İdea Yayınevi / Modern Tin /Aziz Yardımlı
 
eski anasayfa_
online alış-veriş_
 
Sözleşme

Sözleşme Mülkiyetin devredilmesidir. Bu düzeye dek ilkin karşılık olarak yalnızca bir kabul bekleyen tek yanlı bir Sözleşme biçimini alabilir — bağış ya da armağan. Gerçek Sözleşme özsel olarak bir Mülkiyetin bir başka Mülkiyet ile değiş tokuşudur, ve her değiş-tokuş, her alım-satım özsel olarak Sözleşmedir.

Edimsel değiş-tokuşu İstencin, tüzel imlemi olan Sözün devredilmesi (ve eşit ölçüde devralınmas) saltık olarak önceler (giderek dolaysızca para yoluyla yapılan alış-verişlerde bile). Sözleşmenin görgül zemini gereksinim, yarar vb. gibi olumsallıklardır. Ama mantıksal zemini Kişinin Mülkiyet hakkı olan özgür, tüzel Kişi olmasıdır. Köle sözleşme yapamaz. Modern işçi bir Yurttaş olarak, bir Kişi olarak bunu yapabilir, çünkü İşgücünu bir Mülkiyet olarak devredebilir.
 
Sözleşmenin özdeş istenç olması ölçüsünde İşgücünün devredilmesinde her Sözleşme durumunda olan bağıntı yatar: Başkasının istencinin birinin kendi istenci ile özgürce özdeşleştirilmesi. Buna göre, Emekçinin aldığı ücret ne olursa olsun bu Sözleşmeye zorlanmamış ve kendi özgür istenci ile girmiş olduğu için Sömürü söz konusu edilemez. Bir insanın bir başkası tarafından araç olarak kullanılması bu bağıntıda tüzel değil ama ahlaksal bir noktadır, ve yasa belirlenimleri nesnel ve evrensel iken ahlaksal belirlenimler yasa karşısına öznel ve bireysel olarak çıkarlar. (Sömürü konusu 3.II.A.c bölümünde yeniden alınacak.)

 

Hegel / Tüze Felsefesi
  Hegel / Philosophie des Rechts (1821)

İkinci Kesim
Sözleşme

§ 72

Belirli-varlık yanı ya da dışsallık yanı bundan böyle salt bir Şey olmayan, ama bir (ve böylelikle bir başka) İstenç kıpısını kendi içinde kapsayan mülkiyet Sözleşme yoluyla ortaya çıkar — bir süreç olarak ki, onda benim kendim için varolan ve bir başka istenci dışlayan bir mülkiyet-iyesi olmamın ve öyle kalmamın ancak başkası ile özdeş bir istençte mülkiyet-iyesi olmaya son vermem ölçüsünde olanaklı olması biçimindeki çelişki kendini sergiler ve dolaylı kılar.

Hegel
Zweiter Abschnitt
Der Vertrag

§ 72

Das Eigentum, von dem die Seite des Daseins oder der Äußerlichkeit nicht mehr nur eine Sache ist, sondern das Moment eines (und hiermit anderen) Willens in sich enthält, kommt durch den Vertrag zustande — als den Prozeß, in welchem der Widerspruch, daß Ich für mich seiender, den anderen Willen ausschließender Eigentümer insofern bin und bleibe, als Ich in einem mit dem anderen identischen Willen aufhöre, Eigentümer zu sein, sich darstellt und vermittelt.

§ 75   § 75
Sözleşme yapan iki yan birbiri ile dolaysızca bağımsız kişiler olarak ilişkili olduğu için, Sözleşme (α) özençten doğar; (β) Sözleşme yoluyla belirli-varlığa geçen özdeş istenç yalnızca ikisi yoluyla koyulmuş, böylece yalnızca ortak olan, ama kendinde ve kendi için evrensel olmayan bir istençtir; (γ) Sözleşmenin nesnesi tekil dışsal bir Şeydir, çünkü ancak böyle birşey onların onu devretme (§ 65 vs.) gibi yalın özençlerine altgüdümlüdür.

Buna göre Evlilik Sözleşme Kavramı altına alınamaz; bu ‘alta alma’ — utanç verici dememiz gereken bir biçimde — Kant’ta (Tüze Öğretisinin Metafiziksel Başlangıç İlkeleri, s. 106 vs. [I. Bölüm, § 24-27]) ortaya sürülmüştür. — Benzer olarak, Devletin doğası da sözleşme ilişkisinde yatmaz — Devlet ister herkesin herkes ile bir sözleşmesi olarak görülsün, isterse bu herkesin tekerk ve hükümet ile sözleşmesi olarak. — Bu sözleşme ilişkisinin de genel olarak özel mülkiyet ilişkileri gibi Devlet ilişkisine karıştırılması Devlet tüzesinde ve edimsel dünyada büyük karışıklıklar yaratmıştır.

Da die beiden kontrahierenden Teile als unmittelbare selbständige Personen sich zueinander verhalten, so geht der Vertrag a) von der Willkür aus; b) der identische Wille, der durch den Vertrag in das Dasein tritt, ist nur ein durch sie gesetzter, somit nur gemeinsamer, nicht an und für sich allgemeiner; g) der Gegenstand des Vertrags ist eine einzelne äußerliche Sache, denn nur eine solche ist ihrer bloßen Willkür, sie zu entäußern (§ 65 ff.), unterworfen.

Unter den Begriff vom Vertrag kann daher die Ehe nicht subsumiert werden; diese Subsumtion ist in ihrer — Schändlichkeit, muß man sagen, bei Kant (“Metaphys. Anfangsgründe der Rechtslehre,” S. 106 ff.) aufgestellt. — Ebensowenig liegt die Natur des Staats im Vertragsverhältnisse, ob der Staat als ein Vertrag aller mit allen oder als ein Vertrag dieser aller mit dem Fürsten und der Regierung genommen werde. — Die Einmischung dieses, sowie der Verhältnisse des Privateigentums überhaupt, in das Staatsverhältnis hat die größten Verwirrungen im Staatsrecht und in der Wirklichkeit hervorgebracht.

Sözleşmenin Ussallığı
Mülkiyeti ve Özgür İstenci varsayan Sözleşme özdeş İstençtir. Sözleşmenin yanları dışsal zorlama ya da baskı olarak gördükleri belirlenimler altında olabilirler. Gene de kararları onlara aittir ve Sözleşmenin güdüleri ona girip girmemede özgür olmaları olgusunu değiştirmez. İşgücü Mülkiyet olarak kabul edilir edilmez bu kavramsal zorunluktan çıkış olanakları kapanır. Ve biricik Mülkiyeti bedeni, işgücü olan insanın yaşantısı bu belirlenimin eklentisi olur.

Sözleşme ve Evlilik (Kant)
Sözleşme tüzel Kişiler arasında olur, Sevgililer arasında değil. Sözleşme bir Mülkiyet ilişkisidir. Sözleşmenin yanları iye oldukları Mülkiyetler üzerine bir özdeş istenç oluştururlar. Evliliği bir sözleşme olarak görmek onu Kişiler arasındaki bir Mülkiyet ilişkisi olarak görmek demektir ve Kant Evliliği böyle görür. Evlilik ilişkisine giren iki insanı tüzel Kişiler olarak, ve ilişki zemini olarak gördüğü eşeyselliklerini Şeyler olarak alır. " ... Evlilik (matimonium), e.d., ayrı eşeylerden iki Kişinin eşeysel özelliklerinin yaşam boyu karşılıklı iyeliği için birliği" :: "... Ehe (matrimonium ), d. i. die verbindung zweier Personen verschiedenen Geschlechts zum lebenswierigen wechselseitigen Besitz ihrer Geschlechtseigenschaften."

Burada da Kant felsefi çıkarsama üretmek yerine bir kural olarak yaptığı gibi kendi kişisel görüşlerini formüle eder, ve bu görüşler romantik olmaktan başka herşeydir — Aydınlanma tini ile, yararcılık tini ile, doğalcılık tini ile uyum içindedirler ve insan doğasını neredeyse insan olmayan birşey olarak, aşağı yukarı bir Mal olarak alırlar. Evlilikte bir sözleşmeden daha çoğu vardır, ve bu Duygudur, Erotik Sevgidir. Eğer Kant Sözleşmenin bir Mülkiyet ilişkisi olduğunu dikkate alsaydı, Evlilik ilişkisine giren yanları yalnızca tüzel Kişiler olarak değil, yalnızca birbirlerine söz veren bireyler olarak değil, ama birbirlerine duygusal olarak bağlı özgür bireyler olarak görebilirdi. Nesnel tin alanının üstünde ve ötesinde Saltık Tin alanı bulunur, ve ilk kez burada insanlar en özsel doğalarında özgürlüklerini varoluşa yükseltirler, kendilerini duyguda, düşüncede ve estetik duyarlıkta vareden bireyler olarak gerçek belirlenimlerini yaşarlar — nesnel Tin alanında ne denli kısıtlı olursa olsun. İnsan soyut Hak alanında Kişi, Toplumda özdeksel-kültürel gereksinimlerinin peşinde olan atomik Yurttaştır. İnsanlığının gerçek Kavramı, ve dolayısıyla gerçek Olgusallığı ancak saltık Tin alanında bulunur. Ve bu alan nesnel Tin alanını yalnızca bir ön-koşul olarak, ama saltık olarak zorunlu bir ön-koşul olarak alır.

Bu özsel duygu ilişkisine karışan tüzel yan onu kurumsal Evlilik ilişkisi yapan kültürel yandır, ve Kant Evliliği salt bu dışsal, nesnel yanında anlar, saltık Tin ilişkisi, sevgi birliği yanında değil. Kant'ın 'felsefi' görüşü Evliliğe tecimsel bir sorun olarak yaklaşanların görüşünün ötesine geçmez. . — Benzer olarak Devlet de bir tür toplumsal Sözleşmenin özdeş istenci değildir, çünkü Yurttaş ve Devlet ilişkisi bir tecim ilişkisi değildir.(Evlilik Törellik alanına ait bir kavramdır. Sözleşme ile ilişkisi dışsaldır ve tam çözümlemesi o alana düşer.)


Kant / Töre Metafiziği

 

Kant / Die Metaphysik der Sitten

§ 25 § 25
Çünkü bir eşeyin ötekinin eşey örgeninden elde ettiği doğal yarar (ya da kullanım) bir hazdır ki, bunun için [bedensel] bir bölüm ötekine teslim edilir. Bu edimde bir insan kendini bir Şey yapar, ki onun kendi kişiliğinde İnsanlık Hakkına aykıdır. Ama bu ancak bir Kişinin öteki tarafından bir Şey olarak kazanılırken, bu ikinci Kişinin de yine karşılıklı olarak ötekini kazanması ve böylece kendi kendisini yeniden kazanırken kişiliğini yeniden kurması gibi tek bir koşul altında olanaklıdır. İnsan örgenliğinin bir parçasının kazanılması bütün kişinin kazanılmasıdır, çünkü kişilik saltık bir bütündür; bundan şu çıkar ki, bir eşeyin ötekinin hazzı için teslim edilmesi ya da kabul edilmesi yalnızca Evlilik koşulu altında izin verilebilir olmakla kalmaz, ama ayrıca ancak o koşul altında olanaklıdır. Ama bu kişisel hakkın gene de aynı zamanda bir Şey türünde olması olgusu zeminini eğer evli kişilerden biri kaçacak ya da bir başkasının iyeliğine girecek olursa, ötekinin onu her zaman ve karşı çıkılamayacak bir yolda sanki bir Şey imiş gibi gücü altına geri getirmeye hakkının olmasında blulur.
Kant
Denn der natürliche Gebrauch, den ein Geschlecht von den Geschlechtsorganen des anderen macht, ist ein Genuß, zu dem sich ein Theil dem anderen hingiebt. In diesem Act macht sich ein Mensch selbst zur Sache, welches dem Rechte der Menschheit an seiner eigenen Person widerstreitet. Nur unter der einzigen Bedingung ist dieses möglich, daß, indem die eine Person von der anderen gleich als Sache erworben wird, diese gegenseitig wiederum jene erwerbe; denn so gewinnt sie wiederum sich selbst und stellt ihre Persönlichkeit wieder her. Es ist aber der Erwerb eines Gliedmaßes am Menschen zugleich Erwerbung der ganzen Person, weil diese eine absolute Einheit ist; - folglich ist die Hingebung und Annehmung eines Geschlechts zum Genuß des andern nicht allein unter der Bedingung der Ehe zulässig, sondern auch allein unter derselben möglich. Daß aber dieses persönliche Recht es doch zugleich auf dingliche Art sei, gründet sich darauf, weil, wenn eines der Eheleute sich verlaufen, oder sich in eines Anderen Besitz gegeben hat, das andere es jederzeit und unweigerlich gleich als eine Sache in seine Gewalt zurückzubringen berechtigt ist. 
İdea Yayınevi / Hegel’in Nesnel Tin Dizgesi / Aziz Yardımlı / 2014