İdea Yayınevi / Modern Tin /Aziz Yardımlı
 
eski anasayfa_
online alış-veriş_
 
Haksızlık

Soyut Hak alanında Hakkın çiğnenmesi Mülkiyet ilişkileri zemininde yer alır. Burada henüz Törellik alanının daha yüksek belirlenimlerinin bilinci bulunmaz. Sözleşmenin kendisi bir Mülkiyet olduğu ölçüde tikel istençlerin özençlerine açıktır. Özenç ya da keyfilik (Willkür) ussal değil, olumsal istençtir (Wille). Haksızlık böylece moral Özgürlük Bilincinin yokluğunun zorunlu sonucudur. Özgürlük bilinci Hakkı tikelliğine indirgemez, onu evrenselliği içinde tanır, onu kendinde olduğu gibi başkalarında da sayar. Bu evrensellik dolayısıyla Haksızlık da özsel olarak evrenseldir, salt şu ya da bu tikel bireyi ilgilendiren bir sorun değildir, ve eğer Suç niteliğini taşırsa, bilinçli Haksızlık ise, Ceza ile ayrılmazdır.

Marlon Brando; Gotfather

Felsefe realiteyi idealleştirir, onu gerçek Kavramsal bağıntılarında yeniden kurar. Sanat da realiteyi idealleştirir, ama onu bir de duyusal Biçim olarak İdealin boyutuna yükseltir. Mario Puzzo, F. F. Coppola ve özellikle Nino Rota güzel sanatın gerektirdiğini yapmışlar, törel olarak çirkin realiteyi idealleştirilmiş bir realiteye, bir düşlem yapıtına çevirmişlerdir. Hırsın, şiddetin, duyunçsuzluğun o realitesinde duyusal güzellik gibi törel güzellik de bulunamaz. Yapıtın insanı aşağılamamasının, küçük düşürmemesinin, giderek neredeyse soylulaştırmasının nedeni Don Corloene'ye yüklenen törellik kaygısıdır. Corleone örgütü yeraltından kurtarmaya, yasallaştırmaya doğru çabalamaktadır. Ama varoluş boyutu Suç ve Ceza boyutudur, ve bu çelişki ancak sanatın düşlem boyutunda silinebilir.

 

 

Hakkın olumsuzlanması kavramsal olarak evrensel-ussal istenç ve tikel istenç arasındaki bir eşitsizliktir ve kavramsal olarak zorunlu olduğu ölçüde olgusal olarak kaçınılmazdır.

Tikel bir bireye yapılan haksızlık bana yapılan haksızlıktır, ve özgür olduğum ölçüde kendimi bireyselliğimin sınırlarının ötesinde Evrensel Ego olarak görürüm. Nasıl Hak İstenç için sonsuzluk imliyorsa, nasıl tüm varoluş kendinde Hakkın önünde dirençsizce uzanıyorsa, Haksızlık da evrensel istenci aynı sınırsızlık ile ilgilendirir. Dünyanın bir ucundaki haksızlık benim özgürlüğüm, duyuncum için sorundur, bana yapılan Haksızlıktır.

 
Al Pacino (Michael), Marlon Brando (Don Vito), James Caan (Santino), John Cazale (Fredo)

Al Pacino (Michael), Marlon Brando (Don Vito), James Caan (Santino), John Cazale (Fredo)

Mafya Hırsızlıktır — kibarlık yoluyla olduğu gibi şiddet yoluyla da. Mafya İstenci henüz Ahlak ve Törellik boyutuna yükselmemiş soyut, dolaysız İstençtir. Bu İstencin belirlenimi özsel olarak Mülkiyettir. Ve Mafyanın eylemi Mülkiyet üzerinde şiddete dayalı çeşitli el koyma biçimleri yoluyla iyeliktir. Bu dolaysız özselliğin çevresi büyük bir belirlenimler türlülüğıü ile kuşatılıdır, ve yücegönüllülükten romantizme, dürüstlükten, erdemden onura dek başka birçok değer o karanlık boyutun çevresine sarılır ve onu süsler. Bu bir sanatsal yanılsamadır — ve Amerika'da İtalyan kimliğine saygınlık kazandırmaya ayarlanmıştır. Mafya Mülkiyet ilişkilerinin gelişmesine karşın Yasa Bilincinin ve Duyuncun henüz gelişmediği kültürlerde doğabilirdi. Bireysel Özgürlüğü ve Duyuncu evrensel olarak bastıran bir kültür olarak Katolik İtalya Mafya için ve başka şiddet programları, ideolojiler için özellikle uygundur. Mafyanın politik bağlantıları o kültürdeki duyunçsuzluğun politik düzleme de taşındığını, Yasama, Yürütme ve Yargı güçlerinin de aynı moral ve törel geriliği paylaştığını gösterir. Mafya modern toplum Kavramına uygun olmayan, şiddet üzerine dayalı feodal-arkaik bir örgütlenmedir.

Hegel / Tüze Felsefesi
  Hegel / Philosophie des Rechts (1821)

§ 81

§ 81

Dolaysız kişilerin birbirleri ile ilişkilerinde genel olarak istençlerinin kendilerinde özdeş olmasına ve sözleşmede onlar tarafından ortak olarak koyulmasına karşın, bu istençler o denli de tikeldir. Dolaysız kişiler oldukları için, tikel istençlerinin kendinde varolan istenç ile bağdaşıp bağdaşmayacağı olumsaldır, üstelik bu sonuncu varoluşunu ancak birinciler yoluyla taşısa bile. Tikel olarak kendi için evrenselden ayrı olmakla, bu istenç içgörünün ve istemenin özenç ve olumsallığında kendinde hak olana karşı çıkar. Bu Haksızlıktır.
Hegel
Im Verhältnis unmittelbarer Personen zueinander überhaupt ist ihr Wille ebensosehr wie an sich identisch und im Vertrage von ihnen gemeinsam gesetzt, so auch ein besonderer. Es ist, weil sie unmittelbare Personen sind, zufällig, ob ihr besonderer Wille mit dem an sich seienden Willen übereinstimmend sei, der durch jenen allein seine Existenz hat. Als besonderer für sich vom allgemeinen verschieden, tritt er in Willkür und Zufälligkeit der Einsicht und des Wollens gegen das auf, was an sich Recht ist, — das Unrecht.

§ 83

 

§ 83

Kendinde varolan evrenselliğine ve yalınlığına karşı tikel ve böylelikle çoklu birşey olarak bir görünüş biçimini kazanan Hak bir yandan kendinde ya da dolaysızca böyle bir görünüştür; öte yandan, özne tarafından bir görünüş yapılır; ve son olarak baştan sona bir hiçlik olarak koyulur: Sırasıyla Kasıtsız Haksızlık ya da yurttaş Haksızlığı, Dolandırıcılık, ve Suç.

Ek. Haksızlık öyleyse özün kendini bağımsız olarak koyan görünüşüdür. Eğer görünüş salt kendinde ise ve ayrıca kendi için de değilse, başka bir deyişle, benim için haksızlık hak olarak geçerli ise, o zaman haksızlık burada kasıtsızdır. Burada görünüş tüze için belirtiktir, ama benim için değil. İkinci Haksızlık Dolandırıcılıktır. Haksızlığın burada kendinde hak için bir görünüşü yoktur, tersine söz konusu olan şey bir başkasına bir görünüşün yutturulmasıdır. Dolandırıcılık yaparsam, benim için hak bir görünüştür. İlk durumda tüze için haksızlık bir görünüş idi. İkincide benim kendim için, haksızlık bakış açısı için hak salt bir görünüştür. Son olarak üçüncü haksızlık Suçtur. Bu kendinde ve benim için Haksızlıktır: Burada Haksızlığı isterim ve hakkın görünüşünü bile kullanmam. Kendisine karşı Suçun işlendiği kişinin kendinde ve kendi için varolan haksızlığı hak olarak görmesi gerekmez. Suç ve Dolandırıcılık arasındaki ayrım ikincide edimin biçiminde henüz hakkın bir tanınması yatarken, birincide eksik olan şeyin tam olarak bu olmasıdır.

Das Recht, das als ein Besonderes und damit Mannigfaltiges gegen seine an sich seiende Allgemeinheit und Einfachheit die Form eines Scheines erhält, ist ein solcher Schein teils an sich oder unmittelbar, teils wird es durch das Subjekt als Schein, teils schlechthin als nichtig gesetzt, — unbefangenes oder bürgerliches Unrecht, Betrug und Verbrechen.

Zusatz. Das Unrecht ist also der Schein des Wesens, der sich als selbständig setzt. Ist der Schein nur an sich und nicht auch für sich, das heißt, gilt mir das Unrecht für Recht, so ist dasselbe hier unbefangen. Der Schein ist hier für das Recht, nicht aber für mich. Das zweite Unrecht ist der Betrug. Hier ist das Unrecht kein Schein für das Recht an sich, sondern es findet so statt, daß ich dem anderen einen Schein vormache. Indem ich betrüge, ist für mich das Recht ein Schein. Im ersten Falle war für das Recht das Unrecht ein Schein. Im zweiten ist mir selber, als dem Unrecht, das Recht nur ein Schein. Das dritte Unrecht ist endlich das Verbrechen. Dies ist an sich und für mich Unrecht: ich will aber hier das Unrecht und gebrauche auch den Schein des Rechts nicht. Der andere, gegen den das Verbrechen geschieht, soll das an und für sich seiende Unrecht nicht als Recht ansehen. Der Unterschied zwischen Verbrechen und Betrug ist, daß in diesem in der Form des Tuns noch eine Anerkennung des Rechts liegt, was bei dem Verbrechen ebenfalls fehlt.

 
Zor

Zor burada ilkin Mülkiyet ilişkileri ya da soyut Hak düzleminde ele alınmaktadır. Mülkiyet ilişkileri düzleminde Zor istencin dışsal Şey üzerine yatırılmış olması olgusuna bağlıdır. Şey üzerine uygulanan Zor ona yatırılmış olan istenç tasarımını yok ettiği düzeye dek, Zorun olanağı istencimin Şeyden çekilmesidir. "Ancak zorlanmayı isteyen zorlanabilir." (§ 91)

Genel olarak Zor İstencin İstenç ile ilişkisini ve Özgürlük bilincini ilgilendirir. Özgür insan kendi özgürlüğünün ve istencinin bilincini evrensel olarak kabul eder: Her insan özgürdür, ve başkalarının özgürlüğü benim bir iyilikseverliğimin sonucu değil ama kendimi onlarda bulmamın ve dolayısıyla somut ve gerçek özgürlüğümün koşuludur. Kendi hakkımı tanımam onların hakkını da tanımamdır. Böyle bir evrensel özgürlük bilinci Zor ilişkilerini saltık olarak dışlar. İstençlerin karşılıklı tanınması ya da Özgürlük düzleminde tikel ayrımların ortaya çıkması Zor etmenini gerektirmez çünkü tikel Hakkın kime ait olduğu Yasa tarafından, özgür evrensel İstenç tarafından belirlenir.

Özgürlük bilincinin ya da İstencin olmadığı durumlarda insanlar arasındaki ilişki bütününde bir üstünlük ve boyun eğme ilişkisi, bir efendi-köle, efendi-kul, yetke-uyruk ilişkisidir. Feodal ilişki bir Zor ilişkisi iken, Devletin varlığını gerektiren politik ilişki de bireysel istencin yokluğu durumunda koşulsuz bir boyun eğme ilişkisidir. Tekerkler astlarının boyun eğmesini sağladıkları düzeye dek ilişki barışçıldır ve görünürde Zor ve Şiddet yoktur. Tüm imparatorluklar, krallıklar vb. uyrukların ussal tekerkin yasasına boyun eğmeleri üzerine işler. Özgürlük bilincinden yoksun bu ilişki genel olarak despotik ilişkidir. Zor ve şiddet ancak yasaya başkaldırı durumunda ortaya çıkar.


Suç ve Ceza

Haksızlık tikel Hakkın ve evrensel Hakkın birlikte çiğnenmesi olduğu düzeye dek Suçtur.

Tikel istenç evrensel istenci ilk olarak bilmeden çiğneyebilir. İkinci olarak kendi doğruluğunu ileri sürerek çiğneyebilir. Ve üçüncü olarak bile bile çiğneyebilir. İlk iki durumda Hak çiğnenmemiş, tersine tanınmıştır. Üçüncü durumda Hakkın çiğnenmesi, evrensel istencin bilinçli olarak olumsuzlanması (sayılmaması) vardır ki, Ceza kavramına götürür. Ceza tekil Mülkiyetin değil evrensel Hakkın çiğnenmesini ilgilendirir.

Ceza Suçun karşıtıdır ve Suç nasıl Cezayı belirliyorsa Ceza da kendinde Suçu belirler, onun kendinde ne olduğunu gösterir, onun gerçeğidir. Ceza olmaksızın Suç analitik bir soyutlamadır. Bu düzeye dek Cezanın caydırıcı bir gözdağı olması ya da terbiye vb. gibi sonuçlarının olması Kavram için ilgisiz ve insan için onur kırıcı belirlenimlerdir, tıpkı Cezanın nicel olarak nasıl belirleneceğinin de tarihsel, ekinsel etmenlere bağlı olması gibi. 'Kısas' ya da Ceza ve Suç arasındaki 'eşitlik' tasarımı bu yüzden olumsaldır, ussal bir bağıntı değildir, Anlağın dışsallık alanına düşer (hırsızlığa hırsızlık, göze göz, dişe diş; ama suçlu dişsiz ya da tek gözlü olabilir vb.). Ceza haksızlığın olumsuzlanması, haksızlığın haktan yoksun bırakma yoluyla ortadan kaldırılmasıdır, ve bu düzeye dek Suçu kendi içinde moment olarak kapsar.

Bedensel Zor kavramı Haksızlık belirlenimi içine düşer, çünkü Zor genel olarak İstenci hedefler ve Hakkın çiğnenmesinin aracı olarak kullanılabilir.

Zorun İstenç üzerindeki etkisi yabancı istenci kendinin istenci yapmaya, boyun eğmeye götürmesidir. Zor zorunlu olarak yoketmeyi amaçlamaz. ("[İstenç] ancak herhangi bir yolda zorlanmaya izin verdiğinde zorlanabilir" [Tüze Felsefesi, § 91].) Ama aynı zamanda böyle İstenç İstenç değildir, bir İstenç olmaya son vermiştir. Köle kendi istencinden, özgürlüğünden vazgeçebilen bireydir. Özgürlüğün tersinmez olması ölçüsünde Zor ancak özgürlüğün bilincinde olmayan birey üzerinde etkilidir. Zor karşısında özgürlükte, kendi istencinde diretmek ölüm-kalım sorunudur. İstenç ancak Şeyin üzerinde olduğu zaman özgürdür.

Suçun zorunlu olarak Cezayı içermesi evrenseldir ve bu düzeye dek Ceza bir Hak olarak suçlunun kendi duyuncu tarafından da doğrulanır. Dostoyevsky'nin "Suç ve Ceza"sında (Преступление и наказание) Raskolnikov'un işlediği Suçun Cezası herşeyden önce kendi Duyuncu tarafından verilir. İşlediği cinayetlerde kendi insanlığını da öldürmüş, Hak olan şeyi bütününde çiğnemiştir. Türe Kavramı Suçun saltık olarak Cezasız kalamayacağını imler, ve Türe özgür olduğu sürece her insan Duyuncunu yakalayan bir kavramdır. Cezayı kendi içinde bile olsa çekmeyen birinin, Duyunçsuz bir insanın ilk cezası tam bu yoksunluktan ötürü kendini bir insan olarak ortaya koyamamış olmasıdır. Kötülüğü Kötülük olarak ayrımsayamayan bir insan yarı barbardır. Suç durumunda, Duyunç nerede varsa orada Ceza da vardır. Duyuncun olmadığı yerde Ceza da yoktur. Ama Duyuncun olmadığı yerde insan da yoktur. Bu düzeye dek Suçun cezalandırılması suçlunun insan olarak onurlandırılmasıdır — ceza ister içsel ister dışsal olsun. Raskolnikov İyiyi ve Kötüyü ayırdeder, çünkü bir Mafya üyesinin tersine, Duyuncunda eğitilmiş, uygarlaşmıştır. En azından Dostoyevski'nin kahramanı olarak böyledir. Duyunç yetisi ancak eğitim yoluyla, ancak insanlığın bütün bir tarihinin birikiminin özümsenmesi yoluyla olgunlaşır. Bu nedenle suçunu itiraf edip dışsal Cezayı da üstlenmesi kaçınılmazdır.

Raskolnikov; Dostoyevsky, "Suç ve Ceza"
Родион Романович Расколников

Hak kavramından Ahlak kavramına.
Hak ahlaksal yargı üzerine temellenmelidir. Her insan Duyunç yetisine doğal olarak iyedir. Yetinin bu doğuştanlığı bireyin belirli İyileri ve Doğruları yaşayarak kazanmasının zeminidir. Moral yaşantıların ya da deneyimlerin kategorilerini Duyunç yetisi a priori sağlar, görgül içeriğini değil. Bu belirli İyilerin ve Kötülerin, belirli Doğruların ve Eğrilerin neler olduklarını birey ahlaksal eğitim yoluyla kazanır. Raskolnikov durumunda bu eğitim özsel olarak bir din eğitimidir. Bu eğitimin yokluğunda, eyleminin moral kötülüğünü ayrımsaması olanaksız olurdu. Hıristiyanlık (ve Müslümanlık) aynı zamanda halkın dışsal olarak belirli Duyuncudur.

Dışsal Dinsel Duyunç ve Özgür İçsel Duyunç
Gene de dinsel duyunç bile, özsel olarak insan duyuncunun anlatımı olduğu düzeye dek, içseldir. Dışsallık bu duyuncun saptadığı moral belirlenimlerin insanlar tarafından dışsal olarak alınmaları ve kötülüğün Tanrı korkusu sonucunda kötülük olarak kabul edilmesidir. Bu düzeye dek insan duyunçsuzdur, kendi duyuncundan yoksundur, korku koşulu üzerine dışsal bir duyunca bağımlıdır. Moral olarak eğitimsiz kitleleri duyunçlu kılmanın peygamberce yolu budur. Dinin birincil olarak moral bir yararcılığa indirgemek doğru değilken, eğitimde yetkenin önemi burada da kendini gösterir. Çocuklar, öğrenciler büyüklerinin ve öğretmenlerinin yetkesini kabul etmelidir. Büyük moral öğretmenler olan Peygamberler de duyunçsuz ve dolayısıyla içsel olarak ahlaksız halkların terbiyesinin olanağını korkuda, Tanrı korkusunda bulurlar. Ama bu çözümün yarısıdır. Tam çözüm hiç kuşkusuz insanın özgür olması, duyuncunun gelişimidir. Ussal bir varlık olarak insan kötülüğü bildiği düzeye dek onu ancak yadsıyabilir. Gerçek anlamda Suçsuzluk suçun bilgisizliği, çocuksu suçsuzluk değil, ama yalnızca ve yalnızca suçun bilgisidir.


Hegel / Tüze Felsefesi
  Hegel / Philosophie des Rechts (1821)

§ 93

§ 93

Zorun kendini kendi Kavramında yok etmesi olgusal sergilenişini Zorun Zor yoluyla ortadan kaldırılmasında bulur; buna göre, Zor yalnızca koşullu olarak değil ama zorunlu olarak, başka bir deyişle, bir ilk Zorun ortadan kaldırılması olan ikinci Zor olarak haklıdır Der Zwang hat davon, daß er sich in seinem Begriffe zerstört, die reelle Darstellung darin, daß Zwang durch Zwang aufgehoben wird; er ist daher nicht nur bedingt rechtlich, sondern notwendig — nämlich als zweiter Zwang, der ein Aufheben eines ersten Zwanges ist.

Suçun ortadan kaldırılması dolaysız Hak alanında Öç olarak, tikellikten kaynaklanan bir özenç olarak görünür. Öç Yasanın, Devletin bulunmadığı durumlarda uygulanan bir kısas, bir karşılık vermedir ve olumsallık görünüşü nedeniyle kendini bir kan davası biçiminde kötü sonsuzluğa bırakır. Ceza da Suç gibi Törellik alanına, daha sağın olarak Devletin, evrensel istencin alanına aittir ve bu düzeye dek tikel olan Öcün kendisi bir Suçtur. Suçun zorunlu olarak Cezayı içermesi evrensel bir bağıntıdır ve bu düzeye dek suçlunun kendi duyuncu tarafından da doğrulanır.

Ceza ve Suç arasında eytişimsel birlik ya da özdeşlik Anlağın bakış açısından bir tür Eşitlik sorunu olarak görünür. Gene de burada eşitlik ilişkisi (Kısas) Kavrama dışsal bir ilişkidir.

Cesare Beccaria

Milano'da doğan Cesare Beccaria (1738-1794) bir Jesuit eğitimi gördü. Ekonomi ve politika üzerine görüşlerini Aydınlanma yazarlarından kazandı. "Suçlar ve Cezalar Üzeriene" (Dei Delitti e delle Pene) denemesini çağdaş cezaların aşırılığına bir tepki olarak yazdı ve ceza dizgesinde reform istedi. Ölüm cezası ilk kez Tuscana dükü tarafından kaldırıldı. Beccaria her insanın özgür istenci olduğunu kabul ediyor, Devlet üzerine sözleşmeci bir görüş taşıyor, ve cezanın caydırıcı olduğunu düşünüyordu. Bu son iki noktada da Hegel'in çözümlemesinden ayrılır.

Zor ancak Zorun ortadan kaldırılması olarak, ancak haksızlığın haksızlığı olarak haktır (Tüze Felsefesi, § 93).

Hegel / Tüze Felsefesi
  Hegel / Philosophie des Rechts (1821)

§ 100

§ 100

Beccaria, bilindiği gibi, Devlete ölüm cezası hakkını yadsımıştır, çünkü toplumsal sözleşmede bireylerin öldürülebilmek için onaylarının kapsandığı varsayılamazdı; tersine, bunun karşıtı kabul edilmeliydi. Ama Devlet genel olarak bir sözleşme değildir (bkz. § 75), ne de koşulsuz tözsel özü tekil üyeler olarak bireylerin yaşam ve mülkiyetlerinin korunması ve güvenliğidir; tersine, Devlet daha yüksek bir kendiliktir ki, giderek bu yaşam ve mülkiyet üzerinde bile hakkı vardır ve onlardan özveride bulunmayı ister.

Ek. Beccaria’nın istediği şey, insanın cezalandırılmak için onayını vermesi gerektiği bütünüyle doğrudur, ama suçlu edimi yoluyla bu onayı daha şimdiden vermiştir. Suçun doğası da, tıpkı suçlunun kendi istenci gibi, suçlunun yol açtığı hak çiğnenmesinin ortadan kaldırılmasıdır. Gene de, Beccaria’nın ölüm cezasının ortadan kaldırılması için uğraşının yararlı sonuçları olmuştur. Ne Joseph II ne de Fransızlar hiçbir zaman onu bütünüyle ortadan kaldıramamış olsalar da, insanlar hangi suçların ölüm cezasını hak ettiğini ve hangilerinin etmediğini görmeye başlamışlardır. Bunun sonucunda ölüm cezası daha seyrek uygulanır olmuştur, — bu en yüksek ceza açısından olması gerektiği gibi.

Beccaria hat dem Staate das Recht zur Todesstrafe bekanntlich aus dem Grunde abgesprochen, weil nicht präsumiert werden könne, daß im gesellschaftlichen Vertrage die Einwilligung der Individuen, sich töten zu lassen, enthalten sei, vielmehr das Gegenteil angenommen werden müsse. Allein der Staat ist überhaupt nicht ein Vertrag (s. § 75), noch ist der Schutz und die Sicherung des Lebens und Eigentums der Individuen als einzelner so unbedingt sein substantielles Wesen, vielmehr ist er das Höhere, welches dieses Leben und Eigentum selbst auch in Anspruch nimmt und die Aufopferung desselben fordert.

Zusatz. Was Beccaria verlangt, daß der Mensch nämlich seine Einwilligung zur Bestrafung geben müsse, ist ganz richtig, aber der Verbrecher erteilt sie schon durch seine Tat. Es ist ebensowohl die Natur des Verbrechens wie der eigene Wille des Verbrechers, daß die von ihm ausgehende Verletzung aufgehoben werde. Trotzdem hat diese Bemühung Beccarias, die Todesstrafe aufheben zu lassen, vorteilhafte Wirkungen hervorgebracht. Wenn auch weder Joseph II. noch die Franzosen die gänzliche Abschaffung derselben jemals haben durchsetzen können, so hat man doch einzusehen angefangen, was todeswürdige Verbrechen seien und was nicht. Die Todesstrafe ist dadurch seltener geworden, wie diese höchste Spitze der Strafe es auch verdient.


Dolaysız Hak Alanından Dolaylı Hak Alanına Geçiş
Soyut Hak alanından Ahlak alanına geçiş mantıksaldır ve bu ölçüde kendisinin soyutlama olduğunu gözden kaçırmamak gerekir. Realitenin kendisi de özsel olarak mantıksaldır, kavramsız değildir, ama soyutlayıcı ya da analitik düşüncenin kendisi bu bağlantısız görünen sonlu varoluş alanını kavramsal düzleme getirerek ondaki karmaşayı yalınlaştırır. Dizgeselleştirmenin kendisi bir indirgeme değil ama örgütemedir, ve burada örgütleme ilkesi Kavramın kendisidir. Doğal bilinç alanında Kavram ancak tasarımsal olarak, başka kavramlar ile içiçe geçmiş, bu yüzden dışsal bağıntılar içinde, giderek kaotik olarak görünür. Ama Kavram bu bilinçte de kendini gerçek bağıntıları içinde kurmaya çabalar, ve Tüze alanında yaşanan çelişkilerin ve yetersizliklerin zaman içinde giderildiklerini ve dizgeselliğin geliştiğini görürüz.
Hak kavramının ilkin dolaysızlığı içinde alıması onu ilkin Duyuncun Ahlak alanından soyutlanmasını anlatır. Duyunç açıktır ki İstencin kendisini, ama dolaysızlığı içindeki istenci nesne olarak alır, onu belirler.

Ahlak alanı Törellik alanı değildir, çünkü Ahlak Kavramı İyi ve Kötü, Doğru ve Eğri kavramları arasındaki ilişki ile ilgilidir. Sıradan dildeki ahlak ve ahlaksızlık anlatımları da doğru olan ve doğru olmayan belirlenimlerini ilgilendirir, ama bunları genel olarak eşeysellik alanına indirgenmiş olarak, ve sık sık salt içgüdüsel olanı anlatmak için kullanır. Ahlaksız olan içgüdüsel olan değil, ama içgüdüsel olana boyun eğendir. Yine aynı durum Özgürlüğün doğal belirişi bağlamında Özgürlük sözcüğüne bağlanır, ve Özgürlüğün kendisi içgüdüsel olanın anlatımı olarak görülür.

 
İdea Yayınevi / Hegel’in Nesnel Tin Dizgesi / Aziz Yardımlı / 2014