İdea Yayınevi / Temalar
site haritası
Aydınlanma ve
Aydın

Aziz Yardımlı
Voltaire  
Modern Toplumda Yurttaş vardır, Aydın değil. Aydın kendini Yurttaştan daha çoğu olarak görür ve despotizminin gizi bunda yatar. Aydın hiç kuşkusuz karanlık olan karşısındaki ışık gibidir. Aydın olabilmek ve kalabilmek için Karanlığı yoksa bile yaratmalıdır.  
“Aydın” ve “Aydınlanma” sözcükleri onurlandırıcı sözcüklerdir. Ama Kavramları göründüklerinden başka şeyler olduklarını gösterir. Aydınlanma kavramı törel olarak Yararcılık, ve Aydın kavramı ise politik olarak Despot kavramlarını gösterir. Öylesine doğrudan ki, Aydınlanma yararcı olmaksızın, ve Aydın despot olmaksızın olamaz. Aydın bilgisizlik karşısında bilgili olandır, ama bu bilgi 2 + 2 = 4 ya da f = ma türünden bir bilgi değil, başka türlü bir bilgidir. Aydın kendini özsel olarak Boşinanca karşı, Karanlığa karşı belirler. Ama Aydın karşıtçılığında Boşinancın da ilerisine gider ve bilgisi görgül ve dolayısıya kuşkulu olduğu için, herşeye ve dolayısıya İnanca da kuşkuyla bakar. Aydınlanma düşünürlerinin kuşkucu görgücüler olmaları bir raslantı değildir. Voltaire, Hume, Locke, d’Hollbach vb. gibi önde gelen Aydınlanma düşünürleri bilgiyi duyusal olandan türettiklerini düşünürler. Ve Etikleri de ussal değil ama duyusal bir temele dayanır, ve politik erki metafiziksel dedikleri ussal genel İstenç olarak değil, ama despotun algılanabilir bireysel, kişisel Özenci olarak görürler. Aydınlanmanın yararcı Etiği evrensel bir Duyunç hamlığı ile, ve Aydının despotizmi boyun eğen ve özgürlük bilincinden yoksun bir halkın varlığı ile birlikte gider. İyi yanında, yani salt öznel niyet olarak, Aydınlanma kurtarıcı ve ilericidir ve çünkü Aydın bilgilidir, ve halkın bilgisiz, boşinançlı ahmaklığının üzerinde ve ötesindedir. Hiçbirşeyi halk değil, ama herşeyi ve halk adına Aydın yapacaktır çünkü o Aydındır.

Aydınlanma bilimsel gelişimin Gönençte sınırsız bir artışa götürerek yoksulluğu ortadan kaldıracağı, insanı doğa karşısındaki güçsüzlüğünden kurtaracağı, giderek onu moral olarak iyileştireceği gibi beklentilerinde bir iyimserlik tinine anlatım verdi. Hiçbirşey böyle umuttan daha haklı, daha ussal, daha anlamlı görünemezdi. Ama Aydınlanma insanın ilkin içinde, öznelliğinde, Duyuncunda gelişmesi gerektiğini, duyunçsuz bir gelişmenin yalnızca eşitsizliğin gelişmesi demek olduğunu anlayamazdı. Aydınlanmanın çocuksu tasarı beklenenin tam tersine sonuç verdi. Yalnızca pozitif bilgi ile boşinancın karşısına dikilen Aydınlanma moral İyiyi içgüdüsel Haz ile eşitledi ve bu ahlaksızlık temelinde Etiği Yararcılığa indirgedi. Bencillik, duyunçsuz liberalizm, insanın en kaba saba hırsı bütün bir törel yaşamın ilkesi yapıldı.

Aydınlanma mantığı Yararcılık Etiği temelinde Etiğin kendisini ortadan kaldırdı. Bu mantığın reel yanı olarak, “yararın” kendisini elde edenlerin yanısıra, içeride ve dışarıda insanlığın daha önce hiç yaşamadığı bir yoksulluk, eşitsizlik, türesizlik dönemi başladı. Anamalcılık özdekçi ve görgücü Aydınların yaratısı değildir. İkisinden — Anamalcılık ya da Aydınlanma — hiç biri ötekinin yaratıcısı ya da nedeni değildir çünkü ikisi de bir ve aynı tinsel kökenden gelirler, aynı estetik, etik ve entellektüel düşüklüğü paylaşır: Güzele ilgisiz popüler, işlevsel, araçsal modern ‘estetik’ ölçünler, yararlığa, böylece sömürüye ayarlanmış bir ‘etik,’ ve anlam ve bilgi değil ama ele gelir materyal sonuçlar üretmeye indirgenmiş pragmatik pozitivist ‘bilim.’

SCHILLER

BEETHOVEN
Avrupa Birliği özgürleşmenin kazanılan ereğidir, çünkü özgürlük insanlığı kültürel ayrımların ötesine ve üzerine, tek bir Yasaya, tek bir Anayasaya, tek bir Türeye, evrensel Türeye ve evrensel Hakka yükselten değişimin biricik olanağıdır. Onda çok-kültürlülük değişmeyen geleneğin, karakteri tutuculuk olan despotizmin, karakteri şiddet olan ideolojinin artıkları olarak postmodern komedyenlerin umutsuz savunusuna terkedilmiştir. Avrupa Birliği modern insanlığın gerçek egemenliğine, özgür İstencinin egemenliğine yürüyüşünde Dünya-Tininin ilk adımıdır.
İdea Yayınevi / 2014