılığa karşı yönelmiştir. Sokrates’in eytişimi soyutlamacı anlağa karşı, tasarım bilincinin çürütülmesine yönelik bir kuşkuculuktur.

Görgücülük ise, tersine, bilgide pekinlik öğesi olarak duyusal öğeyi vurgular ve bunu usun mantıksal çıkarsamalarına duyulan güvensizlik ya da kuşku nedeniyle yapar. Bu nedenle sağlıklı ussal sorgulama ya da diyalektik ile, usun pekinlik arayışının anlatımı olan geçici kuşku ile ilgisizdir.

Kuşkuculuk şu ya da bu tikel kişiye ya da akıma özgü bir olgu değil, ama özsel olarak usun kendi yeteneğidir.

Kuşku ile yola çıkarak inağı sorgular ve yadsıma olanağını kazanırız. Ama kuşkuculuk felsefe tarihinde ‘bilinemezcilik’ denilen kanıyı saltık ilke alan düşünme eğilimini ve insanın tüm bilme savlarına karşı bir saldırıyı anlatır: Bilen gerçekte bilmez, yalnızca bildiğini sanır. Bugün ya da yarın değil, yalnızca geçmişte de değil, ama insan her zaman saltık bir aldanma içindedir. Bu düzeye dek, gerçek kuşkuculuk bir anomali, bir us hastalığıdır.

Bilgide pekinliğin saltık olarak yadsınması kendinde bir us dengesizliğidir, tutarlı olarak izlendiğinde varılacak nokta bir us-yarılması ya da şizofreni dediğimiz şeydir. Kuşkucunun tam deliliğe ulaşmasını engelleyen etmen herşeye karşın içgüdüsel doğasının ona dayattığını ileri sürdüğü inançlarıdır — ussal temelden yoksun hayvan inancı (animal faith) denilen şey.

Kuşkuculuktan saltık olarak olumlu bir sonuç çıkar: Eksiksiz tanıtlama olmaksızın gerçeklik ve pekinlik olamaz, ve eksiksiz tanıtlamaya, tüm varsayımın ortadan kaldırılmasına erişemeyen her bilgi yalnızca inakçıdır, böylece bilgi değildir, gerçeklik savında bulunamaz. Ama kuşkucu mantık uslamlamanın nesnel tanıtlama verebileceğini kabul etmediği için kuşkuculuktur:

 

‘‘Böylece tüm olası uslamlama bir duyum türünden başka birşey değildir. Yalnızca şiir ve müzikte değil, benzer olarak felsefede de beğeni ve duygumuzu izlemeliyiz’’ 

::

‘‘Thus all probable reasoning is nothing but a species of sensation. ’Tis not solely in poetry and music, we must follow our taste and sentiment, but likewise in philosophy.’’ (Hume, ‘‘İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme’’de.)

 

 

Kuşkuculuğun her tür kuşkunun ötesinde olan problemi kendi ilkesi üzerine kendisinin mantıksal olarak olanaksız olmasıdır. Kuşkucu kuşkuculuğundan da kuşku duymalıdır. Ama doğa olmasa da, insan usu yanılgıya, kavramları geçersiz bağıntılar içinde almaya yeteneklidir. Doğada yanılgı usdışı ile, varolmama ile özdeş olurdu. Varolan herşey ne denli usdışı görünürse görünsün, gene de hiç olmazsa varolmasını sağlayacak bir düzeye dek ussaldır. Tinsellik alanında usdışı sınırsızca varolur. Ama böyle varoluş özdeksel doğanın varoluşundan ayrı olarak insan bilincine aittir. Bu bilinç yalnızca kendi kuramsal dünyasnda varolmakla kalmaz. Kendini kılgıya, eyleme, edimselliğe de çevirir. Doğal dünyanın tersine, tinsel dünya kötülüğe izin verir.

Kuşkuculuk — sözcüğün doğal dildeki anlamından bütünüyle ayrı olarak — gerçeğin şu ya da bu nedenle bilinmediğini değil, insan bilgisinin henüz eksik ya da yetersiz olduğunu değil, ama gerçekliğin saltık olarak bilinemez olduğunu ve insanın bilgiye değil ama yalnızca ıvır zıvıra yetenekli olduğunu ileri sürer. Ve gene de tek bir gerçeği, kendi gerçeğini, yalnızca hiçbirşeyin bilinemez olduğunu ‘bilir.’

Ya da kendine kendi savını gerçekleme / tanıtlama yeteneğini de yadsıması gerektiği için kendisi ile çelişen, kendini çürüten, paradoksal bir metafiziksel konumdur. Bilmenin bütününde yadsınması olarak kuşkuculuk mantıksal bir zeminden yoksun olduğu için salt ruhbilimsel bir olaydır, bilmeyi dışsal bir alışkanlık kazanımı olarak görür. Ve ‘‘görgücülük’’ etiketini üstlenip felsefeye karşı salt nihilist bir işlevi üstlenir.

Aristoteles Metafizik’te IV. Kitabın sonunda (G 8) hiçbirşeyin doğru olamayacağını düşünenler konusunda şunları söyler:

‘‘Aslında tüm bu tür bildirimler kendilerini yok ettikleri yolundaki ortak karşıçıkışa da açıktır; çünkü herşeyin doğru olduğunu söyleyen biri kendi bildirimine aykırı bilidirimi bile doğru ve dolayısıyla kendi bildirimini doğru olmayan yapar (çünkü aykırı bildirim onunkinin doğru olmadığını söyler), ve herşeyin yanlış olduğunu söyleyen kendi bildirimini de yanlış yapar.’’

 

 

 

Spinoza İnsan Anlağının İyileştirilmesi Üzerine çalışmasında kuşkucular üzerine şunları yazar:

‘‘Bu tür kişiler kendilerinin bilincinde değildirler. Eğer herhangi birşeyi doğrular ya da ondan kuşku duyarlarsa, neyi doğruladıklarını ya da neden kuşku duyduklarını bilmezler: hiçbirşey bilmediklerini, ve hiçbirşey bilmedikleri olgusunun kendisinin bilgisizi olduklarını söylerler. Bunu bile saltık olarak doğrulamazlar; hiçbirşey bilmedikleri sürece, varolduklarını kabul etmekten korkarlar; aslında, belki de gerçeklik havası taşıyan birşeyi varsayacakları korkusundan, sağır kalmaları gerekir. Son olarak, böyle kişiler ile bilimler üzerine konuşmamak gerekir: çünkü, yaşam ve davranış ile ilgili şeyler durumunda, zorunlu olarak varolduklarını kabul etmeye, kendi çıkarlarını aramaya, ve sık sık giderek ant içerek doğrulamaya ve yadsımaya itilirler. Eğer yadsır, kabul eder ya da reddederler ise, yadsıdıklarını, kabul ettiklerini ya da reddettiklerini bilmezler, öyle ki anlıktan bütünüyle yoksun otomatlar olarak görülmelidirler.’’


Aziz Yardımlı / İdea Yayınevi / 2014